|seçilenler|siyaset|Ekonomi|ısparta ilçeleri|ıspartaspor|Türkiye|sdu|Sağlık|Teknoloji|Magazin|Video|Kadın|Dünya
 

GÜNÜN ŞİİRİ-başımıza belamısınız

dagda terörist ,ovada köylü,hastanede yeşil kartlı ,sınırötesinde kaçakçı...

Kategori  Kategori : seçilenler
Tarih  Tarih : 23 Mayıs 2013 02:44

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto Yazı Boyutu

 
 
 
 
 
4 ADET GECE GÖRÜŞLÜ SONY CHİP SETLİ KAMERA + ALARM SİSTEMİ  KOMPLE ÇALIŞIR HALDE KURULUM DAHİL  TÜM KREDİ KARTLARINA 12 EŞİT TAKSİTTE 1000 TL  BİLTEK BİLGİSAYAR VE GÜVENLİK SİSTEMLERİ  0 542 814 85 80 
.................................

POLİTİKA ; POLİTİKACILARA BIRAKILMAYACAK KADAR ÖNEMLİ BİR KONUDUR.DEMOKRASİ ; HAKETTİGİMİZDEN DAHA İYİ YÖNETİLMEYECEGİMİZİ GARANTİ EDEN BİR SİSTEMDİR

ağlamaklı
Kırıldın...

Demiştim dedin kendi kendine kaç kez.

Kaç kez ifadesizliğinden iğrendin hayatın

Fersahlarına kaçtın biliyorum yüzsüzlüğün

aldırma gülüm sen bana

aldırma ahşap yapılı yalanlarıma

aldırma kına vurulmuş yaptıklarıma

kendine dön geceden habersiz

gözlerime aldırma

mahurluğu senden başkasına...

Bayrakları insin artık muhabbetin

Marşını susturun aşkın

Sarıya çalgın çiçekleri yolun hülyalardan

Fener alaylarını seyredin ayrılıkların.

OKTAY BAYKURT
................
bazen dün oluyor insan
...bazen dün oluyor insan

zamana gömdüklerini çıkarıyor istemeden,

istemeden kutularını açıyorsun yaşanmışların...

Ve yollar odalar sığdırıyorsun gözlerine

ama için acımıyor tozlu geçmişine yüreğinle dokunurken...

Yüzünü aynalara asmak yerine bugüne arşivliyorsun,

yeniden anmak için yaşamaya devam ediyorsun...
 
 
.................
adımı koyamadım
Bardağını taşırmak mümkün değil yalnızlığın

Perhizde kalabalıklarım

Orucunu tutmaya o kadarda hevesli değilim aslında

Aklımın şadırvanında susuz kalmış umutların.



Erleri aç, eli oltalı düşlerimin.

Faytonları rast makamında ayaklanmaz,

Hımbıl hünerli heveslerimin.



Çimen yürekli olsam ne vardı sanki!

Envayi çeşit çiçeklerim olsa ne olurdu!

Ah! ben, kıblesini yitirmişim sergüzeştliğin!



Gülüşlerimin boyları beysiz.

Anonim yaslarda kayboldum,

Bakiliğimin sazları hem mızrapsız hem de telsiz.



İsa gibi içimde ölenleri diriltsem

Musa gibi mimiklerimi yutan denizleri ikiye bölsem

Muhammed gibi başıma taş yağdıkça

Vaziyetimin hikmetine gülsem, sabretsem.

................
 yedi kardeş
Biz yedi kardeştik

Yetmiş mahalleli şehrin kedileri

Fare parodilerinin jönleriydik

Deniz kokmazdı ağzımızda

Vurdum duymaz dertler doyururdu karnımızı.

Kepekli havalarda hayyallenir

Soğuk kırıntıları yapardık kemikten kayıklarımızı

İpotekli çöp bidonlarımız vardı,bir gecelik

Bir gün göz boyar ertesi gün diz bükerdik

Kediydik işte yedi bıyıklı

Kah sahipsizliğin anyasında geçerdi zaman

Kah çocuk taşlarının konyasında

Yine de vardık işte köpeklere inat

Yaşasın kurtarıcımız erik dalları.
 
...............

Yakaza Düşlerim

Şu an sabahın altısı
Ve yakazaligimda mavi bakışlı bir kadın.
Ne sağ ne de sol farketmez bu gün
Kalkışlar serbest asaletten ve sinirden yana...
Berhudar olduğum kadar onun yokluguyla da en yogun sabahlarındayım ayrılığın...
Şiirselligimi kenara bırakıp onu anlatmak isterdim kızıl yüzlü tepelere
Kendimi bir kenara itip onu dinlemek isterdim bosluğunda gözlerimin...
Sen, ey sevgilerimin serhaddi!
Sen mavi gökyüzlü kadın!
Elini saçına götürdügünde kaç lifleri kırılır biliyormuydun tenimin...
Her sigara çekisinde kaç hektar ben yanardım içimde....
Her dudak büzüşünde kaç evler çökerdi biliyormusun...
Her önüne egilisinde ne vesveseler ne safsatalar çakılırdı beynime..
Tırnağındaki o koyu kahverengi renkteyim şimdi...
Harcına biraz da BEN koysana dudağına sürdügün rujun
Adam akıllı yalnızım artık
Kızıyım sensizliğin sılasında hasretin...
Canlarına sigaranın dumanını dola ben yerine
Her evden çıkışında güneşe bak yansımasını görürsün orda yüzümün
Gülmeli miyim ağlamalı mıyım sevinmeli miyim
Bunu bir anlayabilseydim,uyuzluğuna yanıyım sevgimin!
Sen, ey içime silgiler çeken kadın!
Kelimeler uğurlamaya geliyor beni sensizlige gidisimde bak!
Bir damla yaş dökermiydin bir kova su yerine arkamdan
Bir ofla yanımdasın şimdi; bir tıkla karşımdayken eskiden...

Oktay Baykurt

 
 
 
..................................
 
Varsın Bitsin

Biran kendime ve sana baktım...

Ben çok ileri gitmişim bi şeylerde

Ama mutluyum da bundan

Sen ne geridesin

Ne de yanımda

Uzak olan bir dünyanın yıldızları olmak

Güneşsiz kalmak

Ve senin gülüşlerinde kahrolmak

Varsın içi boş bir koza olsun

Varsın sen olma samanyolunda

Varsın bitsin bu aşk

Oktay Baykurt

 
...................................
 
  GENÇ ÖLÜM

Şarkıların virajında tepe taklak gitti sevdalı.

Yandı kül oldu ne kadar çicek varsa elinde,

Veremedi en sevdiği kaldırım güzeline...

Sözlerin ekildiği,adımların çizildiği taşlar onlarsız eskiyeceklerdi artık.

İlk buse ilk sarılma sır olup gidecekti...

Hayata tutunmak istedi ambulansta.

Bir el uzandı gökten, meftunesiydi gördüğü;

uzattı elini, zamanı bıraktı gitti...

Yakışmadı be sevdalı sana böylesi!

Bir şarkıya dalıp şarkı bitmeden nefes vermesi.

Bu şehir bu caddeler şarkılara kaldı bak!

Her yerde onların ayak sesleri...

Notalara dil olup aşka ritim olmak varken

Gerdanlık oldun aç topraklara...

Şimdi ölümler mi fışkırsın tüm aşklardan?

Kavuşmalar şarkılarda mı kalsın?

Bir kadeh aşk şarabını içemeden şişeyi gözü yaşlı maşukuna bıraktın...

Söyle!Kırmalı mı,atmalı mı,saklamalı mı bu şişeyi maralın?

Ama unuttuğun bir şey var be sevdalı ,

Sen,ölümün en genciyle kucaklaşırken; sevdalını  genç  bıraktın

 
 
............................................
 
Matruşka

sen dostluktan yuvarlanmış bir matruşkasın...
insani duyguların hepsi sana yapışkan hep sen de iç içe...
bilirim malumsuzluk gerekir senliklerime...
tebliğsiz kalmalı yüreğin beklentilerime...
acımak sana yakışmaz bilirsin...
çünkü sen yücesin gözlerin kadar...
yüreğin kadar benimsin…

Oktay Baykurt

 ..................................

Markalar Kavşağı

mercedes kavşağa girmişti...kavşağın diğer yönündense bmw geliyordu...onun arkasında ise ford vardı...trafik lambası da olmayınca ortalık kuzuyla kurda kalmıştı...mercedes tekerleklerini yana açarak bmw'ye rest çekti yolundan çekilmesi için....bmw homurdandı,sen de kimsin,asıl sen çekil yolumdan....ikisinin tartışmasına bir sürü demir parçası geldi...skoda,lada ve tata....

opel,volswagen,cıtreöen ve audi ise kimden tarafa olacaklarına karar veremediler...herkez saf tutmaya çalışıyorlardı ki yola aniden bir lastik gIcırtısı hakim oldu...

gelen schumahher'den başkası değildi...ayaklarından lastik kokusu çıkıyordu....bütün 'hın hınlar' onun bu tartışmaya hakem olmasını istediler...

buna subaru,hyundai,honda,kia ve renault karşı çıkınca FERRARİ ve ROYS ROYS aldıkları duyumlara göre olay bölgesine el yapımı demirlerini gönderek shumahher in hakemliğini onayladılar....

koskocaman kavşak ve bir sürü demir yığını...karşılarında ise eli mikrofonlu schumahher....sayın demir yığını..herkes eksozuna ve lastiğine sahip çıksın lütfen, çünkü gürültü işimizi daha da bir zorlaştırır...taraflar gelsin ve davaya başlayalım....

tak tak tak sesleri içinde direksiyonlar kırıldı ve belirli bir açı hizayla herkes mahkeme alanında yerini aldı....farlar söndü,el frenleri elsiz kaldı, camlar köpürdü..

ilk önce mercedesin avukatı ''hitler'' dinlendi......hitler şöyle diyordu:bu yollar bizimdir şeridimizin yanına şerit, levhalarımızın üzerine deuchland'tan başka yazı yazdırmayız...ilk önce biz bu kavşağa girdik...takla atma riskimiz yokken ve iki teker üzerinde gitme şansımız varken biz yolumuzu bmw ye kaptırmak istemedik....biz pencere gözlüler arasındaki rekabet yollardadır onun için

yol bizimdir biz döneceğiz..

hafif bir marj sesinden sonra bmw nin avukatı 'nitsche' sözü aldı:kardeşim hitleri dinlediniz....onun söylediklerine katılmamak mümkün değil ama birde olaya hiçlik,didaktik.terminolojik ve hiperfenomenik olarak bakacak olursak bu kavşaktaki yol hakkı bmw ye aittir...çünkü bu kavşağın telif hakkı bmw nindir...sayın yargıç işte bu kavşağı yapan demir.asfalt,refüj ve korumalardan aldığımız satış beyannamesi.....

son söz shumahhere gelmişti...kapıcı pegouet herkesin sboblarını tıkamasını ve karar açıklanmadan benzin içmemesini ilan etti...'''KARAR:ulen demirin biz insan tarafından işlenipde işe yarar hale getirdiği toplu cubuk bütünleri....bi yolu mu paylaşamadınız...tamponlarınız o kadar sağlamsa çıkarsınız arenaya uğur dündar abimizin elindeki kırmızı çekete toslarsınız...ne dir bu yaaa.........ya direksiyonunuzda SEMRANIM olsaydı....ha bire kafa atar dururdunuz be banlıyorlere...bırakın bu kavşak polemiğini de araba gibi araba olun....büyüyün be büyüyün...yaşınızdan plakanızdan utanın...hadi gaza basın ve gidin....dava bitmiştir...''


Oktay Baykurt

 
 
.......................

Mavi Kadınlar

gün sakin bir sarılıkta yüzerken,
aklımın semalarından geçen pusulasız bir gemi batmaya yüz tuttu özlemin azgın sularına...
ve yanlış bilinen bir kurtarma başladı sevgilerde...
utanmasız çığlıklarla irkiliyordu kalbim...
utanmaz yalvarışlar çarpıyordu kulağıma...
o sen miydin...
yoksa ütopik bir kadını mıydı göklerin...
ahh ben...
ah avere ciğerim...
mavileri mi buldun süzecek...
tellerin kırılır,bitiremezsin...
kırmızaya alışkınsın sen...
mavileri yutamazsın...
tekler yoksa bu adem model vucud...
uyandırmaz uykular...
ağlaşır ütopik mavi kadınların...

Oktay Baykurt

 
 
 
...........................

