|seçilenler|siyaset|Ekonomi|ısparta ilçeleri|ıspartaspor|Türkiye|sdu|Sağlık|Teknoloji|Magazin|Video|Kadın|Dünya
 

GÜNÜN FIKRASI-birazda halimize şükredelim

ısparta da haber sitemizin sizin için derledigi günün fikrası

Kategori  Kategori : seçilenler
Tarih  Tarih : 27 Kasım 2013 01:42

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto Yazı Boyutu

CÜBBELİDEN FAHİŞE FIKRASIZencinin biri Türkiye'ye gelmek için yola çıkmış ve yolda pasaportunu düşürmüş. Ne yapıcam ne edicem derken havaalanında Leonardo Di Caprio yazan pasaport bulmuş, heh tamam bunla yırtarım demiş.
İnmiş uçaktan Türkiye'de işlemlerini yapması için görevli Temel ile Dursun'un yanına gitmiş.
Dursun'a pasaportunu göstermiş, Dursun şöyle bir bakmış ve Temel'e seslenmiş:
"Ula Temel, habu Titanic batmiş miydi yanmiş miydi?"
VİZE FİNAL KLASİKLERİ
İLK VİZEN KAÇ ?arkadaşının vize notunun düşüklüğünü öğrenip ona göre gaza gelmek amacıyla söylenir..
HACIM NAMAZA MI BAŞLASAK?normal zamanlarda dünyanın aşkından ahiret hayatını unutan pek çok öğrencinin , sınav zamanı kasılmalardan kurtulmak amacıyla Allaha yakınlaşma cümlesi uzar o namaz ..kaza namazları falan kılınır...belki gaza ge...linip tövbe de edilir...ama sınavlar bitene kadar
BEN ŞİMDİ YATICAM , SİZ YATARKEN KALDIRIN BENİ.ders çalışmaya gönlü olmayan öğrenci türünün kendini ve etrafındakileri ileriye odaklamak amacıyla söylediği söz..zira o saatte mümkün değil kaldıramazsınız..
BİR ÇAY KOY DA İÇELİM BE OLUM.doğru düzgün olmasa da bir saat çalışma sonucunda evin uyanığının çay yapmasını iyi bilen şahsa yönlendirdiği rica görünümlü emir kipli cümle.
BU ADAM GEÇEN SENE NE SORMUŞkonuların yoğunluğu ve zamanında aynı oranda kısıtlı olması sonucu çalışmayı sevmeyen öğrenci türünün evde varsa dersi geçen sene almış , ya geçen sene dersi alanlardan soruları öğrenmiş kişiye yönlendirdiği soru.
KESİN BURDAN ÇIKAR6.hissi yüksek öğrenci türünün söylediği cümle..garanti çıkmaz ordan
ÇALIŞ ÇALIŞ NEREYE KADAR ( kalem fırlatılır bu sırada)sanki sabah akşam ders çalışıyormuş havası oluşturmaya çalışan , gösterişe meraklı fakat engellere karşı zaafı olan öğrenci türünün favori cümlesi...
YARIM SAAT SONRA BAŞLIYORUZ.yalan yalan yalannnnnnnn , ama her sınav dönemi söylenir...başlanırsa da bir saat sonra bırakılır..
YARIN FAZLA KASMASA BARİhayatını , vücudun refleksleriyle anlatmaya meraklı olan öğrenci türü sınav için de "zor sormaz inşallah" manasında bu sözü söyler...
AA GELSE NE DELİ OLUR BEAilk vizesi iyi olan fakat diğer derslerinde pek hayır olmayan öğrencinin diğer derslerini DC ile geçeceğini hesaplama paranoyasına kapıldığı an söylediği sözdür...
O SORU KEK , BÖLE ÇIKSIN 100 ALIRIMders çalışmaya ne kadar isteksizse , ders çalışanların hevesini kırmaya da o derece düşkün olan kişinin soru çalışanlara söylediği umut kırıcı söz...
1 SORU YAPSAM YETİYO BANAHocanın vize de çok zor sormuş olması , buna karşın öğrencinin yüksek alması sonucunda , final haftasında yeteri miktarda çalışamamışsa arkadaşlarına nispet yaparcasına söylediği kibir cümlesi.
HACIM BEN ÇALIŞMICAM , ZATEN DC İLE GEÇSEM NE OLCAKortalamasından dolayı dc ile geçme ihtimali bulunan , fakat dc ile geçmeyi kendine yediremediği kadar ders çalışma isteği de olmayan kişinin kendini ve çevresindekileri avutma cümlesi.
YAZ OKULUNDA GEÇERİMyaz okulunda sıcağın etkisiyle beyninin daha iyi çalışacağını düşündüğünden midir bilinmez ,bir grup öğrencinin umutlarını yaza gönderme cümleciği...
BU DERSİN MANTIĞI NE AQders çalışmaya çalışmış , ama derslere gelmediğniden dolayı dersi anlamamış öğrenci profilinin nefret dolu sorusu.
BÖLE SORU SORARSA ,ÇOK PİS SÖVERİMders çalışmaktan çok sinirlenen öğrencinin , çalıştıklarından daha zor bir soru görmesi sonucu , sarfettiği talihsiz cümle
SINAVDA ÖNÜME OTUR.ders çalışmamış bir öğrencinin sınavdan dakikalar ya da birkaç saat önce çalışan-başarılı öğrenci arkadaşına sarf ettiği söz.kopya çekme amaçlıdır.etik değildir
VAZELİN ALALIM YANIMIZAHocanın çok zor soru sorma ihtimaline karşı önlem amaçlı cümle ))
OLUM NİYE BENİ ÇAĞIRMIYOSUNUZkendisi uyurken arkadaşları ders çalışmaya başlamış öğrenci tipinin uyandıktan sonra arkadaşlarına sarf ettiği sitem.
HACIM BİRAZ UYUSAK MIders çalışmaktan sıkılmış , ya da henüz başlamamışken yemeğin ağırlığu üzerine çökmüş öğrencinin çalışkan arkadaşına sarf ettiği düşmanca söz )
DIŞARISI ŞİMDİ KAYNIYORDUR AQözellikle bahar dönemindeki sınavlarda bilhassa erkek öğrencilerin dışarıya çıkıp gezme özlemlerini dile getiren söz grubu )
ULAN KÖPEK GİBİ ÇALIŞTIN DİMİders çalışmamış ya da çalıştığını yeterli görmeyen öğrencinin , çalışmaktan usanmayan arkadaşına sarfettiği düşmanlık dolu cümle
SENEYE GARANTİ AA ALIRIM BU DERSTENkalması daha sınava girmeden kesinleşmiş öğrencinin , umut fakirin ekmeğidir tarzında sarfettiği idealist(!) cümlecik
ULAN HAYAT SİZE HAYAT BEkendisi başarılı olduğu için bütün dersleri alan öğrencinin , kredi yetersizliği sebebiyle ders alamayan bu sebeple de birkaç günü boş olan öğrenci arkadaşına sitemi
YİNE TERS KÖŞE YAPMASIN BU ADAMöğrencilere eziyet etmeyi seven, nerden soru soracağı belli olmayan hocaya atfen söylenen söz..
.BANA ÇIKACAK SORULARDAN GÖSTERSENE BİRAZders çalışmayan ama çabuk anlayan ( anladığını zanneden ) kibirli öğrencinin çok çalışkan arkadaşına ricası
HACIM O KIZ BENİ FENA KESİYO YAders çalışmaya pek niyeti olmayan , erkek öğrencinin ders çalışan arkadaşlarının da motivasyonunu bozmak için söylediği sözcük yalan doludur
ÖSS YE GİRELİM BU SENEders çalışmakla uzaktan yakından alakası olmayan öğrenci türünün her sene sarfettiği cümle...sınav zamanlarında bahsedildiğinde muhabbet bir başlarsa herkes üniversiteden soğur , başka bölümler seçilr ,sonra da yatılır
BİZİM SINIF HAYVAN GİBİ ÇALIŞIYOR , ORTALAMANIN AĞZINA SIÇMIŞLARçan eğrisinin geçerli olduğu üniversitelerde , sınıfı genel olarak çalışan ve sınav ortalamaları yüksek olan fakat kendisi çalışmaya gönülsüz olan öğrenci türünün suç atmak amaçlı sözü
POLİTİKA ; POLİTİKACILARA BIRAKILMAYACAK KADAR ÖNEMLİ BİR KONUDUR.

DEMOKRASİ ; HAKETTİGİMİZDEN DAHA İYİ YÖNETİLMEYECEGİMİZİ GARANTİ EDEN

 BİR SİSTEMDİR.











POLİTİKA
Bir bürokrat yoksul bir adamı ziyarete gitmiş demiş ki: "seninoğlana bir eş bulalım, zamanı geldi artık."
Adam: "ben hayatımda oğlumun işine karışmadım." demiş.
Bürokrat: " ama demiş bu kız Rahmi Koç"un kızı" deyince
Adam: "a aaa ..tamam o zaman" demiş ve durumu kabul etmiş"
Sonra bizim bürokrat Rahmi Koç"un evine gitmiş: " kızınız için harika birkoca adayı buldum" demiş.
Rahmi Koç şaşırarak: " ama benim kızım daha çok küçük" diye itiraz etmiş.
Bürokrat: " ama bu genç adam DÜNYA BANKASI"nda başkan yardımcısı" deyince. kızın babası: " a aaa... tamam o zaman" diyerek duruma hemen razı
oluvermiş.
Sonunda bizim bürokrat DÜNYA BANKASI başkanını ziyarete gitmiş ve demiş ki:"başkanım, size harika bir başkan yardımcısı adayı buldum"
Başkan: " iyi ama benim zaten ihtiyacımdan fazla yardımcım var" deyince
Bürokrat: ama bu Rahmi Koç"un damadı" demiş.
Başkan da " a aaaa tamam o zaman" demiş.
İşte politika budur...




Dervis ve Ilahi Adalet
Vaktiyle bir dervis, nefisle mucadele makaminin sonuna gelir.
Mesrebin usulunce bundan sonra her turlu susten, gosteristen arinacak, varliktan vazgececektir. Fakat is yamali bir hirka giymekten ibaret degildir.
Her turlu gorunur suslerden arinmasi gereklidir... Sac, sakal, biyik, kas; ne varsa hepsinden...
Dervis, usule uygun hareket eder, solugu berberde alir.
- Vur usturayi berber efendi, der.
Berber dervisin saclarini kazimaya baslar. Dervis aynada kendini takip etmektedir. Basinin sag kismi tamamen kazinmistir. Berber tam diger tarafa usturayi vuracakken, yagiz mi yagiz, bickin mi bickin bir kabadayi girer iceri.
Dogruca dervisin yanina gider, basinin kazinmis kismina okkali bir tokat atarak:
- Kalk bakalim kabak, kalk da tirasimizi olalim, diye kukrer.
Dervislik bu... Sovene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz dervis. Ses cikarmaz, usulca kalkar yerinden.
Berber mahcup,fakat korkmustur. Ses cikaramaz.
Kabadayi koltuga oturur, berber trasa baslar.
Fakat kustah kabadayi tiras esnasinda da surekli asagilar dervisi, alay eder:
"Kabak asagi, kabak yukari."
Nihayet tras biter, kabadayi dukkandan cikar. Henuz birkac metre gitmistir ki, gemden bosanmis bir at arabasi yokustan asagi hizla uzerine gelir. Kabadayi saskinlikla yol ortasinda kalakalir.
Derken, iki atin ortasina denge icin yerlestirilmis uzun sivri demir karnina daliverir. Kabadayi oraciga yigilir, kalir. Olmustur. Gorenler cigligi basar.
Berber ise saskin, bir manzaraya, bir dervise bakar, gayri ihtiyarî sorar:
- Biraz agir olmadi mi dervis efendi?
Dervis mahzun, dusunceli cevap verir:
- Vallahi gucenmedim ona. Hakkimi da helal etmistim. Gel gor ki kabagin bir sahibi var. O gucenmis olmali!..
 
 
dolmus muhabbetleri
Arkadaki aksi teyze öndeki uzun saçlı delikanlıya seslenir: - Kızım şurdan bir kişi uzatır mısın? - Ben kız değilim! - Amaaaan ne bileyim kız mısın dul musun, uzat işte. ..............................
.......................................................... Eve gitmek üzere Bakırköy dolmuşu bekliyordum. Sigaramın kalmadığı aklıma gelince önünde durduğum Tekel bayiine girecekken minibüs geldi. Apar topar bindim. Şoföre parayı uzatıp, - Bir Monte Carlo' dedim! Adam birkaç saniye yüzüme bakıp: - Abi bu Bakırköy'e gider' diye cevap verdi! İşte o an benim ve şoförün bittiği andı. ........................................................................................ - Mükemmel bir yerde inebilir miyim? Yolcunun kafası karışık sanırım, kendisi de dolmuşdakilerle birlikte güler söylediğine şoför kadını indirirken: - Buyrun size layık değil ama! ........................................................................................ Yolcu müsait bi yerde inmek ister ama dili sürçer: - Müsait bi yerde iner misiniz? Şoför: - Niye sen mi kullancan??? .........................................
 
 
.....................
Tanı

Gençliğinizi düşünün. Yaşam ne kolaydı değil mi? Doktora gidip sıkıntınızı anlatıyorsunuz, sizi dinliyor. Belirtiler aynı ama tanı siz gençken başkaydı, şimdi ise bambaşka.
Elleriniz ve ayaklarınız titriyor.
Gençken: Âşıksınız..
Şimdi: Maalesef parkinsonsunuz.
Sürekli gülümsüyorsunuz.
Gençken: Âşıksınız..
Şimdi: Efendim yüz felci geçirmektesiniz.
Unutkanlık ve herhangi bir işe konsantre olamıyorsunuz.
Gençken: Âşıksınız..
Şimdi: Üzülerek ifade etmek isterim ki alzheimer hastalığına tutulmuşsunuz.
Sadece onu düşünüyor, o yokken sanki o varmış gibi onun kokusunu, sesini duyuyorsunuz.
Gençken: Âşıksınız..
Şimdi: Kesin şizofreni.
Uykusuzluk çekiyorsunuz.
Gençken: Âşıksınız..
Şimdi: Erkekseniz prostat, kadınsanız idrar zorlaması.

Randevu evi

Yaşlı kadına “Bu yaşta hayat zorlaşıyor mu?” diye sormuşlar, “Yok.. Bilakis” demiş, “Karşıdaki tamirci sağ olsun kırılan dökülen her şeyim için anında gelip yapıyor. Hatta her gün çöpümü boşaltıyor. Postacı posta kutusu yerine 2 kat çıkıp mektuplarımı evime getiriyor. Süpermarketteki çocuk ne zaman bir şeyim eksilse koşup bırakıyor. Girişteki pideci çağırdığın anda kapıda biter. Sadece tek bir sorunum var.”
“Nedir?”
“Giden gelen çok ya.. Komşular maalesef randevu evi çalıştırdığımı zannediyorlar!”

Ah şu erkekler


Parası olmazsa bisiklete biner,
Parası olursa zayıflama bisikletine..
Parası olmazsa para için koşturur,
Parası olursa göbeğini eritmek için..
Parası olmazsa evlenebilmeyi hayal eder,
Parası olursa boşanabilmeyi..
Parası olmazsa karısını sekreteri gibi kullanır,
Parası olursa sekreterini karısı gibi..
Parası olmazsa ‘zenginim’ havası verir,
Parası olursa ‘fakirim’ numarasına yatar..