Kuralsız

gündüzlerin devri akşamlarda bitiyor...sabahın seyri ise ikindilere götürüyor bizi...insanız, uyurken ölümü tatmak uyanırken hayattan kaşıklanmak görevimiz... yoksa oturmakla ömür biter mi...arşınlamak için sokaklar yapmışız kendimize,sevdiklerimize götürsün diye yollar...binalar dikmişiz kalabalık yaşayalım birbirimizden para kazanalım diye...tarlalar açmışız ciğerlerimizi söken,bitkiler yetiştirmişiz ve bir kökten bin meyve almışız gözümüzü doyuran sağlığımızı bitiren... türlü icadlar yapmışız nesneye dair,bizi tembelliğe alıştıran...örfler koymuşuz ilişkilerimizi düzenleyen; adetlere tutunmuşuz kan aksın diye, dogmalara saplanmışız babanın yanında çocuk öpülmez tipinden... batıllara inanmışız çaresiz kalınca yanı başımızda el açımlığı dua edecek allahımız varken...kimimiz soysuzlaştırmışız yüreğimizi inançlara,kültürümüze...ne kahve kalmış hatırı olan ne de komşusu açken uyumayan...köylü mahalleli olunca, unutmuş kapısının önünden geçenin hali ahvalini...

kim verebilir ki balkonda yanan ızgara kokusunun hakkını,kim bilebilir sahipsiz birçok insan aç gezerken hayvan hakları için zırvalar savururken harcanan paranın miktarını...eskidenmiş evde pişen yemeğin komşu hakkını vermek şimdi neyi boşta buldun kimi yanlız gördün, al elindekileri tıka boğazını...ama bir yerde hak, arz talep meselesi; yalancılık kalpazanlık prim yapıyor aramızda doğrular enayi mertler ise deli...şu ''ab'' neden kağıt üzerinde bizi dahil etmez ki kendine...dejenere olmuş kültürümüze,açık göbeklerimizle,daracık taytlarımızla,göstermekten gurur duyduğumuz degajemizle ve en önemlisi ''bir kerecikten bi şey olmaz'' anlayışımızla hem bedenen hem ruhen ve dahi şeklen ''onlarız''...cep delik cepken delik mefkuresi de artık lütfen tarih olsun, moda,cebe elini sok cepkendekini al ve ne sen beni gördün ne de ben seni...''balık baştan kokar'' derlerdi ya atalarımız...bence bunun islam öncesindeki dedelerimiz söylemişler,kur'an'da nasıl yaşarsanız öyle yönetilirsiniz desturru var, anlayacağınız balık kuyruktan kokuyor artık...gerçek bu...yasaklı olan,görgüye ters düşen şeyleri biz yapamazken-ve yapmak isterken- başkası bunu yaptığında aşırı tepki hatta tavır ya da şiddetle tepki veririz...oysa çoğumuz o yasağı delmenin yollarını gizliden hayalleriz,düşleriz...bence doğruluğu, güzel yaşamayı ve iyi bir toplumun gelişmiş bir toplumun kendimizdeki onurumuza yakışan davranılardan geçtiğini bilmeliyiz...

paragrafı bağladım son cümleyle,yazı bitti sanmayın...ya sevgi ya aşk ne olacak...bir bar kadehiyle başlayan ve yatakta yanlızlıkla uyanılan sabahları unuttum mu sandınız...bir sesin beğenilmesini,kalçalara dokunabilmenin aşk sanıldığını geçiverecek mi diye düşündünüz...ya da bir iş yerindeki dostlukların arkadaşlıkların kaçamaklı yaşantılarını dinlemediğimi mi varsaydınız...ve gençlerimiz,iletişimde zorlandığımız ve onlara göre dillerinden anlamadığımız değerlerimiz...birbirlerinde hoşlandıkları şeyi elde etme savaşını aşk sanan sevgi cahillerimiz...bir insan sevdiği insanı yolun ortasında öpemez...çevresindekilerden değil ondan utanır yürek....neden ''sanmalar'' aşk olur ki ve neden bir toplumda evlenme sayısı ile boşanma sayısının arasındaki oran denkleşir hale gelebilir ki...tanımadan sevilmez,güven duyulmadan sevgi söylenmez...ve bu şıpsevdi sevdaların altı aylık ilişkilerin yapabileceği bir şey değildir...gerçi bu da arz talep meselesi çünkü insanlar için dünya zevk ve sefa yeri artık...bir yüz bir beden bir sevgi az geliyor bize...

Oktay Baykurt

 
 
 
...........................

Kalp Afacanım

Kalp afacanım...
Durmadan yaramazlık yapan kırmızı kurdeleli sevgili...
Afacanlar kırdıkları şeyler kadar kendilerini de sevdirirler...
Bana aşkın mevsimlerinden bahsetme bir daha...
Mevsimler değişkendir ama ben değil...

Oktay Baykurt

 ........................

İskelede Bir Kadın

Denizin üzerine çadırını açmış bir kadın vardı...
İçinde okyanus,okyanusta bir yunus,
Yunusta bir hüzün,hüzünde bir alım,alımlıkta bir düş...
Onca insanın geçit töreninde,
Ayrı bir buluttan yağmurlar yağdırıp ıslanıyordu aklı...
Ne meraktı benimkisi
Ne de uzaktan hüzzam beste izlemek...
Sadece gözlemekti kadının yüzüne vuran içindeki çocuğun sevgisini,
Mahzunluğunu,mutluluksu ağlayışını...
Abartmaktır belki benim yazdıklarım
Belkide dozajını kaçırmış bir renksizlik dünyası...
Denize yakın olmak uzaklara gitmek değil midir?
Bir iskeleden yakamoza banmak
Anıların gözlerde oynaşması demek değil midir?
Topla çadırını...
Ve bir kol altına sığın.
Sıcaklığında kaybol aşkın.
Her yaşanan gün hatırandır dünyaya be kadın!
Gel sevdaya,
Atmosfer benim,
Doğa benim.
Sen yeterki gitmek iste
Varacağın yer benim...

Oktay Baykurt

 
 
 .............................

Hadeka

hadeka
günlerin sonuydun
gecenin ortası
hışımlarını özledi yüreğim
nerdesin
basiret tartın nerde
tevazunuda mı götürdün yanında
beni kim dinleyecek
kim anlayacak
kim dizlerine çağıracak
hadeka
can telimdin
kırılgandın
hadeka gönül ipliğimdin
koptun
senin revaların nerde
vuslatları severdin sen
filmlerdeki ayrılıklardan nefret ederdin
terkettin haftalarımı bak
ama nefret edilmedin
gel
hadeka
yüzümdesin

Oktay Baykurt

 
 ................................

Gidiyorum

ben kaç şiir havası yaşadım

kaç mısralar tünettim aklımda

harfler aradım kelimeler çizdim

duygular gömdüm sayfalara

yassız bir cenaze arkası gibi

ağıtsız bir ölüm gibi gidiyorum senden...


ben kaç havalarına girdim gözlerinin

kanatlar kırdım başlar ezdim

canlar yonttum içime

güzel geçen hızlı ömürler gibi

doyulmamış aşklar gibi gidiyorum…


kaç gidiş böyle vuslat havasında

kaç onur aklın namusu

yıllarımın kamburu olmuş matem

fiskoslar yaktım kırgınlıklar topladım

yere düşürülmüş iğneler gibi

ikiye bölünmüş çuvaldızlar gibi kayıyorum elinden…

Oktay Baykurt

 
 ....................................................

Ebedi Sevgi

benim gök silkelenmelerinde yere düşen mavi gözlü yarim

neler getirdin bu gecenin sıfır dördüne

kalmaklıklar gitmiyor uyku dolu gamıma

sabahımı uzaklaştırıyor benden zıkkım olası garibliğim

senden olan bir karanlıkla cedelleşmek

ve vakitsiz ezanlar duymak istemek ne tuhaf

ve ne zor...

terkedemiyorsun, kalamıyorsun gündüzle gece arası düşlerinde

şimdi kapımın önünde bir postacı olmasını isterdim

çantası bomboş olmalı

benden alacaklarını taşıyamamalı

ve bahşiş olarak benden sevme dersi almalı

şimdi bir işportacı geçmeli sokaktan

domates biber diye bağırmalı uykulara aldırmadan

ben onu döğmeliyim dizlerim gibi

hıncımı çıkarmalıyım senle alakası olmayan şeylerden

neler getirdin bu gecenin sıfır dört otuzunda

sentezlenmekte yaprakla çiğ...

tavşanlar oynaşmalarda tilkiler gezinmelerde

baykuşlar bir ceviz ağacında

ya ben

doğanın ferdi olarak bu akıl sahibi olmayanlar kadar değilim

ne yapacağını bilmezim

yaşanmış geceleri bir sabah daha çerçeveleyecek

gittikçe daralıyor duvarımsı tenim

dar geliyor gözlerin

hızmalaştıkça alyansı parlıyor sensizliğin

of ki ne of!

gıyabında senle, huzurunda sensizim

şimdi bir sen dayanmalı kapıya

vurdukça uyanmamalı düşlerim

paçalarından ateş böcekleri düşmeli binlerce

kırılmadık penceresi kalmamalı gözlerimin

ve onca şeyi yakıp yıktıktan sonra

anahtarın yerini bildiğini anımsamalı, içeri girmelisin

çatımdan karanlık akışırken dokunmalı

kirpiklerimden arzular süzülürken öpmelisin

buruşuk sabahlara uyanmalıyız sonra

kırmızı aşkı bitirip ebedi sevgiyi içirmelisin

Oktay Baykurt

 
 ....................

Dağevi Düşleri

Beyaz şalını takmışken orman,
Evinden yansıyan ışıkları yutan bir ay göreceksin...
Gel gitlerini hissedeceksin az da olsa bakmalarımın...
Sevgim yanıyor olacak şöminende, ısınacaksın...
Çaydanlığında avuntularım kaynayacak, içemeyeceksin
Ayaklarını bile uzatamayacaksın yerde; karşındaymışım gibi, utanacaksın..
İs kokulu fincanından kahve yudumlayacaksın ateş renkli...
Sensizliğimin piposundan çekeceksin fesleğen kokulu...
Sonra bir el dokunacak parmaklarına yüzüğün gölgeli,
Yüzüne bakılacak zarfına yeni konulmuş mektup gibi,
Ocağa yeni bir dal atacaksınız geçmişe nisbet,
Her yıl için bir kadeh atacaksınız feleğin kafasına,
Ben neden çok seviyorum sanıyorsun kardelenleri
En güzeli bu şiir burda bitmeli hiç doğmamış çocuklarımız gibi


Oktay Baykurt

 
 
 
.................................. 

Boşluk

eşyasız bir evin sultanıyım
günlerce yağan yağmurun çölü
bomboş bir ovanın seli

sandıkları boş kalmış yadigar zamanlarımın
umutlarım çoktan mumyalanmış köşelerde
zarfını açmamışım bana gülen hayatın

gıyabında asi olmuşum yaşayamadıklarıma
sırtından vurmuşum acayip sevinçleri
musalla taşındayken ağlamışım yokluğuna sevginin
götürmemiş adımlarım bir yerlere cüssemi

gafiliyim, en bedbaht şahsiyetiyim suskunluğun
vatanını terkedememişim yüzyıllık boş avuntumun
şimdi, içimde yol aldığım boşluğun yorgunuyum

Oktay Baykurt

 
 
 ................................

Ben Sana Talibim

Ben sana talibim
Ağırlığınca sevgi iste benden
Başlık parası eksik olsa da kalbimin
Senin için nice aslanları öldürmüş bir yiğidim

Ben sana talibim
Ceylanlarımı kovma yanaklarından
Beğenmezliğin baykuşlarını çek başımdan
Narlarına al beni kimselere çaktırmadan

Ben sana talibim
Annemin(gözlerim) dili babamın (ellerim) parası yok seni istemeye
Bir ben geldim kendimi sana vermeye,veresiye
Veresiye zamanlarda seni içime çekmeye

Ben sana talibim
Seni ayakkabı renginden beğendim
Ilk önce vitrindeki mankene bakışını
En son da karşımdaki masumluğunu sevdim

Ben sana talibim
Sensizlikten kutup yazlarını terkedemedim
Doğru musun? dürüst müsün? diye sorma
Ekvator kışlarını senle yaşamaya geldim.

Oktay Baykurt

 
..........................................

Bazen Dün Oluyor İnsan

...bazen dün oluyor insan...
zamana gömdüklerini çıkarıyor istemeden!
istemeden kutularını açıyorsun yaşanmışların...
ve yollar odalar sığdırıyorsun gözlerine.
ama için acımıyor tozlu geçmişine yüreğinle dokunurken...
yüzünü aynalara asmak yerine bugüne arşivliyorsun,
yeniden anmak için yaşamaya devam ediyorsun...

Oktay Baykurt

 
 
 
.................................. 

Ayrılırken 2

Şimdilerde diye başlayan bir şiir bu
sana anlatacakları olsa bile
aslında bu cümlelerden paye çıkaran
benim o serseri firakiliğim.
sen orda ben burda
seni soruyorlar bana
aramıza dağlar girdi
seni bana yazmamışlar vs vs...
Arabesk günler melankolik kafayla çekilmez bilirsin!
Kaderciğimi ben veryansınların eline verdim artık.
Ha! Saz ha! Keman eşlik etsin onlara bir ateşin karşısında.
Romantizm zevk almak kadar acılanmak da değil midir?
Al bana firaklık senden.
Kan kana bildiğince içindeki kalabalık duygulara.
Yanlışı bendim onların, doğrusunu sen ara bul
Gidiyorum, elveda Sardunya!

Oktay Baykurt

 

 

Ayrılırken

ben peygamberim sen de meleksin
elveda mı
bak sabırsız selamiyim
dediğim dedik çaldığım inad
özveri saf duru herşey seni bulsun
ama başkasında sen bulursan seversin
ne de olsa hepsi sen
elvedanı defterine yaz
elvedan bana ait değil
kaf dağına bağırdın say
hoşçakal

Oktay Baykurt

...........................
aşk Yeniçerisi

Kalamış derelerindeki seyran boylu

Kandillerimin güzel kokulu sisi

Mermer yüreklerin katibiyim ben

Serseri bıçakların kanıyım

Kabadayılığını yaptırma bana aşkın

Gel! Burgaz Adadaki ağacın altındayım




Beni içime sürgün eden nurbanu

Şemsiyesine laleler aşıladığım ahuzar

Gözlerinin tekkelerinde kıblesizim

İçimdeki ben devşirme çocuklar gibi ağlamaklı

Gel! yedi tepeli şehrin heryerinde bir sen saklı

Kalamıştaki aşk yeniçerin oyun bozanlık yaptı

Oktay Baykurt

 
 
 
 
 
...................... 

Arayış

Milad,isanınmış
Ya kime ne bundan
Bana ne
Zamanın başlangıcıymış
Doğmuş da iyi mi etmiş?

Çağlar bizim tarihimizmiş
Devirlerimizmiş
Ya bana ne bundan
Binlerce devir olsa ne yazar
Çağlar güzelleşsede insan vazgeçermi huyundan
Savaşma seviş deyip; yıkmaktan,parçalamaktan

Kültür birmiş özmüş
Geçmişten gelen benlikmiş
Ya size ne bundan
Bir çare düşünmüştür globalizm kültürsüz kaldıysan
Al sana,sen! hatırlarsın belki küreselleşirken?

Nirvanaymış,meditasyonmuş,yogaymış
Kurtarırmış insanı gündelikten,güncellikten
Bana ne TÜRKE NE
Korkma kendinden içindeki aynayı yere düşürdüysen
Uzak dur ne anlar tek dişliler senin derdinden
Yol ver geçsin içindeki sevgi
Sen iste en alası bulunur biraz aşk çal YUNUS EMREDEN.

Oktay Baykurt

 .........................

Zamane

Zilhicce bitti
Nisanbirinde kandım ben sana miladın
Rumi yılları yaşamadım peşinde
Daha hicretinle kalışların berzahlarındayım
Sana olan aşkımın başlangıcımı
Etinde adem ile havvanın


Yıllarımın kozasıdır her gözünü açtığın gün
Ayrılıklara beş kala gel
Yanlızlıkları çeyreklere vardırma
Tutturma kavuşmalarımıza nöbetlerini 24 lerin


Ey sevgili! Hayatengizim!
Şimdi zaman bir çocuğun elindeki oyuncak
Bense ömrünün kasımındaki aşk bedevisi
Taş devirlerimi eritti gelmesizliğin
Ömrümü ilhak etti gözlerin
Bak dudaklarıma! memati yıllarımın cıgarası tellenir
Cebimdeyse kavuşmaklığımın ıslak kibriti; sensizliğin...

Nisan bitti
Güz dökümlerinde içini açtım sana ilkbaharların
Aşkın ekvatorlarına dokunamadım peşinde
Daha eylülündeyim,kirpiklerimden düşeremediğin saksıların
Sana olan aşkımın sonu mu
Kanında, israfilin nefesini en son hissedecek insanın

Oktay Baykurt

 
............................ 

Sevgiliye

Sinendeki oyuncaklardan uzak tutma beni ey sevgili
İçimdeki çocuk durmadan oynamak ister atlıkarıncanda

Yanağındaki salıcaktan atma beni
Dudağındaki tramvaya al
Alnındaki beşiğin tülbendi yap
Saçlarındaki uçurtmalar aklımın gökyüzünde bak
Sana aldığım bebeğin elinde ipleri

Kalbindeki kadından uzak tutma beni ey sevgili
İçimdeki erkek durmadan sevmek istiyor seni
Bu nefes, vatan diye boynundaki kokuyu bilmeli

Tenindeki yelkenliden atma beni
Gam trenlerine al
Izdıraplarının küllüğü yap
Sarı rüyalar gecelerimin kol düğmesi bak
Bana bakmayan gözlerinde iğneleri 

Oktay Baykurt

 ...............................

Yaşamak İstediğim

Varlığıma ayrılan bu kısacık zamanda yaşama dair her ne varsa ıslah edilmemiş duygularıma ait alemlerde gezmek istedim hep..İçime sakıt olsan firari çocuğun elinden tutan birini istedim.Kuklası olmak istedim uzaklardaki benin.

Bana bahşedilen sevgilerde bir şeyler eksikti..Gaybdan gelen bir ses duymak istedim.evet sevildim,hem de kaç kez...Kaç kez sanılarına aldandım karşımdaki güzellerin ama yapamadım.Onlar içimdeki denizin rengini değiştirmek istediler.Dalgalarıma köpük olmak istediler.Kum tepelerimi içlerindeki acizlik iksirinin suyuyla yok etmek istediler.Oysa benim denizimde yunuslar kadar deniz kızlarınında güzelliği vardı..evet bir güzelim olmalıydı ama güzellerin hepsi denizimde yüzmeyi değil kendilerine gölcükler istiyorlardı,küçük,kısır döngülü tek tip gölcükler...

Sırt sıvazlamasını bilir misin? Bir gönlü okşamayı; güzel,can alıcı sözlerle! Şiirselliğe vurulmuş çınar ağacının gölgesinde sevgiliyle olmayı kim istemez ki...Ay yüzlü çiçeklerin arasında koşmayı...Mahur bir bakışta kaybolmayı hangi göz istemez ki...Ders almadan,yazmadan hasreti,çizmeden anıları kim sevmek istemez ki...

Varoşlardaki çöp tenekesi gibi hissettin mi kendini hiç? Yerlere çöp atmayınız yazısına aldırmadan kenarına sarhoşların naraları atıldı mı? Değeri solmuş kuru bir demet gül atıldı mı yüzüne,içine? Gönül poşetlerini yuttun mu hiç? Eskimiş çalar saatleri dinledin mi güneşin altında? Çöpçülerin eldivenlerindeki umutlardan bir şeyler kapmayı denedin mi benim gibi?

İthal fasılalarda çalınan bir ud ezgisinde sevgili dinlemek istemiyorum.Maşukum neyzeni olmalı umarsız beklentilerimin.Ölümsüz bahaneler sunmalı içimdeki vatansız heyecanlarıma.Koşmalıyım,zorlanmalıyım
çilekeş nazlarının ardından.Metanetimin üstüne gelmeli,olursuz düşlere gargetmeli gecelerimi.Gamın camına tırmanmalıyım gideceğim yolun acımasızlığına aldırmadan...

Kahpeliğin huzurunda bir ben miyim namert? bir ben miyim mertliğin sultanı,belimde gül işlemeli kuşakla?
Mecnunu görmediniz mi? Şirini,Aslıyı,Donkişotu…Çöller eskidi,zındanlar kurudu,atlar yaşlanmadı bu aşklarda…
Oysa onlarda ben gibiydiler,taşıdıklarımız aynıydı! Yaşamak istediklerimiz,çırpınışlarımız,kadere isyanlarımız,kavuşmasız aşklarda ömür tüketmemiz..Adanmışlığım zikirsiz kalmaz inşaallah! Haritasız yüreklerde yaşarım..yönsüz ırmaklarda yüzer sandallarım.

Ben ki aşkı rotasız bir gemide yaşamak istiyorum.Yelkenlerimde hilali parlamalı samimiyetin.Fırtınalar yutmalıyım göğsümde.Ayrılığın dev dalgalarını yarmalıyım sevgilimin elleriyle.Limansız kalmalıyım alabanda olmalıyım her bakışta.

Ey sevgili! Sana anlattıklarımdan kıssalar çıkarma kendine.Yoksun bak! Göklerde bir yer açtım ikimize.Biliyorum ordasın,bulutlarını topluyorsun saçlarına hüznün.Sırma sırma sevgi dokuyorsun yıldızlardan ikimize.Bense yerdeyim, gönlümde hasretinin kırmızı başlıklı tuğları.Çadırına saklanmışım yalnızlığın,gelip, beni yanına almanı bekliyorum.


Oktay Baykurt

 .............................

Sevgide Ömür

Sevgiye ilk doğumum bu...
Evlatlarım: kıskançlık sadakat ve anlayış...
Göbek bağlarını kesmedim gövdemden..
Onları büyütmek de istemedim...
Sadece sahip çıkılsın istedim...
Zaman koltuğuna oturtulup uzaktan izlemek
Senin sevgilerini nasıl emdiklerini bilmek istedim...
Üç evladım var işte..
Ömür bahşeder misin başlarını okşar mısın uzaklardan...
Tadımsız şekerlerini verirmisin çekinmeden...
Gözlerindeki safirlikten takarmısın boyunlarına...

Sevgide ilk gençliğim bu...
Olunluğuma kanmadan deliliklerimle yanmalıyım
Kanıma gözlerin dokunmadan duruluğu öğrenmeliyim
Senden önce bir şeyim olmadığını görebilmeliyim


Sevgide ilk yetişkinliğim bu...
Kalburunu asma zamanı gelmedi aşkın
Eylül zamanlarında değil mayıs sıkıntılarında yaşım
Başımdaki beyazlık dolduramadığım sayfaların...

Oktay Baykurt

 ....................................

Olsun

Kaburgasız iskeletsiz bir vucuda ait sevgin diyorsun,
Denizlerim senin gemine kapalı,girme batarsın diyorsun
Geldiğim yolllarda izler var,izlerine ihtiyacım yok diyorsun...
SEV ama sevilmek çok güzel diyorsun...Olsun!
.

Kaderleri yavuklusuz kalsın düşlerimin
Geçmişimin yaşanmışlıklarına endamının kezzaplarını içireyim
Aykırı romanlar yazayım mehtaplarına gözlerinin
HALA sevmiyor musun? Gelmiyor musun? Olsun!

Baskın yedim senden, düçar etti beni sevgi idelerin
Tanımsız kavramlara hapsetti beni gelmeyişlerin

Kalıpsız harçsız bir eve ait sevgin diyorsun....
Zamansız açtı çiçeğin,ben başka bahçenin çiçeğiyim diyorsun
Sen, de bakalım....seviyorum...görme bilme duyma öyle mi? Olsun!

Oktay Baykurt

 
 .............................................

Benim Dilim

MERHABALAR....

Merhabama bak...bir dosta denilemeyecek kadar kaba...suçlu çıkan dilim dersen ruhuma isyan ettirmiş olursun aklımı ki bu hiç iyi olmaz benden yana...labirentleri bilirsin...dönersin dönersin ama çıkışı sana bir kalem yardım etmedikten sonra bulamazsın...acaba diyorum sen benim labirentimin çıkışyeri olur musun? kalem kim olacak dersen o belli: seninle kurdugum hayallerim.

Merhaba,nasılsın...

Bak bu daha kibar ve daha içten oldu sanırım...bir dosta degil de can bildiğim cana söylendi...kendimi böyle şeylerle sıfatlandirmak ne garip... kibar ve içten...acaba böyle miyim...şimdi de bir girdapta hissettim kendimi...kendine soru sor,kendine silah çek...oh ne ala...cumaya gitmek için niyetlenip abdest aldıktan sonra cenaze namazı kılmak gibi bir sey...

Bunca zaman sonra sana yazmak...neden bunca zamandır yazmadın sorularına kulak tıkayıp seni düşünmek...desenki yılmaz kendini tanımlar mısın,yazdıklarından bir sey anlamadım? diyebileceğim tek sey, yadına sevgi düştügünde tırnaklarını kesmeyi sevmeyen biriyim...

Göğün dudakları yerin yanagını her an öperken, ben tavanla yer döşemelerinin morluğunda seni düşünüyorum...belki de simdi seni sevdiğimi SANDIĞIMI düşünüyorsun...sensiz zamanlarımı alçılasaydım herhalde kırık düşler asla beynimdeki kadar sapa sağlam ayağa kalkamazlardı biliyor musun?

Gaibten geldigimi düsünüyorum bazen...sıratta ayağim yanmış da uçuyorum sanki...en iyi bencil, en içten fesat,en fakir riyakar,en güzel aç gözlü vs vs ne varsa duygulardan yana, HEPSiNiN EN ELiTi BENDE...ne garip sevginin bile...

Kendimi fantastikleştirmek isteseydim ne yapardım diye,minareden düşme bir soru sorayim kendime izninle...yaş pastalara sogan serpiştirmek,baklavanin üzerine un ekmek,kaşikla pizza yemek,bıçakla komposto paylaştırmak...allahım ya ne yazıyorum ben...sanırım sana yazmanın verdigi sevinçten kelimelerim heyheyliklerini bırakamadılar...deliler işte..ne de olsa bana çekmişler...

Neyse...bir üç nokta koyayım...başını ağrıttım....

Kendine iyi bak...

Saadetle...

Oktay Baykurt

 
 
 ......................

Yitip Gidene

aŞKA BİR YAZDIM.
dEĞER KAZANDIRMASIN,
bENİ SANA BAĞLAMASIN DİYE!
sOLUNA GÖZLERİNİ KOYDUM SIFIR YERİNE...


aŞKA BİRE BİN KOYDUM.
iNADINA!
iNADINA DİRENDİ BU YİĞİT.
gERİYE DÖNMESİZ,
iZSİZ...
yİNE DE
gÖNLÜNDEKİ ASLANI ALTEDEMEDİ.


cEYLAN YÜREĞİNİN KUYUSUNA ASTIN BENİ.
mAHPUS KALDIM,
zİYAN OLDUM,
pARÇALADIM FELEĞİ.
nAFİLE!
cÜMLELER KABUL ETMEDİ İKİMİZİ...


kIRBAÇLA SIRTIMI GEZDİĞİMİZ YOLLARLA,
vURDUM DUYMAZLIĞIN SELİ AKSIN BUGÜNÜME.
iŞKENCENE RAZIYIM.
yETER Kİ DÖNÜŞÜN OLSUN.
gEÇTİĞİN KÖPRÜLERİ YIKARCASINA...

Oktay Baykurt

 
....................................................................... 

Yalnızlık

gecenin mavi bacalı karanlığında

tualsiz bir yüzle konuşmakta suskunluğum

önünde bir set yok

taşmak için yürek aramıyorum

duymak duyurmak istiyorum

belki sen...

belki bir yürek

ama her derde devadır belki varlığın

gecem hasta

güneşim kızıl bestelerde uzakta

ne olursun gel

ne olursun bırakma beni bu yanlızlıkta

Oktay Baykurt

 
 ...............................

Sil Gitsin

kalmakla gitmek arasındaki
kaybolmayla bulmanın sınırında
SEN YOKSUN...
yok,ol bakalım...
nefes alıyorsan sevgiye dair,
gözlerin bakıyorsa bakırdan göklere,
ellerindeki kırmızılık oğuşturuyorsa yüzünü
ve aklından kaçmışsa bu kaygılı beden
BOŞVER...
kum misali yaşamın sahillerinde dağılmış zamanlarını yaşıyorum nasılsa...
berduşt duygularımı nasılsa duydun,gördün...
adam olmayan yüreğimle sil geçmişini gitsin... 

Oktay Baykurt

 ............................

Beklediğimsin

Ahu bakışların gözlerime namzed
Muştularına kirpiklerin engel
Fetretler sunuyor inadın
Içimdeki devletini yıkmadan gel

Abı hayatımsın, derdi ihtişamım
Faniliğimin kilerinde tek sensin sakladığım
Zamanlara an diye eklediğim,beklediğim

Duygularımın serhaddisin kuşku duyma bundan
Destursuz tutmam elinden,koklamam nefesinden
Zebanileri aç kalsa da zalim hasretin
Mahçup etmem aşkını boncuklu duvağınla bana gelmeden


18.05.2004

Oktay Baykurt

 ......................

İçimdeki Sana

içimdeki fırtınam
tenimi yakıp yıkan ateşim
ellerime ver kırmızını

kelebeklerimin kanadını yakma
güllerimin goncalarını savurma
ellerime ver yeşilini

bir düşün! sen ki cevherimsin
her baktığım varlıktaki hücremsin

insandaki sevgim
ceylandaki maralım
aslandaki asaletimsin

çay olmanı istemem,her evde demlenen
çiçek olmanı istemem,her saksıda yetişen
çimleneceksen,meyve vereceksen;
istemem tohum olma her bahçeye dikilen

bir düşün! sen ki cananımsın
gönlüme gülşen olan dilaramsın

asilikteki silahım
gel-gitlerimdeki çıkmazlarım
saklılarımın dergahısın.


20.05.2004

Oktay Baykurt

 
 
................................ 