 
 
 
 
 
 SİZ BİR GÖRSENİZ
 
 
 Uçak dünyanın en kalabalık hava meydanlarından biri olan Londra Heathrow'a yaklaşırken hoparlörlerden pilotun sesi duyuldu.
"Sayın yolcular, biraz sonra Londr'ya inmiş olacağız. Londra da hava hafif yağmurlu ve sıcaklik..."
Tam o sırada pilottan:
"Aman tanrim!" diye korkunç bir feryat duyuldu ve yolculara bir asırmış gibi gelen üç beş saniye boyunca hiçbir ses çıkmadı. Biraz sonra pilot tekrar konuşmaya başladı.
"Sayın yolcular demin sizleri çok korkuttuğum için özür dilemek istiyorum. Ama hostes yanlışlıkla üstüme koca bir fincan sıcak kahve döktü. Canım çok yandı. Hele pantolonumun önünü bir görseniz..."
Bu sırada arka sıralardandan bir yolcu bağırdı:
"Hele sen bizim pantolonların arkasını bir görseniz..."
...........................
Padişah ile vezir tartışmaya başlamış. Padişah vezire,
"En büyük ve en güçlü olan benim. Sen benim emrimdesin!" demiş. Vezir,
"Hayır ben büyüğüm. Ordunun başında ben savaşıyorum, sen sadece mühür basıyorsun," diye itiraz etmiş. Tartışma uzayınca padisahla vezir, bir çobanın yanına gitmişler ve konuya hemen girmemek için çobana sormuşlar:
"Senin koyunun mu büyük, ineğin mi?"
Çoban şaşırmış;
"İneğim," demiş.
"Keçin mi büyük, öküzün mü?" Çoban;
"Öküzüm tabii," deyince, asıl soruyu yöneltmişler çobana:
"Söyle bakalım, padişahın mi büyük, vezirin mi?"
Çoban hiç düşünmeden yanıt vermiş:
"Vallahi ben bu hayvanları tanımıyorum
 ......................
 

İki tane çiftçi; biri Adanalı diğeri Kayserili, sohbet ediyorlarmış...
Adanalı başlamış: "Bizim orda sabah güneş doğmadan biniyoruz arabaya, akşam oluyo biz hala çiftliğin öteki ucuna yetişemiyoz" demiş...
Kayserili de bunun üzerine: "Yav bizim de vardı öyle eski bi arabamız, ama geçenlerde satıp yeni modelini aldık..."
...........................

Fare bir peynir kokusu duyup, kafasını dışarı uzatmıştı. Fakat bunun kedinin tuzağı olabileceğini düşünüp dışarı çıkmadı. Bekledi ve biraz sonra "miayv" diye bir ses duydu.
Ertesi gün de peynir kokusunu aldı ve "miayv" sesini duydu, yerinden çıkmadı.
Sonraki gün "havhav" diye bir ses duydu ve kedinin ortalarda olmadığını anlayarak dışarı çıktı.
Çıkmasıyla pençe yemesi bir oldu. Kedinin tuzağına düşmüştü. Kedi yerde baygın yatan fareyi yavrusuna gösterip izahat verdi:
"Bak yavrum, sana dememiş miydim, ikinci lisan gibisi yok diye."
.........................
Adam bakmış, küçük oğlu Hz. İsa'nın resmi önünde dua ediyor.
-Tanrım anneme, babama, büyükbabama uzun ömür ver. Güle güle anneanne...
Bir anlam verememiş bu duaya... Ancak ertesi gün acı haber gelmiş. Anneenne sizlere ömür...
Ertesi hafta adam bakmış çocuk yine duada:
-Tanrım anneme babama uzun ömür ver. Güle güle büyükbaba... Ertesi gün büyükbaba vefat eder...
Bir hafta sonra adam bakmış küçük çocuk yine duada:
-Tanrım anneme uzun ömür ver. Güle güle baba...
Adam ertesi sabah bir hastaneye gitmip yatmış. Tetkikler, tahliller, kalp elektrosu, röntgen çekimleri... Sapasağlam.
Bakmış karısı iki gözü iki çeşme ağlıyor.
-Ne oldu hanım.
-Bizim postacı, demiş hanım. Ne iyi adamdı. Bugün haber aldım. Ölmüş
 ..........................

Bir kadınla bir adam ayrı ayrı arabalarda giderken çarpışırlar.
İkisinin de arabası mahvolur ama şans eseri ikisi de hiç yara almadan kurtulur.

Arabalarından sürünerek çıkarlar ve kadın adama bakıp:
"Çok ilginç! Sen erkeksin ben de kadın. Arabalarımız mahvoldu ama ikimize de hiçbir şey olmadı. Bu belki de tanışıp, dost olup, hayatımızın sonuna kadar huzur içinde birlikte yaşamamız
için bir işarettir" der.

Müthiş heyecanlanan adam: "Evet, galiba haklısın" diye cevap verir şaşkınlıkla.

"Bak, arabam hurdaya döndü ama bir şişe şarap sapasağlam. Bu kesin bir işaret. Bu şarabı içip şansımızı kutlamalıyız" diye devam eden kadın, şarap şişesini adama uzatır. Adam şişeyi alır, açar ve yarısını içip kadına verir.

Kadın hemen şişenin mantarını kapatıp adama geri uzatır. Bunun üstüne adam sorar:
"Sen içmeyecek misin?"
Kadın cevap verir: "Hayır, ben polisi bekleyeceğim

.........................
Sınıf öğretmeni öğrencilere teker teker sorular soruyormuş. Ama hiçbiri doğru düzgün cevaplayamıyorlarmış. Ögretmen iyice sinirlenerek başka birine daha soru sormus. O da bilemeyince:
- Bir şey bilmiyosun, peki niye geliyosun sen buraya? diye bagirarak sormus.
O da cevaplamış:
- Ama sayın öğretmenim ben kalorifer tamircisiyim, radyatörleri kontrol ediyordum.
 
 
 
 
.....................
Fransa'ya Uğrayacak Mısın
 
 

Yaz zamanı karınca gece gündüz ağır çalışırken ağustosböceği vur patlasın çal oynasın şarkı türkü söyleyip takılmış. Tabii kış gelmiş, karınca sıcacık evinde afiyet içinde yaşıyorken bir gün kapısı çalınmış. Bakmış ağustosböceği.

"Tamam," demiş, "yaz boyunca saz çaldın şimdi aç kaldın ve benden yemek istemeye geldin değil mi? Saz çalacağına biraz çalışmış olsaydın böyle aç kalmazdın.

Ağustosböceği "Yoo. Yanlış anladın demiş. Biz yaz boyunca saz çalınca, ayıptır söylemesi biraz para yaptık. Hatta meşhur oldum, şimdi Avrupa turnesine çıkıyorum. Belki oralardan istediğin bir şey vardır, diye sormaya geldim," demiş.

Karınca bir bakmış ağustosböceğinin hiç de aç bir hali yok. Üzerinde bir kürk, arkada da kocaman bir limuzin, şoförü ile onu bekliyor.

"Yok, bir şey istemiyorum," demiş. "Ama Fransaya uğrayacaksın değil mi?"

"Evet"

"İyi o zaman," demiş karınca, "Paris'te La Fontaine diye biri var, onun yüzüne bir tükür benim için, oldu mu?

 .......................

Bir grup İngiliz, Amerikalı ve Türk gemiyle yolculuk ediyorlarmış. Birden şiddetli bir fırtına kopmuş. Geminin batacağını anlayan kaptan hemen yolculara koşup gemiyi boşaltmalarını istemiş. Fakat kimse buna inanmamış, kendini denize atmayı kabul etmemiş. Bir süre sonra bütün yolcuların ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gören kaptan hemen bir tayfasını çağırmış. "Git bir de sen dene onları gemiden atlamaya ikna etmeyi," demiş. Tayfa gitmiş ve kısa bir süre sonra geri dönmüş. Kaptan merakla sormuş:
-Eee, noldu?
-Hepsi atladılar efendim.
Kaptan çok şaşırmış:
-Nasıl olur, daha demin kıllarını bile kıpırdatmamışlardı. Ne dedin onlara?
-Çok kolay. İngilizlere "Sizin gibi soylu insanlar batmak üzere olan bir gemide olmamalılar," dedim.
Amerikalılara deniz suyunun insan vücudu için çok faydalı olduğunu söyledim.
-Peki ya Türklere ne dedin?
-Onlara da "Denize girmek yasak! " dedim.

 
............................

İsrailli güzel casus Suriye'den dönüp İsrail Genelkurmayı'na rapor verir:
- Hafız Esad'ın son saldırı planını gece masasından çaldım. Üstelik, bununla kalmayıp oğlunu da hapsettim.
Generaller sevinçle haykırırlar:
- Harika, oğlunu hemen bize ver, sorguya çekelim.
Güzel casus üzgün bir yüzle cevaplar:
- İşte bu hemen olmaz, dokuz ay beklememiz lazım...

 ................................
 

Kilisede düğünün başlamasına çok az zaman var. Damat rahibin yanına yaklaşıp fısıldar:

- "Bakın. Size vereceğim 100 Dolar karşılığında evlilik yeminimizde birtakım değişiklikler yapmanızı istiyorum. Hani şu bana soracağınız, 'Sonsuza dek seveceğinize, koruyacağınıza, sadık kalacağınıza yemin ediyor musunuz?' kısmı var ya, onu metinden çıkarmanızı istiyorum."

Rahip gülümseyerek başını sallar ve damat rahibin avucuna 100 Dolar sıkıştırıp içeri döner.

Ve düğün başlar, herkes yerini alır, gelin ve damat rahibin önünde buluşur ve yeminler okunmaya başlanır.

Sıra damadın yeminine gelince damadın gözleri hain hain parlar ve rahip damada sorar:

- "....... eşinizin daima bir adım gerisinden yürüyeceğinize, her emrini ve dileğini yerine getireceğinize, her sabah kahvaltısını hazırlayıp ayağına kadar götüreceğinize ve ikiniz de yaşadığınız sürece başka kadınlara yan gözle bile bakmayacağınıza yemin ediyor musunuz..?"

Tabii damadın bu beklenmedik iş karşısında gözleri faltaşı gibi açılır. Sağa sola bakar, bir yutkunur... ve kısık bir sesle:

- "E... eee... evet efendim" der.

Ama tören sona erdikten sonra hışımla rahibin karşısına dikilir:

- "Bir anlaşma yaptığımızı sanıyordum!!!!"

Rahip gülümseyerek cevaplar:

- "Eşiniz daha iyi para verdi.

 
 
 
.........................

Nasreddin Hoca, bir gün eşeğiyle odun getirir. Hava çok sıcak olduğundan hem kendisi hem eşeği kan ter içinde kalırlar. Hoca odunları indirir, yerleştirir. Karısına:
- Hatun, eşek çok yoruldu, onu bir yemleyiver, diye seslenir.
Karısı da o gün yorgun olduğundan:
- Efendi, benim işim var, sen yemleyiver, der.
Hoca sıcaktan iyice bunalmış vaziyette kendini minderin üzerine atar.
- Olmaz! Hiç halim yok, veremem, sen ver, der.
Eşeğin yemini sen vereceksin ben vereceğim derken iş kızışır. Epeyce tartışırlar. En sonunda Hoca:
- Pekala! Öyleyse aramızda bahse tutuşalım. Kim önce konuşursa eşeğe o yem versin. Anlaştık mı? der.
Karısı teklifi kabul eder. İkisi de birer köşeye çekilirler. Az sonra kadın, el işini alarak komşuya gider. Hoca bir şey diyemez. Aradan biraz zaman geçer. Eve bir hırsız girer. Hoca'yı görünce kaçacak olur. Ama Hoca'dan hiç ses ve tepki gelmediğini anlayınca kaçmaktan vazgeçer. Ortalıkta ne var ne yoksa koca bir çuvala doldurur. Hoca'nın gözleri önünde çuvalı yüklenerek evden çıkar. Karısı epey zaman sonra eve girip evin halini görür. Eşyaların yerinde yeller esmektedir. Telaşla:
- Bu ne hal? Efendi! diye çığlık atar.
Hoca yattığı yerden doğrularak:
- Haydi bakalım Hatun, bahsi kaybettin. Eşeğin yemini sen vereceksin!
..........................

Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdili kıyafet gezmeye karar vermiş. Yanına başvezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş. Padişah, ihtiyarı selamlamış.
"Selamunaleyküm ey pir-i fani..."
"Aleykümselam ey serdar-ı cihan..."
Padişah sormuş:
"Altılarda ne yaptın?"
"Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor..."
Padişah gene sormuş:
"Geceleri kalkmadın mı?"
"Kalktık... Lakin, ellere yaradı..."
Padişah gülmüş.
"Bir kaz göndersem yolar mısın?"
"Hem de ciyaklatmadan..."
Padişahla başvezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah başvezire dönmüş:
"Ne konuştuğumuzu anladın mı?"
"Hayır padişahım..."
Padişah sinirlenmiş.
"Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım."
Korkuya kapılan başvezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş. Bakmış adam hala orada calışıyor.
"Ne konuştunuz siz padişahla?" diye sormuş.
Adam, başveziri şöyle bir süzmüş.
"Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim."
Başvezir, yüz altın vermiş.
"Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah olduğunu?"
"Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi."
Vezir kafasını kaşımış.
"Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?"
Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.
"Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mi ki, kış günü çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz, dedim."
Vezir bir soru daha sormuş...
"Geceleri kalkmadın mı ne demek?"
Adam bir yüz altın daha almış.
"Çocukların yok mu diye sordu. Var, ama hepsi kız. Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim."
Vezir gene kafasını sallamış.
"Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek?"
Adam gülmüş.
"Onu da sen bul...
.................

Bir golf kulubünün soyunma odasında bir sürü adam giyiniyormuş. Ortada duran bir cep telefonu çalmış. Yakındaki bir adam telefonu açmış ve giyinirken konuşmaya başlamış.

Adam: Alo
Kadın: Merhaba şekerim, kulüpte misin?
Adam: Evet.
Kadın: Ay ben burda süper bir deri ceket gördüm. 1000 dolarcık. Alabilir miyim?
Adam: Oluur, madem çok sevdin, al tabii.
Kadın: Aslında buradan önce de galeriye uğradım. Yeni modeller gelmiş, tam istediğim renkte bir tane buldum.
Adam: Ne kadar?
Kadın: 60 bin dolarcık.
Adam: O parayı vereceksem bütün aksesuarlarını isterim ama...
Kadın: Yaşasınnn! Bir şey daha var. Geçen sene beğendiğimiz ev yine satılık ve 450 bin dolar istiyorlar.
Adam: Tamam, ama 420 bin dolardan fazla verme sakın.
Kadın: Oldu şekerim. Sonra görüşürüz. Seni seviyorum.
Adam: Ben de seni... Görüşürüz.

Adam telefonu kapatıp afallamış şekilde onu seyreden topluluğa döner ve sorar:
"Bu telefon kimin, bilen var mı?"

..................

Ünlü bir filozof dilbilim üzerine bir konuşma yapıyordu. Çifte olumsuzlamanın bazı dillerde olumlu bir anlamı varken bazılarında olumsuz bir anlama yol açtığını henüz belirtmiş ve fakat çifte olumlamanın hiçbir dilde olumsuz bir anlam ortaya çıkartmadığını anlatmaya başlamıştı ki arkalardan onu dinlemeye gelmiş ünlü bir matematikçinin sesi duyuldu:

- Tabi, tabi!..

 
..................

Karpuz tarlası olan çiftçi her akşam tarlasına çocukların dadandığını ve birkaç karpuzun eksildiğini fark etti. Bir süre düşündükten sonra, tarlaya bir uyarı levhası koymaya karar verdi:

"Dikkat! Karpuzlardan birine siyanür enjekte edildi!"