Gecelerin Hikayesi

firaktayım bu akşam
sılasına uzağım muhabbetin
alışılmışın dışındaki karanlıkta
tasvirsiz köşelerdir adresim

buhar olmalıydım bu gece
uçup gitmeliydim göklere
bir su damlası olmalıydım
fuzuli gibi yarin gamzesinde

bu gece
elimdeki kaşıksın
astığım pardüsü
giydiğim geceliksin
kabusuna yatıpta
beyazlar içinde bana gelensin

kaç geceyi boğazladım sen gideli
güneşini söndürdüm gündüzlerin
yatağımıza bile uzanmadım
terli vucudum kokunu siler diye

firaktayım bu akşam
beklentilerin kavşağındaki yakışıklıyım
alışılmışın dışındaki karanlıkta
tasvirsiz rüyalarımın çöpçatanıyım

tenin ağacı olmalıydı salımın
uçup gitmeliydim sensizliğe
ağlamalıydın sen arkamdan
cahit sıtkı gibi pencerende

19.06.2004

Oktay Baykurt

 
 .....................

Boşluk

eşyasız bir evin sultanıyım
günlerce yağan yağmurun çölü
bomboş bir ovanın seli

sandıkları boş kalmış yadigar zamanlarımın
umutlarım çoktan mumyalanmış köşelerde
zarfını açmamışım bana gülen hayatın

gıyabında asi olmuşum yaşayamadıklarıma
sırtından vurmuşum acayip sevinçleri
musalla taşındayken ağlamışım yokluğuna sevginin
götürmemiş adımlarım bir yerlere cüssemi

gafiliyim, en bedbaht şahsiyetiyim suskunluğun
vatanını terkedememişim yüzyıllık boş avuntumun
şimdi, içimde yol aldığım boşluğun yorgunuyum

07.06.2004

Oktay Baykurt

......................
 

Zühre ile Ayvaz

Güneş Gır'ın üzerinden yükselirken
Bir cığara alayım dedim daha vakit erken
Gümbürtü'den aşağı köye salınırken,sen çıktın karşıma
Yere olurmuş sırtında çalı yüklüyken

Sen aniden düşüp bileğini incitmişsin
Ben de eli gavallı gıçı yamalıklı
Kepeneği eski paytak çobanmışım ya
Utanıvermişim seni görünce
utanıvemişim işte...

Yüzünü galdırsaydın yerden
Yazmanı gül gurusu dudaklarına çıkarmasaydın
Bakmazdım
İnanmıyon mu?
Oradaki bütün çekirgeler şahid

Sanki bir guzuydun da anana giderken yolda galdın
O neydi üstündeki entari mi ne
O tatlı dumanlı tütünü sarıp
Tenine bile dokunmadan yüreğimdeki yara gibi
Kırmızı acılıkta ağlayan gözlerimi çekemedim içime,çekemedim


Sen Tat Ali'nin Zühre'sin
Ben se Allahın kulu Ayvaz
Gönül bu ya uçurumdan atsalar
Yine bir aslan vardır beslediği dediydi Hacca Ninem
Benim yogmuş meğerisem,yogmuş

Zühre ve Ayvaz
Develerin sırtında kilimler
Çadır yüklü atlar,sekili taylar
Goşuşduran buzalar
Çanlarıyla türkü çağıran geçilerle
Anamas yaylasına çıksalaa

Sapı gara çaydanlıktan mandufak
Tulugda ayran yaysalaa
Ağaç olugdan su içiveselee
İsli tavadan aş kaşıklasalaa
Sonra,sonra gıl çadırda seyran itselee
Guzu gulağıyla,ilibada yolsalaa
Yufkayla bazlamayı çocuklarına çomaçlasalaa
.....

Hey neylen,ne yapan mırak meni
Demişsinde uyanıvemişim hayalımdan
Affet meni Zührem
Galbim gaşına galem
Tat Ali babalığım oluvedidiydi
Bağırmasaydın keşke

Dur hele!
Bir ik laf idelim
Azığımda şekerinen bal var
İstersen bi goşu lokumda alırım sana
Yaralarımız iyileşinceye gadar dur hele
Yörüğüm emme gönnüm yörük deel Zührem
Dağlar yazma oluveer başına
Gayrı bunarların suyu senle soğuk
Yüzünden bir dere çağlar oldu gönnüme
Saçlarından ördüm çadırımı
Kendim de bitirdim bütün yollarını
Etme eyleme Zührem
Galbim gaşına galem


Ee! Seni evine götürmek ilazım
Nasıl itmeli nişlemeli
Bu Tat Ali'de
Duydumu olanları verir bana paldımı
Gaçırıveren de seni Zührem Yedi köye nam ossun
Yedi köy gurulsun
Yaylaların,develerin,sürülerin sahıbı men olen
Tat Ali'ye de garısı galsın

20.05.2001
G.Emir/İzmir
 

Oktay Baykurt

İşkembeden Aşklara

Mecnun olmayı becerir gibi olmuştum Leylam terketti gitti
bir dağ yığmıştım aşktan,Şirin inadıyla deldi geçti
sevgi mi attan inmişti yoksa aşk mı eşekteydi anlamadım gitti

Yusuf'a özenmek varken Züleyha olmayı öğrenmek çıktı kaderden
Kerem'den nasihat almayı düşlerken Aslı'nın elçisini öpmekle çıktım işin içinden
ben mi hızlıydım yoksa çok mu hoşnuttum gem vuramadığım nefsimden
Ferhat'dan sabrı öğrenmek varken içtenliğin kazanovası oldum

anlayışı destur edinmişken sezarı ölmüş Klopatraya kondu talih kuşum
ben mi nusubettim dostluğa yoksa akibetim miydi Fahriye Ablalara komşuluğum

Athena'nın sadıklığı prim yapmaz olmuş Donkişotlu bor pazarında
kızıl kısrağı alan aşmış Üsküdar'ın son tepesini yetmiş beş model yataklarda
anlamadığım,aşk mı Eros'tu yoksa ben mi Yunus'tum odun pazarında

Oktay Baykurt

................................

Mavi Kadınlar

gün sakin bir sarılıkta yüzerken,
aklımın semalarından geçen pusulasız bir gemi batmaya yüz tuttu özlemin azgın sularına...
ve yanlış bilinen bir kurtarma başladı sevgilerde...
utanmasız çığlıklarla irkiliyordu kalbim...
utanmaz yalvarışlar çarpıyordu kulağıma...
o sen miydin...
yoksa ütopik bir kadını mıydı göklerin...
ahh ben...
ah avere ciğerim...
mavileri mi buldun süzecek...
tellerin kırılır,bitiremezsin...
kırmızaya alışkınsın sen...
mavileri yutamazsın...
tekler yoksa bu adem model vucud...
uyandırmaz uykular...
ağlaşır ütopik mavi kadınların...

Oktay Baykurt

 .............................
Eylüldü

eylüldü
mevsimlerden sarı
yaşamlardan hüzündü
aklımda dağınık günler
cebimde kırık bir saat
aradığım çizik bir yüzdü

eylüldü
aşklardan gündönümü
sevgilerden yaprak dökümüydü
sırtımda güneşli bir yağmur
paçalarımda çökmüş sokaklar
bulamadığım ilk bakışıydı

eylüldü
tarihlerden leyla
asırlardan mecnundu
şakaklarımda cunta tutkular
saçlarımda beyaz devrimler
silemediğim düşen yaprakların dokunuşuydu

Oktay Baykurt

................................
Hicran

lisanen benli bir gece
anlamca senli bir ayı asmış
körpe yıldızlar dizmiş göklere
ismet perdeleri dalgalı pencerenin
karanlıklar israf edilmekte düşte
yüzün stajyerliğini yapmakta yastığımda
ve ciğerimde filistin zülmü gibi gidişin
itibarın var demekki bir yerlerde ki
böyle ihbar ediliyorsun kıymıklı vicdanıma
şimdi
parfümün yakıtlı bir lokomotif
bana yaptıklarını yüklensin vagonlarına
ve şöyle bir noel babacılık yapsın bacamdan aşağı
unutma ocakta yanan ateş senin
ateşin merhameti sadece küledir
marifet kül olup yanmayı bilmeyenin,SENİN.
neyse
akıl bu,kuyruksuz düşler dergahı
tahayyüllülüktür mazlahatgüzarı
aldırma sen bu Küdüs yapılıya
iki yakalı ülkeler kurmuş kendince
kendi kendine senle gelin güvey olmak gibi işte.

aşkın ögelerine uygun müşterek hürafeler bende
kalbime kalbini nuzul etmekle meşgulüm şuan
bakışlarına kıyamet, yokluğuna mutadlar ekliyorum
hadi
tahsildar agresifliğini gönder
çuvallasın nesebini aşkın
rakamzede yılları çuvaldızlasın
ya varya
neden hala sevgini tebliğlemede gururun
ve neden munafığı olamıyorum adamlılığın
söyle
bizim mi,aşkın mı tedaviye ihtiyacı var
yoksa biz iki zarız da hepyek mi olamıyoruz
sakın ayrılık bizi zimmetlemiş olmasın
yok daha neler,sen dönmüşsün

lisanen benli bir gece
anlamca senli bir ayı asmış
ıtırlı yataklar sermiş ikimize
kırışık zevkler sürgün
sitemler nefeslerde kümeleşmede
lağvetmemiz gereken ikimizden başkası değil
şarzı bitti gururumun kanunsuz kaldım
ben sana musallat sana memurum
seni sevmekten bıkmayı meleklere bıraktım

Oktay Baykurt

..........................

Gömlek

Bugün uzatmalarında kaldım akşamın
ve karanlığı silkeledim
sen düştün yere
hadi toparlan
yemek istiyorum seni meyvem
kabuğun elbisen
çekirdeğim yüreğin.
Yere düştün öldün işte
içime gir içimi tavav et
sin içime.
Sonra ter olarak çık
yapış gömleğime
koksun tenim
ve ben o gömleği gardorabın en köşesine asayım
yaşamaklığın olsun elimin ucunda
sen canım çektikçe onu giyeyim
iki yakasını o bir araya getirsin yüreğimin
yenlerinde hasretler kıvırayım
düğmelerinde gözlerini ilmekleyeyim.
Omuzlarıma sensizliği yüklesin her üstümden çıkarışımda
seni çok ama çok sevdim
ne diyim.....

Oktay Baykurt

 
 
 
 
...............................
Gidiyorum

ben kaç şiir havası yaşadım

kaç mısralar tünettim aklımda

harfler aradım kelimeler çizdim

duygular gömdüm sayfalara

yassız bir cenaze arkası gibi

ağıtsız bir ölüm gibi gidiyorum senden...


ben kaç havalarına girdim gözlerinin

kanatlar kırdım başlar ezdim

canlar yonttum içime

güzel geçen hızlı ömürler gibi

doyulmamış aşklar gibi gidiyorum…


kaç gidiş böyle vuslat havasında

kaç onur aklın namusu

yıllarımın kamburu olmuş matem

fiskoslar yaktım kırgınlıklar topladım

yere düşürülmüş iğneler gibi

ikiye bölünmüş çuvaldızlar gibi kayıyorum elinden…

Oktay Baykurt

................................
Piknik

bir karaçam ormanında gözlerim gezinmekte

ufacık bir alan ve çimenlik üstü muhabbetlerdeyiz senle

uykun kirpiklerin yerine bir çam altı salıncağında

gitmek istediğin yer uzaklar yerine kendinsin

kendine kalmak için bu ormana gelmişsin

hayalin sırası değil diyorsun

rüyamı resimle bana

elimin uzanamadığı yükseklere koy başımı

dinlemek yerine görmek istiyorum yaşadıklarımı

salla durmadan salla beni

bir kış bir sonbahar geçsin üzerimden

üzerime dökülsün yıllar gibi pişmanlıklar gibi iğne yapraklar

dudakların kağıt olsun yazılan, ellerin düşler olsun dokunan

of larını içine çeksin ağaçlar ve kabukları kabarsın kahkahalarından

dalların arasından süzme yapsın hüznün

kurdun ağzındaki maralın feryadını dinle uzakalardan

ve kurtar kendini yanımda olmaktan

.....

ırkı soyu sopu nedir bu hayallemenin

yeşili kaçırmış elimizden rüzgarı makaslamış başımızdan

ne ekmek ne de reçel tadı var kilimin üzerinde

karınca yolu kadar kalabalık değil soframız

en ucuzundan bir hikaye yudumlamaktayız

Oktay Baykurt

4 ADET GECE GÖRÜŞLÜ SONY CHİP SETLİ KAMERA + ALARM SİSTEMİ  KOMPLE ÇALIŞIR HALDE KURULUM DAHİL  TÜM KREDİ KARTLARINA 12 EŞİT TAKSİTTE 1000 TL  BİLTEK BİLGİSAYAR VE GÜVENLİK SİSTEMLERİ  0 542 814 85 80 
.................................

POLİTİKA ; POLİTİKACILARA BIRAKILMAYACAK KADAR ÖNEMLİ BİR KONUDUR.

DEMOKRASİ ; HAKETTİGİMİZDEN DAHA İYİ YÖNETİLMEYECEGİMİZİ GARANTİ EDEN BİR SİSTEMDİR
 
 
.................................
Yazmasam

bazen yaratmasam diyorum
'tanrıca' değil 'kulca'
hayallemesem umutları
yola düşürmesem beklentileri
kilit vursam ağzına duyguların
disipline alsam genç nefsimi
denizlere uzak dağların alçağında olsam
maral görmesem maşuk bilmesem
zıplayıp dursam sessizlikte
yazmasam
okutturmasam kendimi
harfleri zincirleyip cümleleri kodeslesem
ne saçları sırmaya
ne de kaşları kaleme benzetsem
odun akıllı olsam
içimi kurtlar yese durmadan
durmadan erise koyulaşsa kanım
hücrelerim yenilenmese adrenalinden
yeni aşklardan yeni düşlerden
titremese engin bakışlar
bir şiire harf olmasa yaşanmışlıklar
sussam
derdime yansam
yazmasam
hayırsız dese yakamoz
göl manzaralı odalar kilitlense,açılmasa
kaçamaksız kalsa yüreğim
batıllaşsa aşk ile sevgi
falsız kalsa papatya desenli tenim
defterime almasam yaşımı
yılları biriktirmeyi unutsam
günleri ay ayları yıl yapmasam
kendimi tecrid etsem penceremden
uzaklara dalmayı unutsam
yaşanasılarımı çöpe atıp sussam
yazmasam
idolüm kılsam hiçliği
idelerimi bensiz zamansız bıraksam
söndürsem rüyalarımın kandilini
sobamda gazete ve kitap yansa
ısınsam cahilliğimle
sayfaların arasından çekilsem
karşıki tepe ve bir ev olsa dünyam
okumasam duymasam
yazmasam yaşamasam

Oktay Baykurt

 
 
..............................
Dost

buralarda bir yerlerde ne kadar köşe başı varsa
döndüğüm hep sensin
buralardaki evleri ısıtan hep senin sıcaklığın
kömür kokularını yok eden nefesin
sokak, cadde, çıkmaz sokak herşey ve her yer
bir bermuda üçgeni gibi
senden çıkıp sana dönmek
dost be
iyi ki varsın sen
sen candan öte cansın.