Ertesi akşam çiftçi karpuz yiyemeden kaçan çocukları keyifle izledi. Bir hafta sonra, çiftçi tarlasında geziyordu. Karpuzlarını denetleyerek eksik olmadığını düşünürken gözü kendi levhasının yanına konan bir levhaya ilişti:

"Şimdi o karpuzlardan iki tane var

.........................
 

Katolik mahallenin papazı, o kiliseye gelişinin 25. yıldönümü şerefine verilen bir yemeğe davetliydi. Onuruna birkonuşma yapması için kasabanın ileri gelenlerinden bir politikacı seçilmişti. Aynı zamanda bir kongre üyesi olan politikacı trafik nedeniyle yemeğe geç kalmıştı. Herkes sıkıntıyla beklerken papaz bir konuşma yaparak sessizliği dağıtmak istedi.

"Bildiğiniz gibi, günah çıkarırken söylenenler asla açığa çıkarılamaz," diye başladı papaz, "Ancak size burada duyduğum ilk itirafı anlatmak istiyorum. Tabi kim olduğu hakkında bir ipucu vermeyeceğim, ama bu kasaba hakkındaki
ilk izlenimlerimi anlatmak için bahsetmek istiyorum. 25 yıl önce buraya ilk geldiğimde bana günah çıkarmak için gelen ilk kişi yüzünden buranın korkunç bir yer olduğunu düşünmüştüm. Bu kişi bana bir TV çaldığını, yolda onu durduran polisi öldürdüğünü, zimmetine para geçirdiğini ve patronunun karısıyla ilişkisi olduğunu itiraf etmişti. Şaşkına dönmüştüm! Fakat zaman geçtikçe onun buradaki en kötü insan olduğunu ve kasabanın geri kalanının son derece iyi, namuslu ve dürüst insanlardan oluştuğunu anladım ve burada kaldığım için çok mutluyum."

Papaz konuşmasını tam bitirmişti ki, politikacı kan ter içinde yemeğe yetişti. Herkesten özür diledi ve hemenkonuşmasına başladı.

"Sevgili papazımızın buraya ilk geldiği günü hiç unutmam. Aslına bakarsanız, kendisine ilk kez günah çıkarmak şerefi de 25 yıl önce bana ait olmuştu."

 
.............. ...............
 

Yaşlı bir çift her yıl, yılda bir gelen festivale giderlermiş. Her sene yaşlı adam gezi başına 10 dolara biletle katılınan bir uçak gezisine katılmak ister, her sene de karısı itiraz eder ve şöyle dermiş: "10 dolar 10 dolardır."

Üç yıl beş yıl "10 dolar 10 dolardır" derken en sonunda yaşlı adam demiş ki, "Bak artik 71 yaşındayım. Bu uçağa bu sene binmezsem bir daha hiç şansım olmayabilir." Fakat karısı tınmamış ve şöyle demiş, "10 dolar 10 dolardır."

Ama bu sırada uçağın pilotu bunları duymuş ve ikisine bir pazarlık önermiş. İkisi de uçağa binecekler eğer uçusun başından sonuna ses çıkarmadan dururlarsa bedava. Ama eğer çıt çıkarırlarsa 10 dolar ödeyecekler... Yaşlı çift kabul etmiş. Ve uçağa binmişler.

Pilot da bahis söz konusu olunca başlamış acayip manevralar yapmaya... Taklalar atmış uçağı kendi ekseninde döndürmüş ani duruşlar dönüşler dalışlar yapmış. Ama arkadan ses yok! En sonunda pes etmiş ve uçağı indirmiş.

Yaşlı adama dönmüş;
- Bildiğim her numarayı denedim. İyi dayandınız. İkiniz de çıt çıkarmadınız...
Yaşlı adam cevap vermiş:
- Karım uçaktan düşünce aklımdan söylemek geldi ama 10 dolar 10 dolardır...

.........................

Sarışının biri sinemaya girip, filmi seyretmek istiyodu.
Gişeden biletini aldı.
Birkaç dakika sonra geri dönüp bir tane daha aldı.
Sonra bir bilet daha, bir daha...
Gişedeki görevli dayanamadı; "Hanfendi karaborsa yapıyorsun galiba. Bu kaçıncı bilet alışın?"
Sarışın: "İçeride bir deli var," dedi. "Tam kapıdan girince biletimi yırtıyor. Bende gelip yenisini almak zorunda kalıyorum!"
...............

 

Birkaç firmaya başvurduktan sonra bir iş bulabilen John, ay sonunda ilk ücret zarfını alınca, zarfta yüz dolar fazla olduğunu gördü. Uyanık John sesini çıkarmadı ve bu fazladan parayı da keyifle harcadı.

İkinci ay ödeme gününde ise, ücretinin zarfa elli dolar eksik konduğunu gördü. Yöneticisine gitti ve tüm öfkesiyle patladı: "Ücretim elli dolar eksik çıktı zarftan," dedi. "Böyle bir hatayı kabul edemem. Lütfen düzeltiniz hatanızı..."

Yönetici hafifçe gülümsedi: "Peki, aynı zarfta geçen ay yüz dolar fazla vardı," dedi. "O zaman neden sesini çıkarmadın?"

John biraz durdu, sonra yumuşak bir sesle yanıt verdi:"Benim değişmez ilkemdir," dedi. "İlk hatayı her zaman bağışlarım."

...................
 

Serçenin biri, bi bahar günü dalgın dalgın uçuyomuş. Bir anda farketmiş ki, bir yolun üstünde uçuyor ve karşıdan da motorsikletli bir adam geliyor. Her ikisi de çarpışmayı engellemek için ellerinden geleni yapmışlar ama nafile, serçe kaska çarpıp düşmüş.

Motorcu hemen atlamış motorundan koşmuş serçenin yanına. Serçe baygın yatıyor, kıyamamış, bırakamamış yolda, almış getirmiş eve. Eskiden kalma bir de kafesi varmış evde. Biraz su, biraz da ekmek, serçeyi de koyup kafesin içine vurmuş kafayı yatmış.

Bizim serçe bi müddet sonra ayılmaya başlamış. Daha tam seçemiyor ortalığı, hafif bulanık... Bir bakmış parmaklık ekmek, su falan var bulunduğu yerde. Birden telaşlanmış:
"Eyvah," demiş, "motorcuyu öldürmüşüz be!"

 
......................
 
Küçük çocukla babası belediye otobüsüne bindiler.
Biletçi durmadan bağırıyordu:
-Beyler yürüyelim!
Her durakta yeni yolcular biniyor, biletçi bağırıyordu:
-Yürüyelim beyler! Siz şapkalı bey, ilerleyin lütfen!
Birkaç duraktan sonra, artık otobüste, değil yürümek, adım atacak yer kalmamıştı.
Ama biletçinin sesi hiç kesilmiyordu:
-Yürüyelim beyler!
Çocuk iyice sıkışmıştı. Babasına sordu:
-Babacığım madem ki yürüyecektik, neden otobüse bindik
 
................
 

George Bush bir ilkokulu ziyaret eder.
Çocuklara:
-Sorusu olan var mı? der.
Küçük Bob sözü alır.
-Benim üç sorum olacak:
1- Seçimlerde daha az oy almanıza rağmen nasıl oldu da Başkan oldunuz?
2- Hiroşima'ya atılan atom bombası sizce dünyanın en büyük terör faaliyeti değil midir?
3- Hiç bir neden yokken neden Irak'a saldırmak istiyorsunuz?

Aniden zil çalar ve çocuklar teneffüse çıkarlar. Çocuklar geri döndüğünde bu sefer sözü küçük Tom alır.
Benim 5 sorum olacak;
1- Seçimlerde daha az oy almanıza rağmen nasıl oldu da Başkan oldunuz?
2- Hiroşima'ya atılan atom bombası sizce dünyanın en büyük terör faaliyeti değil midir?
3- Hiç bir neden yokken neden Irak'a saldırmak istiyorsunuz?
4- Bu gün neden zil 30 dakika erken çaldı?
5- Bob nerede?

 
..................
 

Biyoloji sınavı için sınıftaki herkez acayip çalışmış, notlar fotokopiler havada uçuşmuş. Sınavın yapılacağı gün öğrenciler bir de bakmış, ortada kağıt kalem yok sadece sıra sıra mikroskoplar.

Hoca:
"Bu mikroskaplarda lam'da bir böceğin bacağı var, sınavınız bacağından böceği tanımak"

İtirazlar fayda etmemiş, hoca dediği dedik. Öğrenciler mikroskopların başına geçmiş. Ama bir şey yapamıyorlar. En sonunda biri dayanamamış, kapıyı çarpıp çıkmış.

Hoca arkasından seslenmiş:
"Kimsin ulan sen, kapıyı çarpıp çıkıyorsun?"

Kapı hafifçe aralanmış ve bir bacak uzanmış:
"Tanısana, hadi tanısana kim olduğumu!"

 
...................
 

Hırsız, gecenin yarısında bir eve girer. Karanlık koridorda, yaktığı küçük el fenerinin ışığında ilerlerken bir ses duyar:
- "İsa seni izliyor!"
Şaşkınlık ve korkuyla etrafına bakınan hırsız, bir yandan da evdeki değerli şeyleri aramaya devam eder. Tekrar aynı sesi duyar:
- "İsa seni izliyor!"
Bu kez hırsız elindeki feneri çevrede gezdirmeye başlar ve bir papağan görür:
- "Bunu sen mi söyledin?" diye papağana sorar.
Papağan:
- "Evet, yalnızca seni uyarmak için", der.
Hırsız:
- "Ne! Beni uyarmak mı! Kimsin sen? Adın ne senin?"
Papağan:
- "Musa", diye cevap verir.
- "Musa?" der hırsız, "hangi salak bir papağana Musa adını koyar ki!?"
Kuş cevap verir:
- "Bilmiyorum. Tahminimce arkanda duran dobermana 'İsa' adını veren salak olabilir..."

.......................
 
Adam sabaha karşı altıda evine gelmiş. Eşi başlamış sorular sormaya;
-Dün gece nerdeydin Süpermen?
-Müşterileri yemeğe çıkardım patronla.
-Peki sonra ne yaptınız Süpermen?
-Bir bara götürdük, striptease kulübüne...
-Sen ne yaptın orda Süpermen? demiş eşi.
-Hiiç sadece bir bira içtim ve patronla müşterileri otele bıraktık, demiş adam ve ardından sormuş..
-Neden bana Superman diyorsun geldiğimden beri?..
Eşi cevaplamış:
-Sadece Süpermen külotunu pantolonunun üstüne giyiyor da ondan
 
.......................
 
 
 
 
 
.......................
Bir uçakta Fransızlar, Almanlar ve Türkler yolculuk ediyorlar. Uçağın tek motoru duruyor. Pilot her milletten bir kişi atlarsa uçağın düşmeyeceğini söylüyor. Hostesler Fransızlar kibardırlar kibarca söyleyelim biri çıkar atlar diye düşünüyorlar. Hosteslerden biri
- Lütfen atlarmısınız diyor bir tane Fransız koşarak atlıyor.
Hostesler Almanlar kabalardır diye düşünüyorlar. Hosteslerden biri bağrıyor:
- Atlayın lan. Hemen Almanlardan biri atlıyor..
Sıra Türklerden birinin atlamasına geliyor. Kimse gönüllü olmuyor. Hostesler ne yapıyorlarsada bir tane Türk'ü aşağı atmayı başaramıyorlar. En Sonunda hosteslerden birinin aklına çok dahiyane bir fikir geliyor ve bağırmaya başlıyor:
- Atlamak yasaaak...
Bunun üzerine uçaktaki tüm Türk yolcular atlıyorlar...

 

 
 
......................

adamın biri bir gün ölmüş.Ahirette bunu sorgulamaya almışlar.

Bakmışlar hiç sevabı yok.Bunu cehenneme atmaya karar vermişler.Tam atacaklarken adam:


-''durun!ben yıllar önce bir dilenciye 250 bin lira vermiştim''demiş.

Melekler düşünmüş düşünmüş bişey bulamamış.

 

Sonra bunu baş meleğe götürmüşler.Baş melek bakmış olacak gibi değil hemen işin çözümünü bulmuş ve şöyle demiş.
- Verin 250 bin lira'sını atın cehenneme......

 
 
 
........................ 

Birini döven bir adam hakimin karşısına çıkarılmış,
Hakim sormus :
- Nerede yaşıyorsun?
- Orda burda...
- Ne iş yaparsın?
- Onu bunu...
- Barda dövdüğün adamı önceden tanıyor musun?
- Şöyle böyle...
- Ne demek yani nerden tanıyorsun?
- Ordan burdan...
Hakim artık dayanamamış :
- Anlaşıldiı, götürün bu adamı tıkın içeri!..
2 jandarma adamın koluna girmiş gotürürlerken adam hakime seslenmiş:
- Heeeey bi dakika!.. Ne zaman çıkıcam ben burdan!..
Hakim de ona seslenmiş:
- BUGÜN YARIN

 ....................................

Köylü, yeni doğan bir sıpayı kucağına almış evine dönerken, iki ortaokul öğrencisi kendisine takılır ve:

- Hayrola amca, derler. Oğlunu nereye götürüyorsun böyle?

Adam, kendine yapılan bu terbiyesizliğe aldırmamış görünerek cevap verir:

- Gittiğiniz okula kaydını yaptıracağım.

 
 
..............................

Kız, babasına diplomasını gösteriyordu...

- Baba, nasıl diplomam? Kimya, fizik, matematik, edebiyat, felsefe, müzik, resim hepsi pekiyi? En iyi notlar benim? Babasının cevabı hazırdı.

- Oh oh.. çok memnun kaldım kızım. İnşallah yemek pişirmesini, dikiş dikmesini, çocuk bakmasını, çamaşır yıkamasını iyi bilen bir kocaya düşersin de mutlu olursun

 
 
 ............................................

Şöhret peşindeki genç aktör, sevdiği kızın babasından evlenmeleri için izin istemiş fakat baba, "Kızımı hayatta bir aktörle evlendirmem," demiş.

"Oyunumu seyreder ve performansımı görürseniz fikrinizin değişeceğinden eminim. Bu gece bekliyorum efendim."

Baba daveti kabul etmiş, oyunu seyretmiş, ertesi gün de delikanlıyı aramış, "Haklısın," demiş, "Fikrimi değiştirdim.Kızımla evlenebilirsin. Senden aktör falan olmaz

 
...............................

Avcı Sultan Mehmet bir gün adamlarıyla beraber akşama kadar bir keklik bile vuramaz. Bunun sebebinin de, sabahleyin gördüğü bir dervişin uğursuzluğuna bağlar. Saraydan çıkarken önünden geçen, tarif ettiği tipte, sivri külahlı, sırtı kambur adamı bulmaları emrini verir. Tarife göre Bektaşi babalarından Hamza Babayı yaka paça huzura getirirler.

Sultan:
"Bre uğursuz, nabekar!.. Bugün sabahleyin karşıma çıktın. Bu yüzden akşama kadar bir ava rastlayamadım. Bu ne uğursuzluktur. Vurun kellesini... "

Bektasi bakar ki kelle elden gidiyor. Son bir dilegini açıklamak için söz alır:
"A devletlum siz beni gördünüz bir keklik vuramadınız. Ama insaf ediniz, benim de bugün ilk gördüğüm sizdiniz ve kellemi kaybediyorum. Söyleyin, uğursuzluk hangimizde!..

 
 
 
  ...................................................

Şirkette eski genel müdür kovulmuş, yeni bir genel müdür atanmıştı. Eski müdür görevi devrederken, yenisine tavsiyelerde bulundu ve 3 adet zarf verdi. Her biri numaralanmıştı. Eski müdür yenisine ileride her başı sıkıştığında bir zarfı açmasını söyledi. Ve yeni müdür işe başladı. Altı ay işler yolunda gitti. Fakat sonra satışlar birdenbire düştü. Ne yapacağını bilemeyen yeni müdür, en sonunda 1. zarfı açtı. Zarfta şöyle yazıyordu:

- Kendinden önceki müdürü suçla...

Yeni müdür hemen bir basın toplantısı ayarladı ve sorunlar için kendinden önceki müdürün politikalarını suçladı. Basın ve borsa bu açıklamalara olumlu baktı, şirket hisseleri toparlandı, bu arada da satışlar düzeldi... İşler bir süre daha yolunda gitti. Fakat sonra üretim sorunları çıktı. Önceki olaydan tecrübeli yeni müdür gecikmeden 2. zarfı açtı. zarfta şu yazıyordu:

- Şirketi yeniden organize et.

Yeni müdür reorganizasyonu uygulamaya koydu, sorun çözüldü. Bir süre sonra işler yine bozuldu. Yeni müdür koşa koşa gitti ve 3. zarfı açtı:

- 3 zarf hazırla...

 
 .....................................

Bir boğaza tünel yapılması gerekmektedir ve bununla ilgili ihale açılır. İhaleye giren firmalar ise Japon, Fransız ve Türk şirketleridir, ancak üç firmadan da aynı fiyat alınır. Dolayısı ile sonucu görüşmeler belirleyecektir. İlk olarak Japon firma çağrılır:

Japonlar:
"Biz iki yakadan başlarız oratada en fazla bir metre hata ile buluşuruz, o da hemen düzeltilir, önemli bir şey değil." demişler.

Fransızlar:
"Biz de iki yakadan başlarız ortada en fazla on santim hata ile buluşuruz, nerdeyse kusursuz olur." demişler. Yetkililer bu habere çok sevinmiş, sıra ise Türk firmaya gelmiş.

Türkler:
"Valla biz de iki yakadan başlarız fakat ortada buluşur muyuz o bilinmez, buluşursak bir tane buluşamazsak iki tane tüneliniz olur."

................................

Bir Amerikalı ile Japon safariye çıkmışlar. Her ikisi de son teknolojili silahlarını birbirlerine nazire yapmak için yanlarına almışlar. Derken uzakta bir aslan görünmüş. Amerikalı lazer tüfeğini doğrultmuş ve aslana ateş etmiş. Ama karavana.

Hemen Japon uydudan yönlendirmeli tüfeğini doğrultup ateş etmiş. Fakat o da karavana. Aslan bunları farkedince üzerlerine doğru koşmaya başlamış. Amerikalı bir yudum viski içip acı sonu beklerken Japon hemen botlarını çıkarıp spor ayakkabılarını giymeye başlamış.

Bunun üzerine Amerikalı sormuş:
"Ne o, aslandan hızlı mı koşacaksın?"
"Yoo, senden hızlı koşsam yeter."
.................................

 
 
 
 ................................

Üç mühendis ve üç işletmecinin trenle iş seyahatine çıkmaları gerekir. Tren garına giderler. Üç işletmeci 3 bilet aldığı halde mühendisler tek bilet alır. İşletmeciler bunun sebebini sorduklarında mühendisler, "Bekleyin, görün," derler.

Trene binerler ve tren hareket ettikten bir süre sonra üç mühendis kalkıp hep beraber trenin tuvaletine girerler. Biraz sonra kondüktör gelir ve üç işletmeciden üç bileti alır. Tuvaletin önünden geçerken kapıyı tıklatıp, "Bilet lütfen!" der. Kapı açılır ve bir el bileti uzatır. İşletmeciler bunu görürler. Taktiği kapmışlardır.

Dönüş yolculuğu için yine gara giderler. İşletmeciler bu sefer tek bilet almışlardır. Mühendisler ise hiç bilet almaz. İşletmeciler yine şaşırıp sebebini sorduklarında mühendisler yine bekleyip görmelerini söylerler.

Bir süre sonra yolculuk başlar. Önce işletmeciler kalkıp tuvalete girer. Ardından da mühendisler karşısındaki tuvalete girer. Kondüktörün gelmesine yakın bir mühendis çıkıp karşı kapıyı tıklatır ve "Bilet lütfen!" der. Açılan kapıdan bir el bileti uzatır. Bileti alan mühendis diğer tuvalete döner.

 
 
 ..................................
 
İki yaşlı hanım otobüste konuşuyorlardı. Biri sordu:
"Sahi kardeş, kaç yaşındasın sen?"
"Biliyorsun işte, otuz. Peki sen kaç yaşındasın?"
"Ben de yirmi yedi."

Sonra ikisi de yanlarında ayakta duran ve konuşmalarına kulak misafiri olan genç kıza sordular:
"Kızım sen kaç yaşındasın?"
"Sizin hesaba göre daha doğmadım ben!"
 
 ...................................

Bir rahip, bir doktor ve bir mühendis golf sahasının boşalmasını beklemektedirler. O esnada gelişi güzel golf oynamaya çalışan bir grubun sahada olduğunu görürler.

Mühendis:

"Bu adamlar ne yapıyor böyle, 1 saattir bitirmelerini bekliyoruz."

Doktor:

"Bilmiyorum ama hiç böyle bir saçmalık görmedim."

Rahip:

"İşte görevli geliyor, onunla konuşalım.  Merhaba, şu anda sahada olan grup ne zaman çıkacak, neden bu kadar yavaşlar?"

Görevli:

"Evet onlar kör itfayeciler. klübümüzde geçen sene çıkan yangında gözlerini kaybettiler. Bu yüzden haftada bir gün burada ücretsiz oynamalarına izin verildi."

Rahip:

"Ne kadar üzücü, bu akşam onlar için dua edeceğim."

Doktor:

"Çok güzel bir fikir, ben de hastanedeki doktor arkadaşlarla konuşup onlar için bir şeyler yapabilir miyiz diye bakacağım."

Mühendis:

"Bu adamlar neden geceleri oynamıyorlar?"

 
 
 .........................................

Bir gün akıl hastanesinde iki akıl hastası bisiklete biniyormuş. Bir süre sonra birisi durmuş. Bisikletinden inip, lastiklerin havasını indirmeye başlamış. Diğeri:
"N'apıyosun?" diye sormuş. 

Lastiklerin havasını indiren akıl hastası: 
"Bisikletin selesi çok yüksek geldi, onu kendime göre ayarlıyorum." demiş.

Diğeri bu cevaba çok sinirlenmiş. Hemen kendi bisikletinden inip seleyi ve direksiyonu yerlerinden çıkarmış, sonra da selenin yerine direksiyonu, direksiyonun yerine de seleyi takmaya koyulmuş. Bu sefer öbürü sormuş: "Sen n'apıyosun" diye.
Diğeri hemen cevap vermiş: 
"Ben delilerle gezmem, geri dönüyorum!"

 
 
 ...................................................

Rus fizikçiler, yerin 100 metre altında bakır tel bulduklarını, bunun ise atalarının bundan 1000 yıl öncesinde telefon şebekelerinin oldugunu kanıtladığını duyurdular.

Bu olaydan 1 hafta sonra Amerikan gazetelerinden cevap geldi. Amerikan bilim adamları, yerin 200 metre altında 2000 yıl öncesine ait fiber optik hatlar bulduklarını, ve bunun, Amerikan toplumunun,
Ruslardan 1000 yıl önce gelişmiş dijital haberleşme sistemlerini kullandığının kanıtı oldugunu söylediler.

Bir hafta geçmeden Türk gazetelerinden cevap geldi. Türk bilim adamları yerin 500 metre altına kadar kazdıklarını ve hiçbirşey bulamadıklarını, bunun ise atalarının 5000 yıl öncesinde mobil telefon ve kablosuz iletişim sistemlerine sahip olduklarının kanıtı olduğunu söylediler...

 
 ..............................

Dünyanın en ünlü kalp cerrahının arabası bozulmuş. Arabasını tamire götürmüş. Tamirci arabanın kaputunu açmış ve kalp cerrahına dönerek:

- "Size birşey soracağım neredeyse ben ve siz aynı işleri yapıyoruz. Mesela ben şimdi itina ile kaputu açacağım bir bakışta problemin nerde olduğunu anlayacağım, kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım. Söylesenize nasıl oluyorda siz binlerce dolar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun atıyorum?"
Bunun üzerine cerrah tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş:
- "Bunların hepsini motor çalışıyorken yapmayı denesenize!"

 
 
........................................ 

Cafer ölüm döşeğindedir. Yanında ise karısı...

Cafer'in gözleri nemli, kısık sesiyle karısına doğru bakar ve konuşmaya başlar:

"İlk işten kovulduğum zaman yanımdaydın.
İflas ettiğim gün yine yanımda sen vardın...
Vurulduğum zaman ilk gözümü açtığımda seni gördüm.
Trafik kazası geçirdiğimde hastanede hep başucumdaydın sen...

Karısı takdir edilmenin mutluluğu ile gülümser,

Cafer devam eder;
"Şimdi ölüm döşeğindeyim; yine başucumdasın.
Sonunda anladım amaaa, iş işten geçti, çok geç oldu...
Yahu ne uğursuz kadınsın sen!!"

 
 
  .........................................

İki İskoçyalı kasabada bir tiyatro açmışlar, fakat İskoçlar malum  çok cimri, kimse para vermek istemediğinden her gün sıfır çekiyorlarmış. Bakmışlar olacak gibi değil, düşünmüşler ne yapalım ne edelim diye. En sonunda birinin aklına bir fikir gelmiş. Ertesi gün  her tarafa ilanlar asmışlar: "Cumartesi günü tiyatromuza giriş bedavadır"
Kasaba halkı bedavayı bulmuş kaçırır mı Cumartesi gününü...
Tiyatro ful çekmiş, bizimkiler mükemmel bir oyun sergilemişler. Herkes  ayakta alkışlamış. Oyun bittikten sonra kasaba halkı çıkışa doğru yönelmiş ama ne görsünler? Kapılar kilitli ve şu yazı yazıyor: "Çıkış 10 Sterlin"

 
 ..................................

Osmanlı donanmasıyla Venedik donanması arasında savaş çıkmış. Venedik donanmasının komutanı Andrea Doria'ymış. Gözcü, Osmanlı donanmasının yaklaştığını fark edince hemen Andrea Doria'ya haber vermiş:
-Osmanlı yaklaşıyor!
Andrea Doria sormuş:
-Kaç gemi var?
Gözcü:
-10-20 kadar.
Komutan hemen emir erini çağırmış:
-Oğlum bana hemen kırmızı gömleğimi getir.
Emir eri şaşırmış:
-Niçin komutanım?
Andrea Doria:
-Savaşırken yaralanacağız. Kan izi belli olmasın, askerlerin cesareti kırılmasın diye...
Bu arada gözcüden yine ses gelmiş:
-Efendim, 50 kadar oldular.
Andrea Doria heyecanlanmış ve emir erine tekrar seslenmiş:
-Gömleği boşver. Sen bana kahverengi pantolonumu getir...

 
 
 
 
 .................................

Amerikalı bir antikacının yolu Türkiye'ye düşmüş, hayvan pazarının  birinde geziyormuş. Birden, önünde ihtiyarca bir adamın durduğu, zayıf mi zayıf, hasta bir eşek görmüş; ancak dikkatini çeken, bu zavallı eşeğin üzerinde gördüğü, oldukça eski ve son derece değerli semermiş. Antika kültürü olmayan bu zavallı ihtiyardan semeri son derece ucuza  satın alabileceğini düşünerek pazarlığa başlamış. Sıkı bir pazarlıktan sonra, eşeği normal fiyatının 4-5 katına satın almak üzere anlaşmış. Milyonlarca dolar değerinde semeri, 4-5 eşek parasına aldığı için sevinmeye tam başlamışken, ihtiyar oradaki bir çocuğa seslenmiş:
"Oglum, kalk da ahırdan yeni bir semer getir beyefendi için, bu eski semerle göndermeyelim onu!"

Amerikalı tutuşmuş haliyle:
"Benim için sorun degil, zahmet etmeyin..." filan derken bayağı bir dil dökmüş.

En son bizim ihtiyar dayanamamış:
-Boşuna uğraşma  beyim, biz o semerle çok eşekler sattık

 
 ..................................

Genç ve güzel sarışın, alışveriş merkezinin beyaz eşya reyonuna girer ve satıcıya sorar:

"Şu küçük televizyonu almayı düşünüyorum, fiyatı nedir?"
"Kusura bakmayın hanımefendi sarışınlara satış yapmıyoruz!"

Genç kadın sinirlenir, evine gider, saçının rengini değiştirir ve ertesi gün mağazaya geri gelir, aynı satıcıya yaklaşır ve:

"Şu küçük televizyonu satın almak istiyorum," der.
"Kusura bakmayın hanımefendi sarışınlara satış yapmıyoruz!!!!"

Kadin iyice sinirlenmiştir, soluğu bir kuaforde alır, hatta makyajindan, göz rengine kadar bu defa köklü bir değişiklik yapar, o tam bir esmer bombadır artik. Aynı mağazaya gider, aynı satıcının yanıdadır ertesi gün:

"Şu küçük sevimli beyaz renkli televizyon ne kadar???"
"Kusura bakmayın hanımefendi, sarışınlara satış yapmıyoruz"
"İnanmıyorum, nasıl anladınız sarışın olduğumu, üç gündür kendimi esmere çevirmek için yapmadığım kalmadı!" "Hanımefendi 3 gündür satın almaya çalıştığınız şey mikrodalga fırın!"

 
 
 
.............................................. 

40 yaşlarındaki kadın kalp krizi nedeniyle hastaneye yatırılmıştı. Kendinden geçmis durumdaydı. Doktorlar kurtarmak için çılgınlar gibi uğraşıyordu. Tam bu sırada  Tanrı kadına göründü.

"Yanına geliyorum Tanrım," diye inledi kadın.

"Hayır," diye cevap geldi, "daha önünde 35 yıl, 2 ay, 8 gün var..."

Kadın nihayet kendine gelmişti. Doktorlar mutluydu. Kadın daha da mutluydu. Biraz iyileşince kesenin ağzını açtı.Yüzünü gerdirdi. Liposuction yaptırdı.Göğüserini silikonla dikleştirdi. Kadının ısrarlarına dayanamayan hastane yönetimi bir kuaförün gelip saçlarını platine boyamasına izin vermişti. Artık bomba gibiydi kadın. Kendini çok iyi hissediyordu. Hayatının kalan bölümünü mutlu  bir biçimde geçirmeye hazırdı. Nihayet taburcu oldu. Dışarıya çıkıp temiz havayı içine çekti. Taksiye binmek üzere caddenin karşısına geçerken bir ambulans çarptı kadına. Vahimdi durumu. Derin karanlığa doğru kayarken sordu:

"Ulu Tanrım, sen her  seyi daha iyi bilirsin, ama hani önümde daha 35 yıl vardı?"

Tanr'nın cevab şöyle oldu:
"Tanıyamadım..."

 
 
 
 ...............................
 