Oktay Baykurt

 

.......................
Öylesine

malum
eski ile yeni olmaz aşkta
hep şimdi vardır
yarına çeyrek kalmaz
ama eskiye rağbet vardır

eski ile yeni arası
şimdilerimsin sevgili

şimdi seni özlemin uçan halısına bindirip
babilin asma bahçelerinde
şarap içiyorum gözlerine bakarak

oysa sen orda yoksun
ruhunla başka yerlerdesin

rüya bu
yazılan kadar gerçek
bir uçan halıya binmek kadar mucize seni sevmek

Oktay Baykurt

 

..............................
Ne Mutlu Sana

ben gençken avcısıydım güzel kızların...
ama güzellikte sevgi arayandım...
sevgili değil sevdiğim olmasını isteyendim...
sen benim sevgilim değilsin işte...
sanki bir ardıllık sevgili...
gelir geçerlik...
bir gecelik...
istenildiğinde gelen istenildiğinde giden bir paçavra...
ama sevdiğim...
sevdiğim olması,ömürlük...
kalıcılığı kalbe
silinmezliği aşka
vazgeçilmezliği ise ebediliğe denk...

ben sana vurulmuşken
cillop gibi kadın
ya da kaygan kalçaları var diye rüyalarıma almadım...
tadılmamış heveslerle alınmamış zevklerin istasyonu olsa da rüyalar
ben sana hiçbir yerde dokunamadım...
sınırlar koydum ama sınırdan çok duygu alışverişi yaptım senle...
bazen de tek taraflı bombaladım yüreğini sözlerimle...
yaralandın zorda kaldın
ama hiç çaktırmadın mimiklerinle...
aitliğine leke getirmek istemedin...
kendini tuttun bilgece...
rüzgara dönsende yüzünü peçeni ona bıraksanda
sen rüzgarımsın demedin...
yaşa dedin usulca..
sadece yaşa...
avunmayı bilirsen seninim dedin...
yetinmeyi başarırsan salkım söğütleri olurum dedin yangınlarının...
oldun da...
sevdiğim oldun...
ne mutlu sana...

Oktay Baykurt

 
 

Mektup  24

yitirilen bir gerdanlık,bulunmuş yüzük kadar değerlimidir ki...bulmak ve yitirmek...kaybedilen bulunur bulunansa kaybedilen...sanısız zamanın boynuna asılmış gümüş bir para misali kaybedilmek istiyorum...

yaşamın devirleri geçmişin çağları ve geleceğin kahinleri...yaşadığımı tahmin etmek nasıl ki...bir olgunun farkında olmak...refleksler kentinde nefes almak...böylesi kafa kurcalayıcı şeyleri düşünürken yaşamın devirleriyle geçmişin çağlarını barıştırmak...ve yaşamın kahinleriyle sokakta barda evde tartışmak...yani yönvericilerinle yön vericini yüzyüze getirip yolunu çizmeye çalışmak...ama neyinin...

hırs,kazanma ve aşk...sorunlu bir hayata sorun seçmek istersem aşkı seçerdim sanırım...aşk dile getirmemek,içte ölüp içte dirilmek değil mi...hırs ve kazanma ise toplumla yarışmak...birde karın tokluğu var tabi...yetinmeyi bilirsen kavuşmayı da istemezsin dimi...aşkın hollamasından evlilik cikciklerse işte o zaman sorumluluk denilen şey hırsa gargeder aklı...devirler kurar çağlar açar kahinlerin piri olursun gecelerce...bununda güzel yönleri var ama...bir melek elinde çiçekle çıkagelirse doğum odasından hıçkırıkları kahkaha gibi gelir kulaklarına...ve akşamı edemezsin ondan uzakta...sevgini vermek istersin durmadan...durmadan alıcısıda olur üstelik...maşuk kısaknır sonra sizi..unutlmuş sayar kendini...dengelemek ustalık ister...

neyse konumuz dağıldı...dağınık düşlerin sayfasıda dağılıyomuş meğerse...

bu yazdıklarımla ne anlatmak istedim birmiyorum lakin,karmakarışık darmadağın bir ruha sahibim...sadece toplamayı v e toparlamasını bilecek bir insana muhtacım...herkimsen ya da herkimseniz gelin...

Oktay Baykurt

........................
Şeker

canım şeker istiyor
sokağa mı çıksam
markete mi gitsem

biri ruhuma biri dilime

saç üstü gözlük
yüzgeçli bir degaje
kitap gibi boyun
aslan gibi sinelik
ve afrikayla avustralya kıyılarını vurup kacan kıvırtma
pişt! senin baban lokumcu mu?


biri ağzıma biri tenime

portakal kaçkını
çilek sürmeli
kuşe kağıda elma işlemeli
ve -ımm! ile oh be! arasında bir bayılma
pışt! sen de almaz mısın?

biri yanımda biri damağımda

anlıyacağınız kasiyerle lolitop
hani o bir saniyelik aşklardan işte
odam da şeftali hasatı
dilimde nane
birini öpsem diğeri boğazımda kalacak
birini yesem diğeri ağzımın tadını bilmezmişim gibi kaçacak
karpuz ayında çıtır dermek gibi
pişt! yumun gözlerinizi! ! !

Oktay Baykurt

 
 
 
...................................
İSİMSİZ
kayıt dışıyım zamana...hayat sepetinde yok ruhum...sanki göğün vazosuna konmuş solgunum...varım desem işaretsiz yokum desem varizsizim...birileri dokunsa birileri laf atsa anlıyacağım yaşadığımı...ben senin gazabına uğramış aşk mahkumuyum..

dün aklımı çatıya çıkardım...ruhum aşağıda kaldı...gezindik şöyle bir...kutulardan döküln kendimdin hep...başka insanlarla süslü...değişmiş yolları yıkılmış binalara girip çıktım...adı değişmiş kafelerde salep içtim...masa kültürü bitmiş şaraplar döküldü üstüme...kaybolmuş çeşmelere dayadım ağzımı...kaçamak köşeleri devirdim yine...gayretsizce çekildim sonra...ruhuma seslendim gel diye...kendini tv ye vermişti aptal...yaşadıklarını izlemeyi bırak...yaşatmayı bak...

Oktay Baykurt

Öylesine

ben sana mecburum diyen şair ile ırakların yakınımdır diyen köy delikanlısının sohbetlerinden çıkan sonuç henüz noktası konulmamış aşk cümlelerinin virgüllerinden biridir sadece...sevmeyi, başka bir dünyanın mahkumuyken yönelim dışı bir yüze asanlar böyle diyor diye düşünme...belki sen ve ben bile o cümlerden birinde geçen küçük bir hecesiyiz...bence oraya ait olan hecenin iki harfinden biri olmak herkese nasip olmaz...okunmak, o sevgi cümlesinde bir kelimenin mimarı olmak, böylesi bir aşkta nasip olmuşsa bana; katran kokusuna bezenmiş bez parçası gibi kimsenin göremediği renge sahip olmaktan mutluluk duyarım...saklı kalmak bazen kötü görünmek kötü kokmak değil midir insanlar arasında...katran ben bez sen....işte öyle...

Oktay Baykurt

........................................
Zanlı

karakoldaki hırsız gibi arsız olmak vardı
ifade verirken gülen cinsten hemde
ne yaptığını bilip neye malolacağını kestirip
hata yapmak inan çok zevkli bir şey
pişmanlık yok kurgu var
keşke yok şimdi var
karakoldaki hırsız bile o an yapılan şeyin zanlısıdır
ve ben şuan sendeysem
ruhen senin yüreğinin zanlısıyım
sorguya çekmeyi göze alıyorsan
öncelikle tonlarca dosya yığman lazım arkana
bitmezki bu matbaa perest sevgi düşkünü zatın söyleyecekleri
suç ben
suçlu ben
sevgi sadece mekan dağıtılan,içi boşaltılan

Oktay Baykurt

 

.....................
Deve Kuşu gibi

Kendimce sebebimsen
kendimcede zamanı harcamak
senden uzakta boynumun borcudur.
Senle geçen her yılın hesabını verdiğim yastık terazilerinde
hiçbir zaman edebsizlik ahlaksızlık bir gram bile ağırlığa denk düşmedi.
ben artık başımı yavaş yavaş kuma sokacağım deve kuşu misali.
Gözüm kulağım kör olacak bundan sonraki zamanalarda.
Seni içime gömsem de aradığım yer toprak olacak.
Toprak ölüp ölüp dirilmektir bilirsin!
Ölürsün dirilirsin.
Bahar ve kış misali...
Sen ve sensizlik işte...

Oktay Baykurt

................................

Uğur Böceği

Bir ugur böceği nasırlı bir elden havalandıktan sonra bir fasülye tarlasının üstüne gelir.Yorulmuştur ve konacak bir yer arar.Fasülye tarlasında ise fistanını beline bağlamış bir kadın elinde kürek, fasülyeleri sulamaktadır.Uğur böceği bir fasülye dalına inip suya düşmeyi göze alamaz ve kadının omzunu hedef seçer konmak için.Lakin kadın sabit durmamaktadır; arıklar açıp, böğenen suların bulunduğu toprak sırtlarını yırtıp eğilip büküldüğünden, uğur böceği kadının etrafında bir tur döner.Kendisine seçtigi hedef bir an sabit olur ve hedefine yönelir.Kadın tam o anda taşan suyun içinde bocalayan küçük bir kelebegi boğulmaktan kurtarmak için eğilir.Uğur böceği hızını alamaz ve koskocaman bir su birkintisine çakılır.Bir yanda hayat kurtulmuşken diğer yanda bilmeyerek de olsa başka hayata son verilmiş olur böylelikle...

Her insan iyi degildir, tüm iyilerde hatasız degildir.Bir iyilik yaparken o anda başka birine yada ortama zarar verebiliriz...

Oktay Baykurt

 

............................
Ayrılırken

Şimdilerde diye başlayan bir şiir bu
sana anlatacakları olsa bile
aslında bu cümlelerden paye çıkaran
benim o serseri firakiliğim.
sen orda ben burda
seni soruyorlar bana
aramıza dağlar girdi
seni bana yazmamışlar vs vs...
Arabesk günler melankolik kafayla çekilmez bilirsin!
Kaderciğimi ben veryansınların eline verdim artık.
Ha! Saz ha! Keman eşlik etsin onlara bir ateşin karşısında.
Romantizm zevk almak kadar acılanmak da değil midir?
Al bana firaklık senden.
Kan kana bildiğince içindeki kalabalık duygulara.
Yanlışı bendim onların, doğrusunu sen ara bul
Gidiyorum, elveda Sardunya!

Oktay Baykurt

 

Uğur Böceği

Bir ugur böceği nasırlı bir elden havalandıktan sonra bir fasülye tarlasının üstüne gelir.Yorulmuştur ve konacak bir yer arar.Fasülye tarlasında ise fistanını beline bağlamış bir kadın elinde kürek, fasülyeleri sulamaktadır.Uğur böceği bir fasülye dalına inip suya düşmeyi göze alamaz ve kadının omzunu hedef seçer konmak için.Lakin kadın sabit durmamaktadır; arıklar açıp, böğenen suların bulunduğu toprak sırtlarını yırtıp eğilip büküldüğünden, uğur böceği kadının etrafında bir tur döner.Kendisine seçtigi hedef bir an sabit olur ve hedefine yönelir.Kadın tam o anda taşan suyun içinde bocalayan küçük bir kelebegi boğulmaktan kurtarmak için eğilir.Uğur böceği hızını alamaz ve koskocaman bir su birkintisine çakılır.Bir yanda hayat kurtulmuşken diğer yanda bilmeyerek de olsa başka hayata son verilmiş olur böylelikle...

Her insan iyi degildir, tüm iyilerde hatasız degildir.Bir iyilik yaparken o anda başka birine yada ortama zarar verebiliriz...

Oktay Baykurt

 
 
...................................
 Mektup 2

bu sabah yürümek istedi canım...arabanın anahtarını vestiyere emanet edip çıktım hayatın doğum saatlerini sancılatmaya...bir küçük kız elinde ekmekle geçti evin önünden hemen arkasından da yaşlı bir amca,selam verdim küçük olduğum için...aldı selamımı ve bana sordu,oğlum burda bir camii varmış yeni yapılan,nerdedir bilir misin...bilmiyorum dedim utanarak,sanki cami yoluna hasrettim...ve ana yola adımlarım ulaştı...gözlerimdeki telaş içimdeki umutla birleşince sana uzanan romantik serseriliğimin geçeceği bu yolu öyle tuttum ki...hemen bakkala uğrayıp jelibon aldım... kıraathaneciden süt istedim...kırtasiyeciden meydan larus...farklı olmaktı sana gelmek...serserliğe kültür katmaktı,olmayacak şeyler istemekti sabah keşmekeşliğinden...ve bir pastahane,sabahın yedisinde dondurma iseyince şaştı adam...sordu karışık mı olsun sade mi? güldüm karışık olsun dedim,nasıl olsa eriyecek ben yemeden...derken bir çocuk belirdi yanımda,öyle mağrur öyle can alıcı bakıyırdu ki dondurmaya kirli yakasından...bir külah ta ona aldım öyle sevindi ki ama kardeşleri üşüştü sonra düşürdü elinden...sırtını döndü bana,suçlu bendim ağlamasına...almasaydım doyardı ona uzaktan bakarak ve kardeşleriyle dövüşmezdi dondurma yalakamaktan...haklıydı...acımak bazen kötülüktü...

duraklarda kızlar vardı hepsini minübusler alıyordu durdukları yerden...fabrika kızı değillerdi,belliydi...aklıma köy günlerim geldi birden ve anladım nereye gittiklerini...ya dometes topluyacaklardı ya da konserve üretilen yerlere fasulye vs toplamaya...sıcacık yataklarından kalkıp aile içinde yer tutunmak için tarlaya gidiyorlardı...umudu varoşlara itenler aslında hata yapıyorlardı...her insanda dert olduğuna göre umudun yanında dert de vardı...acı bir şekilde gülümsedim sonra...bendeki dertte umut yoktu...ne tarlası vardı hasatlanacak ne de konserveesi vardı zamanı gelince açılacak...hayat buydu kendine aldırmadan yaşatmaktı içindekileri...

ve şehir merkezine geldim...insanlar karınca gbi ama çarpışıyorlar telaşlarından..omuzlar vuruyorlar birbirlerine ama aldırmıyorlar...yönlerini adreslerini yapacağı işleri biliyorlar fabrikak kızı gibi...dükkanlarda cam silecekleri haşır haşır çalışıyorlar...fırçalar kürekler bezler de durur mu onlarda işbaşındalar kasiyerlerin elinde...bazıları erken gelmiş simitle peynir yemekte komşularla sohbette...ya ben...sen gelmişmisin ne yazacağım diyerek iş yerime ilerlemekteyim...geldim işte sen geldin bense bu satırları yazdım sevgilim..