Üç yaşlı adam  doktorda hafıza testindedirler. Doktor ilk yaşlı adama sorar:
-Üç kere üç kaç eder?
-274... yanıtını alınca doktor üzgün bir şekilde ikinci yaşlı adama döner:
-Şimdi sizin sıranız. Üç kere  üç kaç eder?
-Salı...
Doktor artık iyice ümitsiz sekilde üçüncü yaşlı adama döner:
-Evet, şimdi de sizin sıranız üç kere üç kaç eder?
-Dokuz...
Cevabı sevinçle karşılayan doktor:
-Bu harika, nasıl buldunuz? der.
Üçüncü yaşlı adam sakince:
-Oh, çok kolaydı.  Sadece 274'ten salıyı çıkardım
 
 ............................

New  York sokaklarının karla kaplandığı günlerde ikiside Amerika'nın degisik bölgelerinde, ayrı ayrı iş gezilerinde olan bir karı koca, Florida'da buluşup, yaz sıcaklarının yaşandığı bu bölgede birkaç gün geçirmeye karar verirler. Kocası, eşinden önce gider Florida'ya ve otelde yer ayırttıktan sonra, bir e-mail gönderir. Fakat mesaj, adreste bir harfi yanlış yazdığı için, eşi yerine bir gün önce ölen yaşlı bir papazın eşine gider. Papazın en az kendi kadar yaşlı eşi bilgisayar ekranında  mesajı okuyunca korkunç bir çığlık atar ve yere düşer.

Zaten çok üzgün olan kadının bu çıglığı üzerine ev halkı odaya dolar hemen herkes yerde yatan kadına yardım için koşuşturmaya  başlar. Kadıncağız bir süre sonra kendine gelir ve niçin çığlık attığını soranlara bilgisayar ekranını gösterir.

Ekrandaki mesaj şöyledir:

"Sevgili Karıcığım,

Bugün buraya ulaşır ulaşmaz, senin gelişinle ilgili tüm işlemleri tamamladım, sonra da bana ayrılan yerime ulaştım.

Burası gerçekten çok sıcak..

Seni özlemle bekliyorum.

Kocan"

 
 
 .............................
kim diyeyim

Yıllar önce İngiltere'de erler şemsiye kullanmazmış. Şemsiye taşıma hakkı sadece subaylara tanınıyormuş. O yıllarda bir gün genç teğmenlerden biri, koltuğunun altında bir şemsiye ile hızlı hızlı yürüyen eri görünce, beyninden vurulmuşa dönmüş. Eri çağırarak:

"Bu ne küstahlık", demiş. Ve şemsiyeyi aldığı gibi dizinde iki parça etmiş. "Bu sana bir ders olsun, bir daha böyle küstahlıklar yapma!"

Neye uğradığını anlamayan er: "Başüstüne", diyerek selamı çakmış ve şöyle sormuş: "Teğmenim, beni az önce evine yollayan general şemsiyesini istediğinde kim kırdı diyeyim?"

 

 ...................................

Mehmet Bey köpeğinin tasmasından tutmuş yolda giderken, hoşlanmadığı bir komşusuyla karşılaştı. Komşu sordu:
- Bu eşekle nereye gidiyorsun?
- Yahu bu köpek be, diye tersledi Mehmet Bey. Köpekle eşeği birbirinden ayıramıyor musun?
Komşu aldırışsız:
- Ben köpekle konuşuyorum. Sen ne diye söze karışıyorsun?

 ................................................

Bir gün Cennetin kapıları şiddetle vurulmuş:
- Güm Güm Güm !!
İçeriden seslenmişler:
- Kim o?
Dışarıdan gök gürültüsü gibi bir ses:
- Biz İstanbul'u fetheden Fatih'in yiğitleriyiz!
İçeriden hoş geldiniz diyerek kapılar ardına kadar açılmış ve yiğitleri içeriye buyur etmişler. Her sey çok güzel gidiyormuş. Ta ki, 40 yıl geçinceye kadar. Bir gün kapılar yine şiddetle çalınmış:
- Güm Güm Güm !!!
İçeriden sormuslar:
- Kim o?
Dışarıdan gök gürültüsü gibi bir ses:
- Biz İstanbul'u fetheden Fatih'in yiğitleriyiz!
İçeriden hemen cevaplamışlar:
- Hadi ya! Onlar 40 yıl önce geldi!
Dışarıdan yine ses gelmiş:
- Biz mehter takımıyız ancak geldik!!!

 .........................................................

Papaz ölmek üzere olan adamın üzerine eğilerek;
-Ölmeden önce şeytanı ve onun kötülüklerini lanetle...der.
Ancak adamdan ses çıkmaz.
Papaz isteğini bir kez daha tekrarlar, ama hastanın sessizliği sürer.
Sonunda Papaz kızgın bir ifadeyle;
-Neden şeytanı ve kötülüklerini lanetlemiyosun, bre gafil? diye sorunca adam halsizce karşılık verir;
-Nereye gideceğim belli olmadan kimse hakkında kötü konuşmak istemiyorum.

....................................................
Zenginin biri olümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat üç yakın arkadaşını çağırmış yanına. Bir ricada bulunmuş:
- "300 bin dolarlık tasarrufum var, demiş, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama
kimseye de güvenemiyorum. Size simdi 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin..."
Adam ölmüş. Üç arkadaş verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş:
Doktor:
-"Hastanenin çok acil ihtiyaci vardı, demiş, onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarfettim, kefene 80 bin koydum."
Papaz:
- "Maalesef ben de aynı günahı işledim, demiş, paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım, kefenin cebine 50 bin dolar koydum."
Avukat:
-"Ben sözümü aynen yerine getirdim, demiş, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum."
 
 
 
...............................
KAYKAY
 

Üç adam ölür ve cennete giderler. Sorgu meleği birincisine sorar, "Seni cennete yollamadan önce sana bir sorum var: Karına karşı sadık oldun mu?" Adam yanıtlar, "Evet, asla bir başka kadına bakmadım." Sorgu meleği, "Suradaki Rolls-Royce'u görüyor musun ? O senindir. Cennetteyken kullanabilirsin."

Sorgu meleği ikinci adama da aynı soruyu sorar ve şu cevabı alır, "Bir kez karımı aldattım ama bunu ona itiraf ettim. Beni bağışladı ve mutlu yuvamızı kurtardık." Bunun üzerine sorgu meleği, "Suradaki Mercedes'i görüyor musun ? Cennetteyken onu kullanacaksın." der

Ve üçüncü adama da sorar, "Karını hiç aldattın mı?" Adam yutkunur ve şöyle der, "İtiraf edeyim ki; bulduğum her kıza asıldım ve birçoğu ile beraber oldum. Üzgünüm." Sorgu meleği, "Ehh" der, "Ama temelde iyi bir adamsın. Şuradaki eski vosvos'u görüyor musun? cennette onu kullanacaksın." Bunun üzerine üç adam vedalaşır arabalarına atlar ve kendi yollarına giderler. Birkaç hafta sonra ikinci ve üçüncü adam birlikte gezerlerken barın önünde birinci adamın Rolls-Royce'unu görürler. Bara girdiklerinde adamın perisan bir halde, etrafındaki boş şişelerin arasında salya sümük oturduğunu görürler ve şaşırırlar.
-"Heyy! Ne oldu sana?" der ikinci adam,
-"Cennettesin, altında bir Rolls-Royce var, herşey mükemmel ama sen niye bu haldesin??"
-"Bugün karımı gördüm!" der birinci adam.
Diğerleri,
-"Aaaa! Ne kadar güzel! peki derdin nedir?" diye sorarlar. Adam içini çekerek konuşur:
-"Kaykay'la dolaşıyordu !"

 
...........................
ŞÖFÖRÜM BİLİR
 
Ünlü bir bilim adamı özel otomobiliyle konferans vermeye giderken, uzun yıllardir onunla çalışan şoförü sıkılarak bir teklifte bulunmuş:
- Sizin konferanslarınızı dinleye dinleye virgülüne kadar ezberledim efendim, demis, ne olur izin verin bu konferansı da sizin yerinize ben vereyim...
Bilim adamı öneriyi kabul etmiş. Şoför arka koltuğa geçmis. Bilim adamı şoförün şapkasını giyip öne oturmuş. Konferansın verileceği salona varmışlar. Şoför kürsüye çıkmış, hiç teklemeden çok güzel bir konuşma yapmış. Ve sormus:
- Sorusu olan var mı?
Ülkenin ciddi bilim adamlarindan biri "var" demis ve oldukça zor bir soru sormus. Soför hiç tereddüt etmeden:
- Çok kolay bir soru bu, demis, soförüm bile bilir. Gidip çağırayım, sizin sorunuzu o yanıtlasın
 
 
 
..................................... 
TANIK

Bir davada tanıklık etmesi için kürsüye yaşlı bir teyzeyi çağırırlar. Kadın yerine oturur ve davalının avukatı kadına yaklaşır.
"Bayan Jones,beni tanıyor musunuz?" Yaşlı teyze cevap verir:
"Ah evet bay Williams, sizi çocukluğunuzdan beri tanıyorum. Siz taaa o zamanlar bile aileniz için baş belasıydınız, sürekli yalan söylüyorsunuz, karınızı komşunuzla aldatıyorsunuz, en yakınım dediğiniz insanların arkasından konuşuyorsunuz, 2 dolar fazla kazanmak için herkesi satarsınız."
Davalının avukatı başta olmak üzere tüm salon şok olur.
Adam ne yapacağını bilmez bir halde kadına tekrar sorar.
"Peki Bayan Jones, ya karşı tarafın avukatını tanıyor musunuz?"
Kadın yine cevaplar:
"Elbette tanıyorum. Çocukluğunda ona dadılık yapmıştım. Tembel, ödlek ve alkolik adamın tekidir. Etrafında bir tek dostu yoktur ve herkes onun hala geceleri altına kaçırdığını söylüyor."
Yine herkes şokta.
Bütün salonu bir uğultu kaplar. Hakim kürsüye tak tak vurup herkesi susturur ve her iki tarafın avukatını da kürsüye çağırır.
Ve ikisine de eğilmelerini söyleyerek, kulaklarına şunları fısıldar:
"Eğer bu kadına beni tanıyıp tanımadığını sorarsanız, ikinizi de harcarım."

 
.................................

Bir avcı diğerine sordu:
Köpeğinizi satın almak istiyorum ama sadık mıdır?
-Hem de fazlasıyla sadık. Size bu konuda yüzde 100 garanti verebilirim.
-Nasıl bu kadar emin olabilirsiniz?
-Şimdiye kadar 5 kere sattım. Her seferinde de geri geldi.

 
 
 
 ..................................
ACEMİ BANKACI
 

Bankaya yeni bir memur girer. Bir masa verilir, oturur. Ama masada kağıt, kalem, bilgisayar hiçbir şey yok.
Genç çok sinirlenir, kendisine verilen numaralardan depo müdürlüğü olarak bildiğini çevirir. Karşısına çıkan ilk kişiye bağırıp çağırmaya, küfretmeye başlar:
- Ne dalgacı heriflersiniz, bankamı kreş mi kardeşim burası, hemen istediklerimi getirin, gelirsem dağıtırım orayı ona göre.
Telefondaki ses sakin bir tonla cevap verir:
- Siz kiminle konustuğunuzu bilyor musunuz acaba?
- Hayır, kiminle konuşuyormuşum bakalım?
- Ben bu bankanın müdürüyüm!
Çocuk yutkunur:
- Peki siz kiminle konuştuğunuzu biliyor musunuz?
- Hayır.
- Ohhh, çok sükür.. ve telefonu kapatır.

 
 
 
 
...............................
 SAVUNMA

Avukat jüri üyelerinin oturduğu bölüme doğru ilerleyip "Sayın jüri üyeleri.." demiş, "Müvekkilim anne ve babasına son derece saygılı, küçükleri seven, hayatta hiçbir kötülük yapmamış, altın kurallarla yaşamış, bir onur, bir dürüstlük ve centilmenlik abidesidir... Onu herkes sever ve..."
Sanık, yanındaki diğer sanığın kulağına eğilip,
"Rezaleti görüyor musun?.." demiş,
"Adama çuvalla para verdik, herif gidip bir başkasını savunmaya başladı!.."

 
 
.................................
 GARANTİLİ PARAŞÜT
 
Adamın biri paraşüt almak için bir dükkana girer ve satıcıyla konuşmaya başlar:
"Efendim, paraşüt açılmazsa ne olacak?"
Satıcı: "Olur mu beyefendi yedeği var onu açarsınız"
Müşteri: "Peki ya o da açılmazsa?"
Satıcı: "Ürünlerimiz garantilidir, getirin değiştiririz"
 
 ..............................
TETİKÇİ 

Mafya babası haraçlarını toplaması için yeni bir tetikçi buldu. Seçtiği adam sağır ve dilsizdi. Çünkü baba, bu tetikçi yakalanırsa polise fazla bir şey anlatması mümkün olamaz, diye düşünüyordu... Baba, bir gün ödemelerin geciktiğini fark etti ve tetikçiyi odasına aldırttı, bir de işaret dilini bilen tercüman buldular. Tercüman işaretle sordu:
- "Para nerde?" Sağır dilsiz işaretle yanıt verdi:
- "Ne parası? Benim paradan maradan haberim yok. Neyden bahsettiğinizi anlamıyorum."
Tercüman tercüme etti:
- "Neyden bahsettiğinizi anlamıyormuş..."
Baba 38'liği koltuk altından çekip sağır dilsizin beynine dayadı:
- "Şimdi sor bakalım, para nerede?"
Tercüman işaretle sordu:
- "Para nerede?"
Sağır dilsiz kan ter içinde işaretle yanıt verdi:
- "Şehir merkezindeki parkta, büyük heykelin olduğu kapıdan girince soldan 3. ağacın kovuğunda yüz bin dolar var."
Baba öfkeyle gürledi:
- "Ne dedi?" dedi Baba.
Tercüman yanıtladı:
- "Dedi ki, hala neyden bahsettiğinizi anlamıyormuş, ayrıca o tetiği çekmek de biraz sıkarmış.."

 
 
 
................................
 KABZIMAL
 
Fatih Altaylı, Erman Toroğlu için:
Fatih Altaylı: "O kabzımal futboldan ne anlar ki" deyince
Erman Toroğlu: "Ben eski futbolcu ve hakemim futboldan anlarım, kabzımalım hıyardan da anlarım
 
...............................
 
 TANRI

Zengin bir iş adamının kızı, kendisiyle evlenmek isteyen erkek arkadaşını anne ve babasıyla tanıştırmak için evlerine yemeğe cağırdı. Yemekten sonra zengin iş adamı damat adayıyla başbaşa konuşmak istedi ve onu calışma odasına götürdü.
Senle şöyle erkek erkeğe konuşalım yavrum, dedi.
- Evlendikten sonra aileni geçindirmek için ne iş yapmayı düşünüyorsun?
Damat adayı duraksamadan yanıt verdi:
- Aslında benim elimden her iş gelir efendim, evlendikten sonra bir yerde kesinlikle bir iş bulurum. Sonra da nasıl olsa, Tanrı yardım eder.
Damat adayının bu yanıtını kuşkuyla karşılayan iş adamı, bu kez daha somut bir soru sordu:
- Peki içinde kızımı oturtabileceğin bir eve nasıl sahip olmayı düşünüyorsun?
Damat adayı yine duraksamadan cevap verdi:
- Ben aslinda çok çalışkan bir insanımdır, dedi. Gece gündüz demez çalışır, para biriktiririm. Sonra da nasıl olsa Tanrı yardım eder, bizde bir ev sahibi oluruz.
Kız babasının neşesi iyice kaçtı. Bu kez sesini yükselterek sordu:
- Peki oğlum ilerde çocuklarınız olunca onlara nasıl bakacaksınız?
Damat adayı o soruyu da yanıtladı:
- Biraz önce söyledim ya, gece gündüz çalışır kazandığım tüm parayı biriktiririm. Sonrada nasıl olsa Tanrı'nın yardımıyla çocuklarımızı büyütürüz.
Damat gittikten sonra kızı kosarak babasının yanına geldi:
- Damadını beğendiğini gözlerinden anlıyorum babacığım, lütfen söyler misin onun en cok neyini beğendin?
Babası kızının yüzüne dik dik baktı:
- Onun en çok hoşuma giden yanı benim hakkımdaki görüşü, dedi ve ekledi:
- Beni Tanrı sanıyor!

 
 ..............................................
 

 İŞ İLANI

Bir şirketin kapısında iş ilanı asılmıştır: "Dakikada 70 kelime yazabilen, bilgisayar bilen, yabancı dili olan eleman aranıyor."
Bir köpek ordan geçerken bu ilanı görüyor. Bir süre bakıyor; bakıyor, derken ağzıyla kağıdı yerinden söküp ofise giriyor, doğru müdürün odasına... Ve müdürün karşısına geçip ağzında kağıtla ona öylece bakıyor... Adam bunu görünce kahkahayı basiyor...
- "Hahahahahahaaa ama ben bir köpeği işe alamam ki??"
Köpek ısrarla kağıdı adama uzatıyor... Ve müdür sonunda diyor ki
- "Peki o zaman sana bi mektup vereceğim bunu yaz bakalım"
Köpek kağıdı alıyor, bilgisayarın başına geçiyor, gayet güzel tıkır tıkır mektubu yazıp bitiriyor... Müdür şok oluyor, ama bozuntuya vermeden bu sefer diyor ki:
- "Bak şöyle şöyle bir uygulamaya ihtiyacımız var, buna bir program yaz çalıştır bakalım..."
15 dakika sonra köpek bilgisayarda o problemi çözecek süper hızlı bir uygulama yazıyor, adam inceliyor ve dumur oluyor... Artık söyleyeceği tek sey kalıyor:
-"Sen inanılmaz bir şeysin!!! Ama yine de seni işe alamam... Ne yazik ki senin her şeyin mükemmel ama yabancı dilin yok"
Köpek cevabı yapıştırıyor:
-"Miaaooooowwwwww"

 
 
 
......................

Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galileo'ye hasımlarından biri:
- "Efendim", demiş. "Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?"
Galileo:
- "Doğru", demiş. "Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama, seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?

 
 

 

............................

Bir gazeteci, ülkenin en zenginlerinden, 65 yaşlarında bir işadamıyla röportaj yapmaktadır. Sorar:
- Efendim, bize bugünlere nasıl geldiğinizi, bu serveti nasıl oluşturduğunuzu anlatır mısınız?
- Zevkle... 1920lerin sonuydu. 1. Dünya Savaşının etkileri yeni yeni siliniyordu, benimse cebimde birkaç sentten başka bir şey yoktu. Cebimdeki 5 sentimle, bir elma aldım. Akşama kadar onu parlatıp, 10 sente sattım. O gece sabahı zor ettim. Ertesi sabah, 10 sentimle 2 elma aldım ve onları da sattım. Böyle çalışarak, bir ay sonunda, 10 dolardan fazla para kazanmış oldum. Ertesin ayın başında, karımın halası öldü ve bize 20 milyon dolar miras bıraktı...  

.......................................

Meksikalı'nın biri bisikletle Amerika'dan ülkesine dönüyormuş. Elinde bir torba, ağır ağır sınır kapısına gelmiş. Kapıdaki görevli, Meksikalı'nın elindeki torbadan şüphelenmiş ve aramak istemiş. Torbayı açınca kum dolu olduğunu görmüş. Araştırmış karıştırmış ama kumdan başka bir şeye rastlayamamış ve Meksikalı'nın geçmesine izin vermek zorunda kalmış. Aradan iki hafta geçmeden aynı Meksikalı yine bisikletle ve elinde bir torbayla, aynı sınır kapısından geçmek istemiş. Aynı görevli yine torbadan şüphelenip aramış ve yine kumdan başka bir şey bulamamış.
3 böyle 5 böyle... Her seferinde aynı şekilde geçen bu adamda hiçbir şey bulamamak görevliyi çıldırtıyormus ama yapabileceği bir şey de yokmuş. 1 yıl sonra görevli bir barda içki içerken, sınırda arayıp durduğu Meksikalı'nın da aynı barda olduğunu görmüş. Hemen yanına gitmiş ve "Artik sana bir şey yapamam. Çok iyi biliyorum ki sen sınırdan bir şey kaçırıyordun. 1 yıldır içim içimi yiyor,l ütfen bana ne kaçırdığını söyle" demis.
Meksikalı hafifce kafasını çevirip umursuzca mırıldanmış: "Bisiklet"  

................

Küçük Rıza okuldan dönmüştü. Babası Temel'e anlattı:
-Baba bilir misin, yer çekimi kanunu olmasa şimdi hepimiz havada uçacaktık?
-Vay anasını, dedi Temel.... Peki ne zaman kabul edilmiş bu kanun? 

 
................................................

Yaşlı adam ameliyat olacakmış. Ameliyatı cerrah olan oğlunun yapması için ısrar etmiş. Çok daha uzman olan doktorlar olduğu halde, bu ısrarının nedenini soranlara ise "Onun bu ameliyatı çok iyi yapmasını sağlayacak formülü biliyorum" diyormuş. Ameliyat günü gelmiş ve ameliyathaneye giderken oğlunu yanına çağırmış ve söyle demiş:
- Oğlum, zor olduğunu biliyorum. Bana bir şey olursa annen içinde sakın üzülme. Zaten gelmeden annenle de konuştuk. Eğer bana bir şey olursa, eşyalarını alıp sizin yanınıza yerleşmesine karar verdik. Seninle ve geliniyle daha mutlu olur. O nedenle rahat ol... 

..............................

Karı koca yemek yemektedirler. O sırada masaya yaklaşan heykel gibi güzel bir esmer, adamı selamlayıp geçer. Adamın karısı sinirle sorar:
- Kim bu afet?
- Eğer mutlaka bilmek istiyorsan söyleyeyim, metresim, der adam.
- Bir de bu kadar pervasızca söylüyorsun. Boşanıyorum senden!
- Yani Etiler'deki apartmanı, Kandilli'deki yalıyı, Göcek'teki tekneyi ve Nice'deki villayı bırakıyorsun...
Uzun bir sessizlik olur. Çift yemeğini çatallarken kadın birden sorar:
- Şu arkada oturan Fuat değil mi? Yanındaki kadın kim?
- Fuat'ın metresi.
- Ay bizimki çok daha güzel! 

..............................

Adam karısının kedisinden o kadar nefret ediyormuş ki, ne yapıp yapıp ondan kurtulmanın yollarını düşünüyormuş. Sonunda bir sabah kediyi arabaya attığı gibi evlerinin 20 blok ötesinde bi sokağa götürmüş, onu orda bırakıp doğru işe gitmiş... aynı akşam işten eve gelmiş, bir bakmış kedi evin bahçesinde karısıyla oynuyor. Kadın neşe içinde "Ayy bütün gün onu aradım" demis.. "ama akşamüstü bir baktım gelivermiş, evin yolunu nasıl da bulurmuş benim akıllı kedim" Adam tabi çok bozulmuş ama belli etmemiş.
Ertesi sabah yine kediyi arabasına atmış, bu sefer evin 40 blok ötesinde bir sokağa götürüp bırakmış yine işe gitmiş, akşam işten eve gelmiş bir de ne görsün, kedi salonda yine karısıyla yerlerde yuvarlanıyor.
Ertesi gün adam kediyi 60 blok öteye bırakmış, akşam gelmiş yine kedi evde. Sonraki gün 70 blok öteye bırakmış, akşam kedi yine evde.
Adam artık ertesi sabah kediyi arabaya koymuş, 90 blok öteye gitmiş, ordan köprü yoluna girmiş, ilk çıkıştan sağa dönmuş, ordan tekrar sağa dönmuş, 20 blok daha uzağa gitmiş, sola dönmuş, biraz daha gitmiş ve kediyi orda arabadan atmış...
Saatler sonra evin telefonu çalmış, adam karışını arıyor:
"Hayatım, kedi orda mi?"
"Evet... neden sordun?"
"Şunu telefona bi çağırsana... KAYBOLDUM..!" 

............................

Yargıç, sabıkalıya:
- Sen bu bayanın evine girmişsin.
- Sarhoştum, sayın yargıç. Kendi evim sanmıştım.
- Öyleyse bayanı görünce neden kaçtın?
- Onu da karım sandım.

.....................

Kadının birinin bir gün golf oynarken topu ormana kaçmış. Topunu aramaya koyulmuş ve bu sırada tuzağa yakalanmış bir kurbağa görmüş. Kurbağa ona, "Beni bu tuzaktan kurtarırsan, senin 3 dileğini yerine getireceğim" demiş. Kadın onu kurtarmış, kurbağa da "Teşekkür ederim, ama sana dileklerinle ilgili bir koşulu söylemeyi unuttum. Ne dilersen dile, kocan 10 kat iyisine veya fazlasına sahip olacak!" demiş. Kadın "Tamam" diyerek kurbağaya dileklerini söylemeye başlamış.

İlk dilek olarak Dünya'daki en güzel kadını olmak istemiş. Kurbağa onu uyarmış. "Bu dilek, senin kocanı da Dünya'nın en yakışıklı adamı yapacak ve kadınlar onun başına üşüşecek" demiş. Kadın ise; "Bu önemli değil, çünkü ben nasıl olsa Dünya'nın en güzel kadını olacağım ve sonuçta da onun gözü benden başkasını görmeyecek" demiş. Böylece Dünya'daki en güzel kadın olmuş.

İkinci dilek olarak, Dünya'daki en zengin kadın olmak istemiş. Kurbağa kadını yine uyarmış: "Bu kocanı da Dünya'daki en zengin adam yapacak, senden de 10 kat zengin olacak" demiş. Kadın; "Bu da önemli değil, çünkü benim olan onun, onun olan da benimdir" demiş ve böylece Dünya'daki zengin kadın oluvermiş.

Kurbağa, üçüncü dileğini sorduğunda ise kadın; "Hafif bir kalp krizi geçirmek istiyorum" demiş

 
 
 
 
 
...................... 
Öğretmen, öğrencilere:
-Sizlere sorular soracağım. Birinci soruyu bilene ikinci soru sorulmayacak. Simdi söyle bakalım Ahmet, bir hindinin kaç tane tüyü vardır?
-9567 tane tüyü vardır öğretmenim!
-Nereden öğrendin bunu?
-Öğretmenim, hani ikinci soru sorulmayacaktı.
 
 
 

......................

Sokrates bir gün yürürken , tek kişinin geçebileceği kadar mesafe olan bir mevkiide dönemin soylularından biriyle karşı karşıya gelir ve ikisi de durur... Kısa bir süre bakıştıktan sonra :

Soylu: " Ben senin gibi pis bir zavallıya yol vermem!"
Sokrates: "Ben veririm..."

 
 

 

............................

Öğretmen, tarih dersinde Hasan'a sordu :
-Bana yüzyıl önce olmayan birkaç şey söyle bakalım.
Hasan düşündü :
-Örneğin ben yoktum, dedi.
Öğretmen güldü :
-Biliyorum senin olmadığını, dedi ve başka örnekler vermesini istedi.
-Örneğin siz de yoktunuz!

 
 

........................................

Bir Amerikalı ile bir Japon safariye çıkmışlar. Her ikisi de son teknolojik silahlarını birbirlerine nazire yapmak için yanlarına almışlar. Derken uzakta bir aslan görünmüş. Amerikalı lazer tüfeğini doğrultmuş ve aslana ateş etmiş. Ama karavana. Japon da hemen uydudan yönlendirmeli tüfeğini doğrultup ateş etmiş. Fakat o da karavana.
Aslan bizimkileri farkedince üzerlerine doğru gelmeye başlamış. Amerikalı bir yudum viski içip acı sonu beklemeye başlamış. Japon hemen botlarını çıkarıp spor ayakkabılarını giymeye başlamış. Amerikalı sormuş :
-Ne o, aslandan hızlı mı koşacaksın?
-Yoo, senden hızlı koşsam yeter.  

............................

Komşularıyla çay sohbeti yapan kadına komşuları ''Senin aile yaşantına hayranız, eşin ve çocuklarınla çok mutlu bir yaşantın var. Kocanın bir dediğini iki etmiyorsun. Bu mutluluğunun sırrını bizede anlat'' derler.
''Kısaca anlatayım'' der kadın ve anlatmaya başlar:
''Düğünümüz bittikten sonra kocam kendi atında, bende kendi atıma bindik evimize doğru gidiyoruz. Benim bindiğim atın ayağı takıldı ve sendeledi. Kocam arkasına döndü ve benim atıma 'bir' dedi. Biraz daha ilerledik ve benim atımın ayağı tekrar takılıp tökezlediği zaman eşim tekrar arkasına dönüp atıma 'iki' dedi. Az sonra atım takrar aynı şekilde tökezleyince eşim arkasını döndü, 'üç' dedi ve belinden tabancasını çıkartıp atımı anlından vurdu. At oracıkta kanlar içinde yere yığılıp öldü. Ben şok olmuştum ve ata çok üzüldüm. Eşime bir hışımla çıkıştım, ''Yazık değil mi atı neden vurdun!!?'' diye sordum. Eşim arkasını döndü ve bana 'biiir' dedi.
Ve o günden sonra kocamın bir dediğini iki etmedim"

 

 

...............................................

Bir gün bir ormana maliyeciler gelir. Bunu gören tilki koşarak ormandan kaçarken kaplumbağa ile karşılaşır kaplumbağa tilkinin acelesini görünce merakla sorar:
- Hayrola tilki kardeş böyle acele nereye gidiyorsun?
- Ormana maliyeciler gelmiş duymadın mı? onlardan kaçıyorum, demiş tilki
- İyi ama seninle ne ilgisi var?
- Olmaz olur mu! Bende kürk, hanımda kürk, çocukta kürk

Bunu duyan kaplumbağa ormanı terk etmek için koşmaya başlar. O sırada koşarak giden kaplumbağayı gören leylek sorar:
- Hayrola kaplumbağa kardeş böyle acele nereye?
- Ormana maliyeciler gelmiş duymadın mı? Onlardan kaçıyorum.
- İyi ama seninle ne ilgisi var? diye sorar leylek.
- Olmaz olur mu! bende ev, hanımda ev, çocukta ev.

Bunu duyan leylek ormanı terk etmek için koşmaya başlar. Maymun leyleği görür ve sorar:
- Hayrola leylek kardeş böyle acele nereye?
- Ormana maliyeciler gelmiş duymadınmı? onlardan kaçıyorum
- İyi ama seninle ne ilgisi var? diye sorar maymun.
- Olmaz olur mu! bende yazlık, hanımda yazlık, çocukta yazlık.

Bunu duyan maymun paniğe kapılır ve ormanı terk etmek için koşmaya başlar. Bir müddet sonra yavaşlar ve kendi kendine:
- Ya ben niye koşuyorum ki! Benim popom açıkta, hanımın poposu açıkta, çocuğun poposu açıkta

 
 
 
.........................
Plajda bir sarışın iki saattir denize bakmaktadır.
Bunu gören görevli yaklaşarak ne olduğunu sorar.
- Mükemmel, kocam ilk defa dün yüzme öğrenmeğe başladı, maşaallah bugün iki saat dalabiliyor
 
 
 

4 ADET GECE GÖRÜŞLÜ SONY CHİP SETLİ KAMERA + ALARM SİSTEMİ  KOMPLE

ÇALIŞIR HALDE KURULUM DAHİL

TÜM KREDİ KARTLARINA 12 EŞİT TAKSİT

AYLIK SADECE 83 TL

BİLTEK BİLGİSAYAR VE GÜVENLİK SİSTEMLERİ

 0 542 814 85 80

.................................