Oktay Baykurt

 
 
 
 
 
...............................
Begonya

Yüzün ilk cemrem sözlerinse ikinci,
sen badem çiçeklerinin habercisi,
çiğdemlerin moru, sümbüllerin kayası,
menekşelerin duvarı ciğerimin begonyasısın.

Oktay Baykurt

 
 
 
 
............................ 

Karalamaca

eskiden çok ama çok eskiden seninle benim atalarım orta asyada iken 12 hayvanlı takvim kullanırlarmış....koyun,sıçan tavşan vs vs...sanırım ayların değil de yılların adı idi bunlar...hani birleşmiş milletler her yılı bir ünlü isme adıyor ya işte öyle birşeymiş bizimkilerin yılları da....

şimdi ben diyorumki acaba bu yıl ceylan yılı olsa...bir öğrek atın arkasında keçe çadırlarda yaşayan atalarımıza nisbet, karavan sıcaklığında sana kervanlar çıkarsam bulunduğum sarp geçitteki dinlenme yerinden....ceylanlar sürsem yüzüne,sağımlar yapsam dağlarımda kürnemiş düşlerinden.... ve bir sekili tayı terbiyelesem sen bana bakarken karşı tepeden...derken kar suyu getirsen bana....pekmezleyip bana yedirsen... içimdeki yangınları pekmezle; yüreğimdeki ataşı gözlerinle söndürsem...bozgunlar yaşatsan bana, koşuklar söylesem oymağına dönerken...kirmanlar eğirsem senin kıtlığında,onlarca tuluk hasret üğütsem...pazarına insem sonra obanın, ben sana kilim ben sana ayna alsak en afillisinden...

Oktay Baykurt

 
 
 
 
 
...............................
İnci küpeli kız
 
o nasıl bir derinlik o nasıl bir anlatıştıki bakışlarla,
seyyahlık kokuyordu kirpikler...
her kapı aralığı bir renge denkti...
her ele alınan süpürge iz bırakmaktı kıyıda köşede...
ve gizil istençler sarıyordu ruhları...
olmaması gerekeni istemek saplantıların en aptalcasıydı...
ama aptal olmayı becermek aşktı...
ve bedenlerdeki ihtiras, fırça aldırdı Johannes Vermeer’in eline…
bir kulak delimliği korku yeterdi tuale dokunmaya...
ilhamını topladı hergün gördüğü yüzden...
hayattan bir açı,olaylardan bir düzlem istiyordu artık...
ansızın
onu
çaresizce tualin karşısına itecek sessiz sezgiyi
bir pencere önünde yakalayıverdi...

Oktay Baykurt

 
...............................
Gitme

yoksun
aynı leyla gibi
aynı leyla gibi anlatılansın aşka
beklenilensin yıldız kaymalarından
umulansın pencere köşelerinden
kaybedilensin bulunmak için
üzülmek için yere düşürülensin
uzağa atılansın arkada bırakılansın elvedalarını sustururcasına
sevgili,hayatım kanmış sensizliğe
yüreğimden bir saklanıp bir sobelenmene
gitme

Oktay Baykurt

 
 
........
Sabahın Düşleri

Seni her sabah elimle koymuş gibi yastığımın başucunda görüyorum

uyandığımda saçlarımın arasından süzülüp gözlerime sızman

ve oradaki kanımdan aldığın sıcaklıkla kendini yüreğime taşıtman damarlarıma

ve hükmetmen aynanın karşısında baktığım yüzüme...

Bir havlu kenarı işlemesi olsan sonra önüme bardak koysan mayışık gözlerle

mutfağı boyasan ten kokunla

ekmeği uzatsan

unuttuğun tuzu getirsen

portakal suyu sıksan ellerinle...

Beni bekleyen günü gülümsemenle döllesen,

gözlerimi köşe başlarına sebil,kollarımı şaşırdığın yollara direk,

ellerimi baktığın vitrine iz,ayaklarımı çıktığın merdivenlere ses yap desen unutmadan...

Akşamlarımızı umut ve gülüşlerle doldurup muhabbetli sözcükleri çocuklatsan yatak odamıza

veliahtsız bir öpüşle peydahlansa şehvet...

Ve bir sigara içimliği ay açık perdeli penceremizin karşısında dursa,tenlerimize kızıla boyasa...

Uyusak aramıza aşk uzanmışken...

Oktay Baykurt

 
 
..............................

Uzaklara

''uzaklar'' son günlerimin en meşhur sözü...

gerçi ayrılık olmalıydı ama diğer yarımın sözleriyle sonlara düştü...

evet diğer yarım...duyguların en azizesine taktığım isim bu...

bana ayrılık türkülerini küstürendir o...

içime kıvrım kıvrım sevgi çizendir...

evet onu çok üzdüm son günlerde...

haddinden fazla hemde...

demekki haddinden fazla değerlerdeyim onun saklılarında...

edebi sözler düşmüyor şu satırlara...

doğallık olmalı yüzün gibi...

gözlerin gibi derinlik akmalı söylenen sözde...

sabrın kadar genişlik düşmeli satırlara...

ama utangacım içimdeki çocuk kadar...

olmayan şeyi istemek gibi saflıklardayım işte....

Oktay Baykurt

 
  ................
Kuralsız

gündüzlerin devri akşamlarda bitiyor...sabahın seyri ise ikindilere götürüyor bizi...insanız, uyurken ölümü tatmak uyanırken hayattan kaşıklanmak görevimiz... yoksa oturmakla ömür biter mi...arşınlamak için sokaklar yapmışız kendimize,sevdiklerimize götürsün diye yollar...binalar dikmişiz kalabalık yaşayalım birbirimizden para kazanalım diye...tarlalar açmışız ciğerlerimizi söken,bitkiler yetiştirmişiz ve bir kökten bin meyve almışız gözümüzü doyuran sağlığımızı bitiren... türlü icadlar yapmışız nesneye dair,bizi tembelliğe alıştıran...örfler koymuşuz ilişkilerimizi düzenleyen; adetlere tutunmuşuz kan aksın diye, dogmalara saplanmışız babanın yanında çocuk öpülmez tipinden... batıllara inanmışız çaresiz kalınca yanı başımızda el açımlığı dua edecek allahımız varken...kimimiz soysuzlaştırmışız yüreğimizi inançlara,kültürümüze...ne kahve kalmış hatırı olan ne de komşusu açken uyumayan...köylü mahalleli olunca, unutmuş kapısının önünden geçenin hali ahvalini...

kim verebilir ki balkonda yanan ızgara kokusunun hakkını,kim bilebilir sahipsiz birçok insan aç gezerken hayvan hakları için zırvalar savururken harcanan paranın miktarını...eskidenmiş evde pişen yemeğin komşu hakkını vermek şimdi neyi boşta buldun kimi yanlız gördün, al elindekileri tıka boğazını...ama bir yerde hak, arz talep meselesi; yalancılık kalpazanlık prim yapıyor aramızda doğrular enayi mertler ise deli...şu ''ab'' neden kağıt üzerinde bizi dahil etmez ki kendine...dejenere olmuş kültürümüze,açık göbeklerimizle,daracık taytlarımızla,göstermekten gurur duyduğumuz degajemizle ve en önemlisi ''bir kerecikten bi şey olmaz'' anlayışımızla hem bedenen hem ruhen ve dahi şeklen ''onlarız''...cep delik cepken delik mefkuresi de artık lütfen tarih olsun, moda,cebe elini sok cepkendekini al ve ne sen beni gördün ne de ben seni...''balık baştan kokar'' derlerdi ya atalarımız...bence bunun islam öncesindeki dedelerimiz söylemişler,kur'an'da nasıl yaşarsanız öyle yönetilirsiniz desturru var, anlayacağınız balık kuyruktan kokuyor artık...gerçek bu...yasaklı olan,görgüye ters düşen şeyleri biz yapamazken-ve yapmak isterken- başkası bunu yaptığında aşırı tepki hatta tavır ya da şiddetle tepki veririz...oysa çoğumuz o yasağı delmenin yollarını gizliden hayalleriz,düşleriz...bence doğruluğu, güzel yaşamayı ve iyi bir toplumun gelişmiş bir toplumun kendimizdeki onurumuza yakışan davranılardan geçtiğini bilmeliyiz...

paragrafı bağladım son cümleyle,yazı bitti sanmayın...ya sevgi ya aşk ne olacak...bir bar kadehiyle başlayan ve yatakta yanlızlıkla uyanılan sabahları unuttum mu sandınız...bir sesin beğenilmesini,kalçalara dokunabilmenin aşk sanıldığını geçiverecek mi diye düşündünüz...ya da bir iş yerindeki dostlukların arkadaşlıkların kaçamaklı yaşantılarını dinlemediğimi mi varsaydınız...ve gençlerimiz,iletişimde zorlandığımız ve onlara göre dillerinden anlamadığımız değerlerimiz...birbirlerinde hoşlandıkları şeyi elde etme savaşını aşk sanan sevgi cahillerimiz...bir insan sevdiği insanı yolun ortasında öpemez...çevresindekilerden değil ondan utanır yürek....neden ''sanmalar'' aşk olur ki ve neden bir toplumda evlenme sayısı ile boşanma sayısının arasındaki oran denkleşir hale gelebilir ki...tanımadan sevilmez,güven duyulmadan sevgi söylenmez...ve bu şıpsevdi sevdaların altı aylık ilişkilerin yapabileceği bir şey değildir...gerçi bu da arz talep meselesi çünkü insanlar için dünya zevk ve sefa yeri artık...bir yüz bir beden bir sevgi az geliyor bize...

Oktay Baykurt

 
....................

Yılmaz

Yekta güneşlere mahkum bir varlığım sanki
Irgınım hayata,bezginim.
Lal cümleler kurmaktayım dostlar arasında
Mesudluk yerine olmayan gülümsemelere meftunum
Ah bir duyan olsa bu figanı aczimi
Zebanilerini öldüreceğim yanlızlığın,bileceğim ki ben bir kayyumum.

Oktay Baykurt

.

.........................
Mektup

Ne olur bilmiyorum…ya da nereye çıkar bu yol…bir ağacın ortasından mı geçer yoksa bir dağın zirvesinde donamı kalır onu hiç kestiremiyorum…bildiklerim aslında sende unuttuklarımdı…onlar öyle zambaksıydılarki bahardan bahara göç ederdi kökleri göğsüne…lacivertten tut da turkuaz mavisine varıncaya kadar sendiler…sendiler bir akdeniz papatyası kadar…sensizdiler bir dağ geyiği kadar…yalnız,dört tarafı avcılarla çevrili,nesli kesilmiş bir nesildin işte akdenizde…yaz yağmurunun toprağa şakası gibi ürkekleştirdin beni…gelip geçer oldum hep senden…akdeniz kızı olsan belki anlardın…belki anlardın akdenizin sensizliğini…

Belki düşmezdin bir körfeze boydan boya yalnızlıkla…içine sarı hüzünler saçmazdı hayat…yolun bana çıkardı bir ağacı değil beni bölerdin ikiye acımadan…bildiklerim sende değil gözünü açtığın perdeye kazınırdı desen desen…ne Akdeniz gelirdi aklıma o zaman ne de terkedilmiş aspendos…evet aspendos dedim çünkü,öyle bir hayalim var ki yunan tanrılarının gözü önünde öpmek var seni şimdi…onları çağırmak çağlar öncesinden…pegasusa bir yumruk athenaya bir çalım ve erosa demirden bir çukur…bilmem verirmiydin dudaklarını gözlerini kapayarak…Akdenizli olmak istermiydin bir'' İNSANLIĞA TERFİ ETMİŞ TANRIYLA''…

Çarmıhtan yapılma zamanlara kurulmuş bir yaşamda seni Akdeniz yaptım…belki de suç bu…mahkemesi kurulmadan cezası ayrılık, ölüm olan bir suç…neylersin ki harabeler hep düşlerde ayağa kalkar…destanlar yazılır cılız bir cesaretten…işte ben harabeyim,cesaretim en ahkam satanından…kiremitim,taşım,harcım bu Akdeniz yalnızlığımda…duymasan da gör,söylenmese de hisset…gittiğin yol, yol değil deseler bile sen oralardan palmiyeler dik kaldırımlara…bir hışırtın olsun, o yol gitmeye değer sonunda fırtınan olsa da…

yazdıklarıma baktımda,bir fanatik kadar çoşkulu bir filozof kadar hitabetli olmuş...

eğer tekrarıysa bu, sana yazdıklarımın; varsın ben akdeniz olayım...göz yaşı tuzludur onun gibi...o bana alıştı ben de ona...

Oktay Baykurt

 
.......................
İçimde Uzak Bir Yer Var

içimde uzak bir yer var

atlantis kadar gizemli

güneşi benim güneşim değil

evleri yürek altı kabristanı sanki

sokakları aşk çıkmazı

içimde uzak bir yer var

kaşıyor durmadan sonsuzluğu

çıbanlar çiviliyor yaşantıma

melhemsiz başlangıçlar serpiyor sonlarıma

içimde uzak bir yer var

hissediyorum

gökte ışıkları yansıyor

göremiyorum

gidemiyorum

içimde uzak bir sen var saramıyorum...