POLİTİKA ; POLİTİKACILARA BIRAKILMAYACAK KADAR ÖNEMLİ BİR KONUDUR.

DEMOKRASİ ; HAKETTİGİMİZDEN DAHA İYİ YÖNETİLMEYECEGİMİZİ GARANTİ EDEN

 BİR SİSTEMDİR.

 
...................................

Nasreddin Hoca, Timur Han'ı ziyarete gitmiş. Timur Han Akşehirliler'in yanlış işler yapmakta olduklarını anlatıyormuş. O sırada pencerenin kenarında olan Hoca, dışarıya doğru bir bakmış ki güneşlenmekte olan kazlar tek ayakları üzerinde duruyorlar.
Timur Han'a dönüp;
- "Hayret, buradaki bütün kazlar tek ayaklı," deyivermiş.
Timur Han, kazlara doğru, bastonunu hızla fırlatmış. Kaçışmaya başlayan hayvanlar iki ayağını da kullanınca, Nasreddin Hoca sözü yapıştırmış:
- "Timur Han'ın değneğini yeseydin, sen de dört ayaklı olurdun," demiş.

 

.................................
 
Genç deve annesine sormuş:
- Anne niye bizim ayaklarımız bu kadar büyük?
Anne cevap vermiş:
- Çölde kuma batmamak için.
Genç deve tekrar sormuş:
- Peki kirpiklerimiz niye bu kadar gür?
Anne tekrar cevap vermiş:
- Çölde kum fırtınalarında kum kaçmasın diye.
Merakı yatışmamış olan genç deve bir soru daha sormuş:
- Bizim niye hörgüçlerimiz var?
Anne deve sabırla yanıtlamış:
- Çölde çok uzun süre susuz idare edebilmek için suyu hörgüçlerimizde depolarız.
Sonunda dayanamayan genç deve sormuş:
- Peki bizim bu hayvanat bahçesinde ne işimiz var?
 
 
 

...........................

Öğrencilerden biri çok tembeldi.
Öğretmen durumu babasına anlattı.
Baba:
-İyi ama, bizim çocuğun zihni çok açıktır!
Öğretmen gülerek:
-O kadar açık ki,bir yandan giriyor öte yandan çıkıyor!  

............................................
 
Temel banka soymak suçundan yargılanıyormuş.
Son celsede yargıç karar okumuş;
Temel'in suçsuz olduğunun anlaşıldığını, tahliyesine karar verildiğini açıklamış.
Temel sevinçle ayağa firlamış :
Uy cözünü sevdiğumun haçim beyi, yani şimdu bu paralar benim oldu degil mu 
 

.................................

ABD'de 22 no'lu karayolunda, devriye görevi yapan bir otoyol polisi arabasından yolu izlerken bir araba görmüş. Bu aracı radarla incelemiş ve en az 50 km hızla gidilmesi gereken bu yolda aracın tam 22 km hızla gittiğini farketmiş. Bu araba yolu tıkıyormuş. Aracı durdurup sürücüyü uyarmaya karar vermiş. Aracın peşinden gidip aracı durdurmuş. Bir de ne görsün? Aracı kullanan çok yaşlı bir teyze. Aracın arkasındaki koltuklarda da çok korkmuş 3 tane yaşlı teyze daha var. Polisi görünce yaşlı sürücü endişeyle:
-Polis bey,çok mu hızlı gidiyordum?
Polis:
-Hanımefendi,hızlı değil, tersine çok yavaş gidiyorsunuz ve bu tüm otoyol trafiğini etkiliyor! Radardan gördüğüm kadarı ile 22 km hızla gidiyorsunuz. Yaşlı teyze:
-Ama otoyolun girişinde 22 yazıyordu ve ben de bu kurala uymak istedim!
Polis:
-Teyzeciğim; o 22 otoyolun numarası. Bu yolda en az 50 km hızla gitmelisiniz.
Yaşlı teyze:
-Tamam,bundan sonra hızlanacağım.
Polis tam kendi arabasına gidreken,gözü yine arkada oturan, hiç konuşmayan ve çok korkmuş 3 yaşlı teyzeye kaymış ve sürücüye sormaya karar vermiş:
-Teyzeciğim bir şey sorabilir miyim? Bu arkada oturanların nesi var? Çok korkmuş gözüküyorlar, sanki dillerini yutmuşlar gibi!
Yaşlı teyze:
-Valla ben de anlamadım, 250 no'lu karayolundan çıktıktan beri böyleler...

.................................

Dursun bir kıza aşık olmuş.
Aşkındanda şiir yazmış:

Sabahları yemek yiyemiyorum; çünkü seni düşünüyorum,
Öğlenleri yemek yiyemiyorum; çünkü seni düşünüyorum,
Akşamları yemek yiyemiyorum;çünkü seni düşünüyorum,
Geceleri uyuyamıyorum;
Çünkü AÇIM...

 
 
...........................
Adamın biri sabah evden ise giderken ilginç bir cenaze kafilesi fark eder. En önde yürüyen köpekli bir adam. Arkasında bir tabut ve onun 10 metre arkasında bir başka tabut. Bunları takip eden, tek sıra olmuş 200'den fazla adam. Meraklanır. Kafilenin başındaki köpekli adam hiç kuşku yok ki cenazenin sahibidir. Yanına yaklaşır ve sorar:
-Beyefendi, bu üzüntülü gününüzde hatırlatmak istemem ama ölenler neyiniz oluyor?
Adam yanıtlar:
-Öndeki karım, arkadaki de kayınvalidem.
-Vah vah, başınız sağ olsun. Nasıl oldu?
-Köpeğim karıma saldırıp öldürmüş. Kayınvalidem de karıma yardıma gelmiş. Köpek onu da öldürmüş.
Adam biraz düşündükten sonra sorar:
-Beyefendi, köpeğinizi ödünç alabilir miyim?
-Sıraya geç!
 
 
 

.....................................

Yaşlar ilerlemiş, artık çocukluk, gençlik yılları buğulu bir perdenin arkasında kalmış.
İki mahalle arkadaşı, birinin karısı vefat etmiş diğeri ise muhterem eşi hanımefendi ile birlikte hoş bir hayat sürdürmekte. Görüşülmeyeli hayli zaman geçmiş.

Günlerden bir gün Asım candostu Kemal'i ziyarete gider.

Kapıda hasret dolu kucaklaşmalar. Hanımefendiye uzatılan bir demet çiçek ve...

- Canım bitanem, bir sorar mısın, Asım orta içerdi galiba...?

- Hayatım, bir su rica edebilir miyim ?

- Güzelim, bir elbezi getirebilir misin?

Asım hem mutlu, hem de şaşkın.
- Kemal valla hayran kaldım üstadım. Bu ne incelik bu ne sevgi, ağzından "hayatım", "canım" "cicim" hiç eksik olmuyor.

- Asım'cığım, ah, ahh bi ismini hatırlayabilsem..!

 
 

......................................

Buyuk sirketlerden birinin patronu, bilgisayar sistemleriyle ilgili onemli bir arızanın acilen giderilmesi için bilgisayar muhendislerinden birinin evine telefon eder.
Karsi taraftan fisildayan bir cocuk sesi
- "Alo" der.Patron sorar:
- "Baban evde mi? Cocuk fisildayarak cevap verir:
- "Evet".Patron sorar:
- "Onunla konusabilir miyim?" Cocuk fisildayarak cevap verir:
- "Hayir".Patron sasirarak:
- "Peki annen evde mi?".Cocuk fisildayarak:
- "Evet".Patron:
- "Peki onunla konusabilir miyim?".Cocuk yine fisildayarak:
- "Hayir".Patron saskin:
- "Orada baska kimse var mı?"
- "Evet" der cocuk fisildayarak.
- "Bir polis memuru var".Mühendislerinden birinin evinde polisin ne isi olduğuna anlam veremeyen adam sorar:
- "Memur beyle konusabilir miyim?"
- "Hayir" der ufaklik, şu anda mesgul".İyice meraklanan patron:
- "Neyle mesgul?" Cocuk fisildayarak cevaplar:
- " Annem babam ve itfaiyeci amcalarla konusuyor"
Meraklanan ve endiselenen patron, telefondan gittikce artan bir gurultu duyar:
- "Bu ses de ne?.." diye sorar.
- "Helikopter" der çocuk, hala fisildayarak.Panikleyen patron:
- "Neler oluyor orada" diye sorar.Cocuk hala fisildayarak:
- "Arama kurtarma timi geldi".Patron endiseli ve neler olduğunu bilememenin kizginligi icinde:
- "İyi de neyi ariyorlar...?".Kucuk cocuk hala fisildayarak ve kikirdayarak cevap verir...
- "BENİ..."
 
 

 

..............................

Íki sarışın beraber televizyonda bir kovboy filmi seyretmektedirler.
Filmin bir düello sahnesinde birinci sarışın arkadaşına;
- Var mısın 10 Lira iddiasına kısa boylu kovboy deüelloyu kazanacak.
- Varım, uzun boylu kazanacak.
Düelloyu kısa boylu kovboy kazanır. Kaybeden parayı uzatır.
Kazanan sarışın: "Koy parayı çantana, ben bu filmi önceden görmüştüm" der.
Bunun üzerine kaybeden sarışın:
-Ben de görmüştüm de, lakin bu sefer kısa boylu kovboyun tekrar kazanacağını hiç
tahmin etmemiştim. 

....................................

Adamın biri bir gün kafayı iyice çekip eve doğru yola koyulmuş ve önündeki çukuru görmeden güm diye içine düşmüş.
Başlamış bağırmaya:
-"Kimse yok muuuu kimse yok muuuu."
Bu arada oradan geçen hacının biri gelip bakmış adam zurna gibi sarhoş
-"Bak hemşerim seni bu çukurdan çıkarırım ama söz ver bir daha içmeyeceksin.."
Adam düşünmüş ve başlamış bağırmaya
-"Başka kimse yok muuuu.."

 

..................

Şantiyede ameleler akşama kadar kan ter içinde çalıştıkları halde mühendisin masa başında oturarak kendilerinden iki - üç kat daha fazla maaş almasından rahatsız olmaktadırlar. Bir gün bunun nedenini öğrenmek için aralarından bir temsilci seçip mühendisin yanına gönderirler.
Adam mühendise sorar;
- Biz akşama kadar kan ter içinde çalışırız, emek harcarız fakat sen sadece masa başında oturarak bizden daha fazla ücret alıyorsun.Bunun sebebi nedir?..
Mühendis gülümser ve;
- Git dışardan büyükçe bir taş kap gel, der.
Amele dışardan taşı alır gelir. Mühendis elini masanın üzerine koyar ve;
- Şimdi olanca gücünle vur, der.
Amele şaşırır;
- Nasıl olur böyle bir şey yapamam, dese de mühendisin ısrarı üzerine olanca gücüyle taşı masaya indirmiş. Mühendis hızla elini masadan çeker ve amele taşı masaya vurur. Mühendis gayet ciddi bir şekilde;
- İşte bu yüzden, der.
Amele hiçbir şey anlamaz, şaşkın bir şekilde dışarı çıkar.Merakla bekleşen arkadaşları hemen etrafına toplaşırlar. İçerde ne olduğunu sorarlar. Amele eliyle gözünü kapatır ve bir arkadaşına;
- Olanca gücünle elime vur, der.
Arkadaşı vurmak istemez.
- Sen vursana, diye ısrar eder.
Bunun üzerine arkadaşı olanca gücüyle okkalı bir yumruk indirir. Amele hızla elini çeker ve yumruk bir şimşek gibi gözünde patlar. Amele arkadaşlarına döner ve;
-İşte bu yüzden, der.
 

.......................

İsviçre Çin'e savaş ilan etmiş. Bir şekilde Çin'e kadar gelmişler. Haber Çin başbakanına geç ulaşmış.
- Başbakanım İsviçreliler saldırdı Pekin'e girdiler.
- İsviçre de ne?
- Avrupada bir ülke.
- Kaç kişi bunlar?
- 5 milyon.
- Hangi otelde kaliyorlar?

.............
Adam çok roman okurdu. Karısı bir gece kocasının "Selin" diyerek sayıkladığını duydu. Oysa kendi adı "Leyla" idi. Dayanamadı kocasını uyandırıp sordu :
-"Söyle bakalım, rüyada gördüğün o "Selin" kimdi?" Kocası :
-"Kitap karıcığım, kitap. Dün okuduğum kitap" dedi.
Ertesi akşam adam eve döndüğünde karısına her zamanki gibi sordu :
-"Ne var ne yok karıcığım?"
Kadın öfkeyle karşılık verdi :
-"Ne olacak, senin kitap telefon etti."
 
............................... 

Büyük bir şirketin üst düzey yöneticilerinden biri bir gün New York üzerinde balonla dolaşmaya çıkar. Aksilik bu ya, pusulasını aşağıya düşürür ve kaybolur.
İnmek için uygun bir yer ararken bir gökdelenin tepesinde sigara içen bir adam görür ve alçalır.
- Pardon. Ben neredeyim acaba? diye sorar.
- Yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içindesin. der adam.
Yönetici sinirlenir:
- Sen mühendissin değil mi? diye sorar.
- Evet. der adam. Nereden bildin?
- Çünkü başım belada ve sana bir soru soruyorum. Verdiğin cevap 100% doğru fakat hiç bir işime yaramyor.
- Sen de yöneticisin değilmi?
- Evet sen nereden bildin?
- Çünkü yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içinde kaybolmusun. Pusulan yok, berbat durumdasın. Fakat bu şimdi benim suçum oldu.

 .................................

çocuk babasına sordu:

-baba Tolstoy kim?

-büyük yazardı kızım öldü.

-oda küçük yazsaydı

..............................

ana sınıfında çocuklara çişim geldiyi ıslık çalasım geldi diye öğretmişler bu sınıftan çıkan bir çocuk dedesiyle bir akşam yatıyormuş.Dedesine çok ıslık çalasım geldi demiş.Dedesi olmaz oğlum bu saatte demiş.Çocuk ama dede çok çalasım geldi deyince dedesi usulca kulağıma çal demiş.

 ......................................
Genç bir çocuk heyecanla annesine gelir ve aşık olduğunu, evlenmek istediğini ve sevdiği kızı tanıştırmak istediğini söyler. Ama, sadece eğlence olsun diye eve 3 kız getirecektir. Annesinin evleneceği kızı tahmin etmesini ister.
Ertesi gün 3 güzel kızla eve gelir. Otururlar, bir süre sohbet ederler.
Bir süre sonra çocuk heyecanla annesine sorar:
"Tahmin ettin mi?"
Anne duraksamadan cevap verir:
"Ortadaki kızıl saçlı."
Oğlan hayretle annesine sorar:
"Inanılmaz, nasıl bildin?"
Anne cevap verir:
"Bir tek ondan hoşlanmadım..."
...................

Leyla, ağacın altına oturmuş resim yapıyordu. Babası kızın elindeki bomboş kağıdı görünce sordu :
-Leyla, ne resmi yapıyorsun bakayım?
-Çimenlikte bir keçi resmi.
-Çimenler nerede?
-Keçi hepsini yedi.
-Ya keçi?..
-Yiyecek bir şey kalmayınca o da gitti.