Oktay Baykurt

 
 
........................
Tarihe

benim ilk kelimelerim genelde kendini sözlükten çıkartmış,harfleri küflü ve sadece bana layık olan cild kaçkını kelimelerdir...bir anadolu köylüsünki gibi olur o zaman dilimden yazıya dökülen cümleler...sekiler,yamaçlar,gırtlaklar dizilir harflerin boğazlarına...anlaşılmak için yazılmamışlardır zaten,duyulmak için hıfs edilmek için yazılmışlardır.

ben anadoluyum dersem,inanmayın...anadolu benim dersem,gözümün arkasındaki anlamları kendi bilgi terazinize koyun ve inanıp inanmamakta karar kılın...ben tendürekte dere oldum,hasan dağında patladım,erciyeste bir bağ evi,nemrutta aileler kurdum...duvaklar alladım,atlar eğerledim orta asyaya...kılıçlar kalkanlar savurdum yavuzun yeniçerileriyle...ben anadoluyum sevdiğim...ansiklopedi kaçkını bir sözün çıktığı dudağım,kulağım,elim,ayağım...

ister yiğit de ister mehter başı...dolduruşa gelen tarihim nasılsa…çağların yasıyım…zaferlerin bayrağıyım...türküm...

bir türk işte kilimi gibi,killi topraklarında yetişen altın sarısı başaklar gibi sever maşuğunu…toroslara kurduğu çadırda gelin eder,yayla yollarındaki atlara bindirir al fadimesini…seni….

Oktay Baykurt

 
 
 
..................
Vuslatı Hayal

vuslat günlerinde güneşlemek vardı sevdanın

ve o güneşe sarı eklemek vardı

maviyi çalıp yeşil sürmek vardı göklere

morluğa susamalıydı yer

ve bir ağaç kabuksuz kalmalıydı ikimizin yanında

cümleler kurmalıydı ölü şairler kulaklarımızda

dünyalar yapmalıydılar bize

dünyalar yakmalıydılar içimizde

yolları tüğümlemeliydiler sana bize gelmeyen

evler dikmeliydiler yüzümüz gölgeli

şehirler köyler yapmalıydılar duygularımızdan

ve vuslatın sarısı inmeliyydi güneşten

tükenmeliydi yeşil gökte

morluğu özgür bırakmalıydı toprak

ve biz ayrılsaydık kabuksuz ağacımıza bakarak

Oktay Baykurt

................................
Neyse İşte Öyle

sabahları ertelemek öğleleri geçiktirmek akşamı elinin tersiyle itme şansımız yok
yaşamak dediğimiz şey günlerden ibaret
ve günler konuşmalarla duygulardan mücerret
hayata sebeb bedendeki ruh olsa da günlerle duyguları sana batırıp çıkarmak çok güzel
ılıklığına ve ılgıtlığına
uzaktan geçen bir gemiyi senin kahvaltı masandan izlemek vardı bu sabah
gözlerindeki mahurluğu demlemek vardı saçlarını savuran rüzgara
ve işlemek vardı sefaları kulağının altına
her çatal şıkıltısını sitemlemek her bakışını maviye satmak vardı karşılıksız...
bedelsiz saadetler durağı olsaydı masamız keşke
düş koparan uçuşlara geçirseydi sandalyemiz
yıldızlar harç, gezegenler çatı olsaydı uzak düşlerimize
neyse işte öyle

Oktay Baykurt

 
.....................................
Ebedi Sevgi

benim gök silkelenmelerinde yere düşen mavi gözlü yarim

neler getirdin bu gecenin sıfır dördüne

kalmaklıklar gitmiyor uyku dolu gamıma

sabahımı uzaklaştırıyor benden zıkkım olası garibliğim

senden olan bir karanlıkla cedelleşmek

ve vakitsiz ezanlar duymak istemek ne tuhaf

ve ne zor...

terkedemiyorsun, kalamıyorsun gündüzle gece arası düşlerinde

şimdi kapımın önünde bir postacı olmasını isterdim

çantası bomboş olmalı

benden alacaklarını taşıyamamalı

ve bahşiş olarak benden sevme dersi almalı

şimdi bir işportacı geçmeli sokaktan

domates biber diye bağırmalı uykulara aldırmadan

ben onu döğmeliyim dizlerim gibi

hıncımı çıkarmalıyım senle alakası olmayan şeylerden

neler getirdin bu gecenin sıfır dört otuzunda

sentezlenmekte yaprakla çiğ...

tavşanlar oynaşmalarda tilkiler gezinmelerde

baykuşlar bir ceviz ağacında

ya ben

doğanın ferdi olarak bu akıl sahibi olmayanlar kadar değilim

ne yapacağını bilmezim

yaşanmış geceleri bir sabah daha çerçeveleyecek

gittikçe daralıyor duvarımsı tenim

dar geliyor gözlerin

hızmalaştıkça alyansı parlıyor sensizliğin

of ki ne of!

gıyabında senle, huzurunda sensizim

şimdi bir sen dayanmalı kapıya

vurdukça uyanmamalı düşlerim

paçalarından ateş böcekleri düşmeli binlerce

kırılmadık penceresi kalmamalı gözlerimin

ve onca şeyi yakıp yıktıktan sonra

anahtarın yerini bildiğini anımsamalı, içeri girmelisin

çatımdan karanlık akışırken dokunmalı

kirpiklerimden arzular süzülürken öpmelisin

buruşuk sabahlara uyanmalıyız sonra

kırmızı aşkı bitirip ebedi sevgiyi içirmelisin

Oktay Baykurt

 

......................
Nerdesin

Benim mayam...
Benim maya kadınım,
nasılsın?
Bugün seni çok özledim...
Pul pul boncuk boncuk
kırağı oldun düştün omuzlarıma...
Dondurdu varyemez aşkın
nerde gecelerimi aklıma ilikleyen gözlerin?
acı harcım benim,
nerdesin?

Oktay Baykurt

.................
bazen Ne Yapacağını Bilmezsin
 
Bazen ne yapacağını bilmezsin…herkes gibi senin de acizlik anın olur hayatta…ne yapacağını biliyorken bile acizliğe yenilirsin…bu üşengeçliktir dersen,yanılıyorsun derim sadece…üşengeçlikte de yapacağını bildiğin halde yapmamazlık vardır ama bu kehilliktendir,içinde bulunulan rahatlığı bırakmamak için elinden geleni yapmaktır…oysa ne yapacağını bildiğin halde yapmamak kendini bırakmak ve hiçbir şeyi yapmayı istememek,kehillik ya da sonra da yaparım demek değildir…bunu tam manasıyla kavramlaştırabilmek ve kelimelere dökmek benim için biraz zor…şuan böyleyim mesela…kendimden bıkmışlık,insanlardan uzaklık hissiyatında duygular ortası bir labirentteyim işte…kurtarılmak yok,imdat dilemek hiç yok…zaten bunlar için de sebeb yok ki…’’bir an’’ sonuçta…günün kaçta kaçını barındırırki can sıkmaya değsin…değiyor ama ne kadar böyle söylesemde…kendimi duyamıyor,gözlerime hükmedemiyor,yüzümü asıyorum sorumsuzca…sorumsuzca çünkü yanımdaki insanlar bunu yanlış anlayabiliyorlar bazen…ve bu kendimden çok,onların benliğindeki ‘’bana’’ zarar veriyor…bir anlık bir şey,eğri büğrü bir bakış,tamir edilemez bir görüş yetisine dönebiliyor…yok ben öyle değilim,iyiyim,öyle demek istemedim,hımm anlamadım vs vs türündeki tepkiler bazen insanları dinlemediğiniz onları dikkate almadığınız hissi verebiliyor ki bu kendi açınızdan edinilmiş bir çok olumlu düşünceleri yıkabiliyor…hani bir söz var ya:iki kişinin bildiği sır değildir…işte ben de bu duygu fırtınalarını,acizliği kend kendime yaşamalıyım ve yanımda kimse olmamalı…anlık yalnızlıklarımı ebedi yalnızlıklara çevirmemek için bunu böyle yapmalıyım…ben hep böyle yapıyorum size de tavsiye ederim…
 
 
....................
Mesele

Bu bir alışkınlık meselesi
bu yalnızlığa bir sual
bin fırça darbesi çizseydi seni olamadıklarını isteyebilir miydin böyle
yapamadıklarını oldurur muydun
ışıltılarında ve beyazlarında sen yoksun
içindeki çocuk yok
sanki burada olmamalıydım der gibi bakışların
boynundaki kolyede kayıp denizler var sanki
kol düğmelerin bile gönülsüz yüzündeki ifadeye
elin başını değilde unutamadıklarını taşıyor sırtındaki dolaba
ben seni arkandaki harita gibi ölçekli bir harita sanırdım
duygulara işe aileye ve dostluğa sınırlar çizen bir maharetli bilirdim hep
meğer bunlara eklentilerin de varmış
sakladıkların
yürekciğinin kulpuymuş melankoli
matruşka olsana sen
benim matruşkam
bırak bu resime yalnızlık modeli olmayı
önce kokun sonra yüzün elbiselerin duyguların ve içindeki çocuk
matruşkamda kat kat iç içe hep sen işte
daha ne ….

Oktay Baykurt

 
.....................
ELİF
 
Elif…alfabeler üstü bir yüz…ciltlere sığmaz bir harf…düşünme dilime tüğümtirken kendini…bırak dişlere takılsın f’lerin…bir hayıflanma bir kazanma olsun cizgilerin…

Elif…sırma topraklarda biten bir çiçek gibisin…harfliği bırak anlam ol kişi ol…karşıma çık okunan kitaplarımda…sözlüğe kaçma akıl arkası olma…aşikar kıl kendini yüzünü…sen okundukça,bilindikçe varsın…

Oktay Baykurt

..........................
İskelede Bir Kadın

Denizin üzerine çadırını açmış bir kadın vardı...
İçinde okyanus,okyanusta bir yunus,
Yunusta bir hüzün,hüzünde bir alım,alımlıkta bir düş...
Onca insanın geçit töreninde,
Ayrı bir buluttan yağmurlar yağdırıp ıslanıyordu aklı...
Ne meraktı benimkisi
Ne de uzaktan hüzzam beste izlemek...
Sadece gözlemekti kadının yüzüne vuran içindeki çocuğun sevgisini,
Mahzunluğunu,mutluluksu ağlayışını...
Abartmaktır belki benim yazdıklarım
Belkide dozajını kaçırmış bir renksizlik dünyası...
Denize yakın olmak uzaklara gitmek değil midir?
Bir iskeleden yakamoza banmak
Anıların gözlerde oynaşması demek değil midir?
Topla çadırını...
Ve bir kol altına sığın.
Sıcaklığında kaybol aşkın.
Her yaşanan gün hatırandır dünyaya be kadın!
Gel sevdaya,
Atmosfer benim,
Doğa benim.
Sen yeterki gitmek iste
Varacağın yer benim...

 
......................

Sabahın Fecri

Günlerden salı ve zamanlardan sabah
bir güzergah yapayım güne senle
bu ne hüzün bu ne hışım
duygular yırtık
akıl virane
umutların eski boyaları çatlamış binbir yerinden.
Gelmessin, bilmezsin, yapmazsın
bu gök yamalık ister gözlerinden ağlamazsın.
Açım sana desem karanlık kaşıklatırsın şu avazı açık nağmelere.
Gel!
İnan ben kendimi hiç bu kadar sana ait hissetmedim.
.Bu kubbeler bu semaya saplanan oklar hatrına gel!
imanım allaha, aşkım gülüne, sevdam sensizliğe.
Anlamadınsa duy
Bildiysen gör
Okumadıysan resmet hayalinde bizi.
Varlığına gebe bu sabahın fecri…

Oktay Baykurt

....................

Mektup 28

benim sana söyleyemdiklerim aslında her insanın içinden geçmeyi beceremeyen düşlerin bir özeti...bak bu ne saçma bir cümle diyebilirsin...yılların kafa kafaya verip bize yaşattıklarına baktığın zaman,aslında mecnunun ilerisinde shakespearin
gerisinde bir yerde olduğumu görürsün...kelimelerin kifayetsiz kaldığı çok şey var bu özette...lakin anlatımsız kalıp adresinin bilinmesi de bir o kadar güzel…


insan bedeni çalıştıkça,efor sarfettikçe yorulur,bezer...ruh ta aynıdır çok zaman..istemediğini yapar,düşünmek istemediğini hatırlar,ulaşamadığında hayıflanır vs vs...ama onca uzaklığa rağmen,strese ve gerilime rağmen yorulmadım hiç...bıkmadım sana uzak olmaktan,bir defa olsun ''neden yakınlardan bir kadın olmdı'' demedim...böyle şeyleri düşledikçe daha bir iştaha geldim daha bir güçlendim...

ne kızartılacak bir yerin,nede oyulacak bir bedenin vardı oysa....kuru bir resimler zinciri ve onlara meze olan şiirler...dostluksa cabasıydı...


böyle dostluğa sabretmek gerekirken biz neden sabır ötesi olduk..bazen bu allahın bir lutfu diyorum ve sen çok temiz bir insansın oğlum diyorum...

sen de öyle..

bazen boşluğa düşüyorum.....bu ne,ne yaşıyorum,zevk mi alıyorum,aşk mı yoksa...yada daha mı ötesi bu,tutkular ötesi bir geri dönüşmü kendime.

ben her gidişimde kendimi bırakıyorum bir yerlere ve her dönüşte seni topluyorum kendime..

anlayamayacağın kadar büyüklükler üstü bir mekansın bende..

Oktay Baykurt

........................
Öylesine 19

Bir cumartesi öğleninde
pencere önü yanlızlığımdan sana sesleniyorum...
Akdenizin lodosu her ne kadar uykuya salsa da beynimi
gözlerimi tütsüleyen ekrandaki resmin muson hızıyla uyandırıyor beni...
Gökteki nem, terden kalıplar çıkarıyor ama
ben yine resmine poyrazlanıyorum....
Sırtım bir üşüyüp bir ıslanıyor,
kulaklarımda aç sivrisinek müzikalleri;
dilimde ramazanın susuzluk zındanları;
ben yine alamıyorum bu eski kafalı sevdamı senden...
Yazdıklarım kuramsız bir mevsime benzese de
ben yine de bu eylülün sırtından inmeyeceğim...
En sevdiğime
en sevdiğim sonbahardan seslenmek
ve ona sarıyı sevdirmek;
onunla kremit kırmızısı yapraklardan sandallara binip
sevdanın gövdesinden düşmek,
yeşili küstürüp,mavi gözlerine ilhak olmak ne güzel şey...

Oktay Baykurt

......................................

Uyuz Ciğer

sen…
ey benden sözler çalan dilin sahibi...
sen,canımdan yongalar yakıp ısınan kadın...
gelmek zamanı gel, şimdi tam sırası...
içimdeki ocağa çırasın,gözlerimden tütene alaz...
ben bekliyorum seni sevdanın en son durağında...
ya kervanla geç önümden
ya da gardenya kokan endamınla...
geleceksin değil mi,ellerimden tutmasanda yüzüne köle yap bu uyuz ciğerini...

Oktay Baykurt

....................
Bitmeyen Şiir

tepeden bakmak yaşadığın şehre
anılara arşınlatmak sokakları
kendini unuttuğun caddelere çakmak kalbini
vuslatlar yaşatmak içindeki uzaklara
ve ayrılıklardan gelip yakınlara gitmek
yarmak yokluğunla gökleri
güneşi kirpiklemek bakışlarınla
ve kutsamak ellerinle o şehri
her sözünle isimlemek mahallerini
duygular yosunlamak çatılara
özlem tütsülemek bacalara
ve sonra sen gelmelisin yastığıma
aklımın kuzeylerini yosunlatmak saçlarına
üstüme çekmek nefesini yorgan misali
ve ansızın bitirmek bu şiiri…

Oktay Baykurt

...........

 Yazamadıklarım
yazamadıklarımı okumaya başlıyorum yeni yeni
duymadığım kelimeleri unutuyorum durduk yerde
anlatamadığım hayaller oluyor her mürekkep kuruyuşunda
ama duyuyorum,içimden geçen bir kaç ayak izi var
takip etmek için derman istiyorum düşler tanrısından
vermiyor uzatmıyor elini köhneleşmiş aklıma
beni klavuzlayacak bir yüz arıyorum belkide,rüyalar üstü
ama rüya da uykunun koynundaki bir çocuk
zaten çocuksu anlatımlarda ağlıyorum baksanıza
bana bir derman bana bir yoldaş verin yaşamadıklarınızdan

Oktay Baykurt

................................

Merhametin Kalbi (deneme)

Kazanma dürtüsünün insana kazandırdığı en büyük şiddet çeşidi sanırım savaş olsa gerekKazanmak bir ‘’arzu’’ ve ‘’ hırs’’ işi olsa da, bunu devletler bazına indirgediğimizde bir insanı değil ‘’iki devletin milyonlarını’’ ilgilendiren cadı kazanını andırdığını söylemek gerekecektir. Kolların,bacakların,gözlerin havada uçuştuğu bu dünyada, kazanda kaynayan tek şey ‘’kan’’ köpüren ise ‘’öfke ve nefretten’’ başka bir şey olmayacaktır.

Silahların merhameti, onu elleriyle tutanın korkusuna bağlıdır bir yerde…Korkuyla kovanından fırlayan bir mermi, yere yıkması gereken canın: ebadına, biçimine,ırkına,milletine bakmadan ‘’kazanılması gereken’’ için onu yere yıkacaktır.Bunu yaparken yani savaşırken merhameti unutacaktır.

Merhamet, insan kalbinde kendine acımayı arkadaş edinmiştir ama bir üçüncü arkadaş daha vardır ki o da ‘’bencillik’’tir.Bencilliğin kazanma hırsıyla birleştiğini ve yıllarca kaybedenleri oynayıp sonra da ihtirasla el ele verdiğini düşünürsek aklımıza savaşlar gelecektir.Ki işte o savaş, merhameti, sadece yıkık duvarların,annesiz çocukların,aç karınların,bacağı kopuk bedenlerin vicdanından alıp; zalimlerin olmayan duygularına bırakacaktır.Barış ve intikam ateşi de ortalarda gezinip sahipsiz kalacak, yıllar sonra birileri onun elinden tutup misket bombaları ile diğerlerine hatırlatılacaktır!

Malumunuz günümüzde kendisine tarih boyunca merhamet edilmeyen ya da edilmediğini düşünen bir millet pireyi öldürmek için ilk önce pirenin bulunduğu bedeni yere yıkmaya çalışıyor.Çocuklar,yaşlılar …sokaklarda adımlamak yerine yıkılan binaların altında kalıyor; ellerini hiç havadan indirmeden ne zaman başımıza bir gülle düşecek diye bekliyor.Korku imparatorluğu cesaret kırmak için birebir güreşmekten çekinip havadan bombalar atıyor.Bilali Habeşiler,Sümeyyeler gibi zora geldiğinde direnmeyen; Peygamberi yanlarından ayrıldığında,denizi karşılarına aldıklarında Peygamberlerini bir çırpıda düşüncesizlik,Yaratanı ise acizlikle tenzih edip dinlerinden dönen,danaya tapanlar yani korku imparatorluğunun müdavimleri şimdi hakim oldukları dünya güçlerini de arkalarına alıp bencillik ve ihtirasları uğruna ‘’bazılarının dünyalarını başlarına’’yıkıyor.Anlayacağınız geçmişin hesabını şimdilerde görüyorlar.

Onlar Babil’den,Asur’dan,Roma’dan,Mısır’dan,Med’lerden,Pers’lerden görmedikleri merhameti ya da görmek istemedikleri merhameti Osmanlılar’da inkar edip; bencilliklerini uğraştıkları ticari(ki Yahudiler taşınmaz mal edinirler) ve sanatsal-bilimsel alanlarla içerisinde yaşadıkları toplumlara göstermişler ve böylelikle onları yönetip sömürmüşler,ihtiraslarını bencillikleriyle birleştirip statükocu ve en güçlü statülere sahip olmuşlardır.

Şimdilerde dünya onlara:durun,yapmayın dese bile onlar bundan öyle tatminkar oluyorlar ki,eline silahını alıp bir kadını rehin alan zanlı gibi:gelmeyin,vururum; bakın nasıl yapıyorum.oh! güç bende artık; önceden siz izliyordunuz(gaz odaları) şimdide siz izleyin ooh! Dercesine hem de…

1945 ‘den bu güne gelinceye kadar uğraştıkları, kendilerinin yön vereceği bir dünya düzeni hayaline kavuşmuş olan bu kavim,tüm toplumlara nüfuz etmiş, şuan ki dünyanın medya,sinema,sanat,ticaret ve istihbarat ağını elinde bulunduran bir güç haline gelmiştir.Tabi ki güçlüden merhamet umulacaktır lakin beslenilen karga hikayesi onları bencilleştirmiş ve kendilerine yakıştırılan ‘’ acınan kavim’’ deyiminin söylenişini ihtiraslarıyla değiştirmeye çalışmaktadırlar ve bunda da çok başarılı oldukları da şüphe götürmez bir gerçektir.

Dünyanın en büyük gücü olan insan gücünü en iyi bir şekilde kullanıp teşkilatlanan bir yapıdan bahsediyoruz,bir devletten bir dinden, demokrasi kılıflı teokrasiden.Devlet kademelerindeki yöneticileri savaş alanlarında yetişmiş,merhameti okuduğu dini (batıl) kitaba saklamış ve gerçek yüzünü ekranların arkasında gün yüzüne çıkaran bir devletin kalbi olamaz.Çizme ezmek ve ‘rap rap’ yapmak için giyilir,merhamet için değil.

Oktay Baykurt

................................
15.02.2010
Yazamıyorum Eskisi Gibi

Yazamıyorum artık eski gibi
Yaşam en aza indirmiş kullandığım kelimeleri
Taş evlerin arasında teli kırılmış saz misali
Yakamıyorum gözlerine Leyla türkülerini

Yazamıyorum eskisi gibi
Belki benden göçer gidersin
İçindeki obalarda yanan ateşi
Gözünden akan yaş sayarsın

Yazamıyorum eskisi gibi
Batılmış dersin benden duyduklarına
Mukaddesleştirirsin yanlızlığı içinde
Kalabalık aşk şarkıları varken kulağında

Yazamıyorum eskisi gibi
Bu soysuz aşk yaradımı sana söyle
Bu sonsuzluğun uslanmaz çocuğu
Seni içinden alıp gönderdi mi bilmediğin bir yerlere

Yazamıyorum eskisi gibi
Yazamıyorum senden bir adım öteye gitmeyi
Sırtını dönme küsme bu söylediklerim hepsi yalandı
Seninle tanıştığım gün ekimin on altısıydı

Yazamıyorum eskisi gibi
Acemi kalemler durağından ayrıldım senin sevdanla
Okyanus kokulu orkidelerden sandallara binip
Sığındım saçların yosunlu sevda koyuna


NOT:Son iki aydır yazmayan birinin,kurumuş kaleminin içinde kalan mürekkep kalıntılarıdır.

Oktay Baykurt

................................
14.02.2010
İçimde Kalanlar

Fırtınalı yüzünde
Yapışkan bir bakış
Dudaklarında naz endamlı haykırış
Zannederim ki
Afetlerin ardında kalan bir tek yüzün
Tırmalamadan tırnaklamadan
Neden güzel ki bıraktığın hüzün

Jurnal tipli gözlerin
Siyahını boğamadı umutsuzluğun
Terlemeden sıkmadan
Neden güzelki hüznün

Eritemedim üğütemedim seni
Sıradanlaştıramadım yüzünü
Oraklayamadım baltalayamadım
Bana ırak sevgini

Merak etme kekemeliği tutmaz kalbimin
Ilmeklem zamanını söyleyeceklerimin
Konuşmayı,yapışkan bakışlarına ve
Tek hediyen olan vuslat akşamlarına bıraktım

Oktay Baykurt

...................................................
13.02.2010
Sahilde

Şimdi ellerinde mavi bir sevinç
Gökyüzünü adam ediyor gözlerin
Sümbüller kök salmış bakışlarına
Köpükleri uslanıyor yakamozlu denizin

Yastığında kızılca kıyamet huzur
Boynunda amber cennetinden tütsüler
Kıyılara yakışan kadın olmak senin işin
Yosunların kokusunu uzaklara sürgün etmiş nefesin

Hadi çıkar üzerindeki hayatın telaşını
Ne kadar terketmiş hüznün varsa çağır odana
Çiçek çiçek çizgi çizgi işle onları mayona
Ve iskeleden bana oltala onaları
Bir tek,bir tek ben, kanarım sana

Mehtabın şamdanında yanan kadınım benim
Sevgi senin bana kurduğun tuzak olsa gerek
Yaz güneşinden fazla yakıyor beni sahildeki bedenin

Lacivert gecelikli dalgalarla savaşmak vardı senle
Tuzlu bedenine sarılıp saçlarına aşkı asmak
Ve sonra yakamozları perdene ateşböceği yapıp
Şehvetin melodisine düşen gölge olmak

 

Şimdi güneşin rengi değişti artık, kasım vedalarına gitti sandallar
Meltem ise, sarhoş mevsimlere götürmez oldu yanlızlığımı
Melankoliye adım adım yaklaşıyorum merhametli zalimim
Bari, bari sensiz yazlarımı uğurlamaya gel artık...

Oktay Baykurt

............................................................
12.02.2010
 
                                         Genç Ölüm
Şarkıların virajında tepe taklak gitti sevdalı.

Yandı kül oldu ne kadar çicek varsa elinde,

Veremedi en sevdiği kaldırım güzeline...

Sözlerin ekildiği,adımların çizildiği taşlar onlarsız eskiyeceklerdi artık.

İlk buse ilk sarılma sır olup gidecekti...

Hayata tutunmak istedi ambulansta.

Bir el uzandı gökten, meftunesiydi gördüğü;

uzattı elini, zamanı bıraktı gitti...

Yakışmadı be sevdalı sana böylesi!

Bir şarkıya dalıp şarkı bitmeden nefes vermesi.

Bu şehir bu caddeler şarkılara kaldı bak!

Her yerde onların ayak sesleri...

Notalara dil olup aşka ritim olmak varken

Gerdanlık oldun aç topraklara...

Şimdi ölümler mi fışkırsın tüm aşklardan?

Kavuşmalar şarkılarda mı kalsın?

Bir kadeh aşk şarabını içemeden şişeyi gözü yaşlı maşukuna bıraktın...

Söyle! Kırmalı mı,atmalı mı,saklamalı mı bu şişeyi maralın?

Ama unuttuğun bir şey var be sevdalı,

Sen,ölümün en genciyle kucaklaşırken; sevdalını ''genç'' bıraktın...

Oktay Baykurt

..................
 
11.02.2010
 
Uyku kafesinden çıkınca bedenim
acem buselik makamında başlar gün.
Ve öyle gavur gelirki dışarı çıkmak
günümün gassalı oluverecekmiş gibi yokluğun.
Sen yoksan süzülmeyeceksen sokaklarda
ben de geçmem çakılırım balkonlara.
Ve seni aşka mihreden bu yüreğe
sabıkalar dizerim her of faslında.
Akşamüstü zamanlarında yine sen varsın.
Güneş gider sen gelirsin.
Ay çıkar tepeden hayalin gammazlanır aklıma
Gece sensizliğin çiğleri düşer yatağıma
Ve bir tutam gam konar yastığımdaki çiçeğe
Gıdıklar durmadan duygularımı
Gözlerimi kaşındırır bu yanlızlık
Ağlamaklı dünyalar kurarım kendime
Hıçkırmam sana aşkın ağıtlarını yakarken
Kaynar durur karanlık göğün kepçesinde
Pişmesini beklerim en olgun loşlukların
Ve kaşıklarım durmadan sen mezesiz rüyaları
Sarhoş eder beni bu derinlik
Fırlama olur çıkar aşkım
Nerdesin gel benim derd-i ihtişamım
 
Oktay Baykurt

 

      HABERİ PAYLAŞ Bookmark and Share
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

 
   
 
 
 

SON HABERLER

 

Kullanım Şartları | Reklam Verin | Künye | RSS | Bize Ulaşın |

Tüm Hakları Saklıdır & ispartanews.com
 

isparta haberleri Rss Haber, ısparta haber,ısparta haberler,ısparta news,haber ısparta,ısparta secim,ısparta siyaset,akp aday,haber32,manset32,