..........................

Akşam eve dönen adamı karısı kapıda karşıladı. Sonra da heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı:
-- Bugün neredeyse, duvardaki saat annemin başına düşecekti...
Adam umursamaz bir tavırla başını salladı:
-- Sahi mi? O saat hep geç kalıyor zaten...

............................
akıllı ördek
 

Ördek bara girer ve barmen'e:
- ekmek var mı
- yok
- ekmek var mı
- yok
- ekmek var mı
- yok
- ekmek var mı
- yok dedik ya
- ekmek var mı
- bir daha sorarsan seni duvara civilerim
- civi var mı
- yok
- ekmek var mı

 ...........................

Küçük oğlan, karne günü okuldan döndü.
Annesi:
-Karnen nerede? diye sordu.
Çocuk güldü:
-Arkadaşıma ödünç verdim. Babasını korkutacak...

 ....................................

adamın biri fırına ekmek almaya gitmiş eve geldiğinde ekmeğin içinden çorap çıkmış adam tekrar fırına gider ve derki ya bu nebiçim ekmek içinden çorap çıktı fırıncı ise derki:ya kardeş ne bekliyordun takım elbisemi?

.......................................

Adamın biri işe gitmiş ,akşam eve geldiğinde hanımı bey, şu msluğa bir bakarnısın su kaçırıyorda, adam ben sucumuyum demiş, yine işten dön düğünde kadı bey şu gece lambasının fişi bozulmuş bir bakı vr demiş adam , ben elektirikcimiyim demiş kadında bu işleri yaptırmak için komşunun oğlunu çağırmış bu işleri ona yaptırmış kadın borcunu sormuş delikanlı, ya benimle yatarsın yada bana pasta yapar sın demiş, kadının kocası aletlerin tamir olduğunuı görünce eşine sormuş kim yaptı bunları deyince komşunun oğlu demiş. Peki karşılığın da ne verdin demiş kadın da ya benimle yatarsın yada pasta yaparsın dedi demiş kocasıda karıcığım pasta yaptın demi demiş. Kadın kocasına ben pastacımıyım demişşşş

.....................
 
Teyzesi Aylin'e bir lira vermişti. Küçük kız bir şey demeden parayı cebine attı. Bunun üzerine annesi söze karıştı.
-Aylin, teyzene ne demen lazım?
Aylin cevap vermedi. Anne bunun üzerine yardım etmek istedi.
-Baban bana para verdiği zaman ben ne diyorum?
Birden gözleri parlayan Aylin:
-Hepsi bu kadar mı? diye atıldı.
...................

Maç başlamadan önce takımlardan birinin kaptanı, hakemi bir köşeye çeker:
- "Hocam," der "Sen bizim takımın durumunu bilmezsin... Bu maçı bize kaybettirecek olursan, bizimkiler seni ne yapar bilir misin?"
- "Ne yaparlar?"
- "Seni parça parça ederler..."
Hakem cevap verdi:
- "Anlaşıldı, maç berabere..."
- "Neden?"
- "Öteki takımın kaptanı da bana aynı şeyi söyledi de ondan!..."

.................
 
Temel Kuzey Kutbuna gider. Buzda balik avlamanın çok popüler oldugunu duyar, hemen kendine bir olta alır ve bulduğu ilk genis buzlu alanda ise girişir.

Tam buzu kırmaya çalısırken gümbür gümbür bir ses duyar:

"Orada balık bulamazsın!".

Ne olduğunu anlamayarak etrafına bakınır ama sesin nereden geldiğini çözemez. Biraz ileriye gidip tekrar buzu kırmaya çalışırken aynı ses yine duyulur:

"Sana söyledim, orada balık bulamazsın!!".

Temel korku içinde başını yukarı kaldırır ve dehşet içinde sorar:

"Tanrım? Sen misin?".

Ses cevap verir:

"Hayır, ben buz hokeyi sahasının bekçisiyim"

 
.......................

Bir fizikçi, bir kimyacı ve bir ekonomist. Issız bir adaya düşmüş. Yiyecek bir şey yok. Lakin bir bakmışlar sahile vuran bir konserve kutusu: Dolma!
Fizikçi demiş ki:
- Bir taşla vurup açalım, yeriz.
Kimyacı demiş ki:
- Ateşe atalım hem sıcak bir şeyler yemiş oluruz hem de kutu açılır.
Ekonomist lafa girmiş:
- Farz edelim ki elimizde bir konserve açacağı var.

......................
 

Çankaya yokuşundan inmekte olan kamyon kırmızı ışıkta durunca, yanındaki arabadaki sarışın camını indirir ve bağırır:

"Hey, duymadınız! Ben Ayşe! Yükünüz yola dökülüyor diyorum."

Kamyoncu gene sürer. Üçüncü kırmızıda sarışın arabasından fırlar kamyonun camını yumruklar, indirtir.

"Yahu ben Ayşe! Yükünüz dökülüyor!"

Kamyoncu kafa sallar ve sürer...

Dördüncü kırmızıda bu defa kamyoncu aşağı iner, sarışının arabasına yürür, camı tıklatır, indirtir.

"Hey!" der, "Benim adım da Mehmet. Ankara'da kış var ve ben tuz kamyonu sürüyorum

 ................................

bir şişman birde zayıf adam yolda giderlerken
şişmanı zayıfa sormuş seni güren sanki kıtlık var sanacak zayıf olanıda şişmana seni gürende kıtlığın sebebini anlayacak

.............................
 

Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafindaki güzelliklere bakiyormus. "Evrim ne özellikler yaratiyor!" diye düsünüp mest oluyormus. Birden arkasinda kocaman bir ayi belirmis ve onu kovalamaya baslamis. Adam bütün gücüyle kaçiyormus ama her arkasina bakista ayinin daha yaklasmis oldugunu farkediyormus. Dakikalarca süren bir kaçisin sonunda adamin ayagi yerdeki dala takilmis, ayi adamin üzerine atlamis, pençesini kaldirmis. Tam vurmaya hazirlanirken adam "TANRIM!!!" diye bagirmis.
Bir anda zaman durmus, ayi donmus, ormandaki nehir bile akmaz olmus. Bir anda orman kararmis ve gökyüzünden bir isik hüzmesi adamin üzerine parlamis. Çok derinden gelen ilahi "Yillarca bana inanmadin,yaratilisi kozmik bir kazaya bagladin, sana bu durumda yardim etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymaliyim?" demis.
Adam utanç içinde: Biliyorum bunca yildan sonra dindar biri olmayiistemem haksizlik,ama belki AYIYI dindar yapabilirsiniz." demis. Ses: Peki." diye karsilik vermis ve isik kaybolmus. Nehir tekrar akmaya baslamis.dönmüs. Ayi pençesini indirmis, iki pençesini de göge dogru çevirmis, ve konusmaya baslamis:
"Tanrim, senin rizkinla orucumu açiyorum, hamdolsun verdigin nimetlere."

..................................

Temel birgün hapishaneye düşmüş. Kaldığı koğuştaki adamların ilginç bir özelliği varmış. Koğuştaki mahkumlar hergünbirbirlerine fıkra anlatıyorlarmış. Bir süre sonra anlatılan fıkralar hep aynı olunca içlerinden biri demiş ki:

"Biz madem hep aynı fıkraları anlatıp duruyoruz, boşu boşuna fıkraları uzun uzadıya anlatmayalım. Hepsine birer numara verelim,birisi anlatıcağı zaman onun numarasını söylesin." demiş ve bu öneri herkes tarafından kabul edilmiş. Birgün yine fıkra anlatacaklarmış. İçlerinden biri çıkmış "5" demiş herkes kahkahalarla gülmeye başlamış, millet gülmektenyerlere yatmış. Daha sonra bir başkası çıkmış "35" demiş herkes yine kahkahalarla gülmeye başlamış. Daha sonraTemel'e "Bi tane de sen anlat" demişler. Temel de "154" demiş ve demesiyle millet kahkahalara boğulmuş.Koğuştakiler beş dakika boyunca gümüşler artık bir süre sonra gülmekten çatlayacak hale gelmişler. Temel meraklasormuş:



"Ne oldu niye bu kadar çok güldünüz ya? Bundan öncekilere bu kadar gülmemiştiniz."



Koğuştakiler:"Bu fıkrayı hiç duymamıştık!"

 
............................
 

İngiliz, Amerikalı ve Türklerin bulunduğu gemi kaza yapar ve su almaya başlar. Kaptan telaşla yolcuların arasına girer ve;

"Lütfen herkes sakince filikalara doğru gitsin gemi su almaya başladı."

Yolcular bu uyarıyı umursamaz ve aynen devam ederler. Kaptan aynı uyarıyı birkaç defa yapar
ve insanların gemiden ayrılmadıklarını görünce çaresizce geri çekilir. Bu arada uyanık kaptan yardımcısı kaptana:

"Ben bu insanların hepsini gemiden çıkarırım." Kaptan:

"Nasıl yapacaksın bunu hemen yap."

Kaptan yardımcısı gider ve bir süre sonra geri döner.gemi bomboştur. Kaptan merakla sorar:

"Ya nasıl başardın bunu?" Kaptan yardımcısı anlatır:

"İngilizlere sizin gibi asil bir milletin böyle batan bir gemide ne işi olur dedim hepsi denize atladı, Amerikalılara deniz suyu insan sağlığına yararlıdır dedim onlarda hemen suya atladı."

Kaptan merakla sorar:

"Peki türklere ne dedin, onlar kesinlikle ayrılmaz gemiden."

Kaptan yardımcısı pişkin pişkin gülerek:

"Türklere de denize girmek yasaktır dedim."

......................

Oldukça yaşlı bir çiftin evine adamın 40 yıllık arkadaşı gelmiş. Adam karısına hep canım, cicim, tatlım gibi sözler kullanıyomuş. Misafir merak etmiş ve sormuş:

"Yahu sana çok imreniyorum. Biz senle 30 yıllık arkadaşız, sen karına hep güzel sözler söyledin bir kez olsun ismiyle çağırdığını duymadım. Bravo doğrusu... Nasıl başarıyorsun böyle nazik ve sevecen olmayı?"

Adam biraz sıkılarak:

"İsmini hatırlasam çağıracağım."

 ......................................

Bir duvarcı ustasının şantiyede başına gelen kaza ile ilgili şefine yazdığı mektup:

Sayın şantiye şefim; iş kazası tutanağına planlama hatası diye yazmıştım. Bunu yeterli görmeyerek ayrıntılı anlatmamı istemişsiniz. Şu anda hastanede yatmama neden olan olaylar aynen aşağıda anlattığım gibi olmuştur:

Bildiğiniz gibi ben bir duvar ustasıyım. İnşaatın altıncı katındaki işimi bitirdiğim zaman biraz tuğla artmıştı. Yaklaşık 250kg kadar olduğunu tahmin ettiğim bu tuğlaları aşağıya indirmek gerekiyordu,
aşağı indim, bir varil buldum, ona sağlam bir ip bağladım ve ardından altıncı kata çıktım.

İpi bir çıkrıktan geçirip ucunu aşağıya saldım.

Tekrar aşağıya indim ve ipi çekerek varili altıncı kata çıkardım.

İpin ucunu sağlam bir yere bağlayıp tekrar yukarı çıktım.

Bütün tuğlaları varile doldurdum.

Aşağı indim, bağladığım ipin ucunu çözdüm.

İpi çözmemle birlikte birden kendimi havalarda buldum. Nasıl bulmayayım? Ben yaklaşık 70 kiloyum. 250 kilogramlık varil süratle aşağıya düşerken beni yukarı çekti. Heyecan ve saşkınlıktan ipi bırakmayı akıl edemedim.

Ben yukarı çıkarken yolun yarısında, aşağı inmekte olan tuğla dolu varille çarpıştık. Sağ iki kaburgamın kırıldığını hissetim.

Tam yukarı çıkınca, iki parmağım iple beraber çıkrığa sıkıştı; parmaklarım da bu sırada kırıldı.

Bu esnada yere çarpan varilin dibi çıktı ve tuğlalar etrafa saçıldı. Varil hafifleyince, bu sefer ben aşağı inmeye varil ise yukarı çıkmaya başladı ve yolun yarısında yine varille çarpıştık! Sol bacağımın kaval kemiği de bu sırada kırıldı.

Yere inince can havli ile ipi bırakmayı akıl ettim. Bu sefer de başımı yukarı kaldırdığımda boş varilin süratle üzerime geldiğini gördüm! Kafatasımın da böyle çatladığını sanıyorum. Bayılmışım, gözümü hastanede açtım.

Saygılarımla.

........................

Kadının beşinci geçimsiz kocası da bir gün ağır hastalanmış. Adam ağrılar içinde kıvranırken kadın telaşla söylenmiş:  "Hemen gidip bir doktor çağırayım bari!"  Kocası sormuş:

"İyi ama, bari doğru dürüst bir doktor çağır. İyi bir doktor olduğundan emin misin?"  

Kadın:  "Emin olmaz olur mıyım?", demiş. "Senden önceki 4 kocamı da aynı doktor tedavi etmişti
..."

 ................................

Ali, yaz tatilinde Paris'e gitmişti. Bir müzeyi gezerken yoruldu ve oradaki koltuklardan birine oturdu. Müze memuru, hemen Ali'ye yaklaştı.
-Küçük bey, buraya oturulmaz. Bu, 14.Lui'inin koltuğudur, diyerek onu uyardı. Ali:
-Zararı yok amca, dedi. O gelince ben hemen kalkarım.

 ..........................

bi gün kaza olmuş.. kadınla azrail gözgöze gelmişler.. kadın azraile " ölücekmiyim demiş". azrail " yok abla daha 30 senen war kurtulacaksın " demiş.. kadın gitmiş, nasıl olsa daha ölmicem diye yüzüne estetik ameliyatı yaptrırmış.. üç gün sonra bir daha kaza yapmış.. bu sefer ölmüş.. azraile " hani daha 30 sene yaşıcaktım " demiş.. azrailde kadına " kusura bakma abla tanıyamadım " demiş

 ...........................

Uluslararası bir konferansta filler tartışılıyormuş. Her ülkeden konuşmacılar filler ile ilgili farklı konuları dile getirmişler.

Fransızlar: "Fillerde cinsel yaşam."

Çinliler: "Fil pişirmenin bin yolu."

Etiyopyalılar: "Bir fille bir kişi nasıl doyar?"

İngilizler: "Safaride fil avlama teknikleri."

Almanlar: "Filler ve fillerin Alman dil ve kültürüne etkileri."

İranlılar: "Filler çarşafa nasıl sokulur?"

Amerikalılar: "Daha büyük ve daha görkemli fil nasıl yetiştirilir?"

Japonlar: "Daha küçük ve daha ucuz fil nasıl yetiştirilir?"

İsrailliler: "Filler en pahalı en karlı nasıl satılır?"

Brezilyalılar: "Fillerle karnavalda samba yapma metodları." ile ilgili konuşmalar yapmışlar. En son Türk konuşmacıya söz verilmiş, konuşmanın konusu;

"Ne olacak bu fillerin hali?"

...............

Temel ile karısı kavga edip küsmüşler ve birbirleriyle konuşmuyorlarmış. İsteklerini bir kağıda yazarak gideriyorlarmış.

Yine bir akşam Temel kağıda:

"Fadime beni sabah 6 da uyandır." diye yazmış.

Sabah olduğunda bir uyanmış ki saat 8. Tam Fadime'ye bağıracakken bakmış ki kağıda bir not eklenmiş:

"Temel kalk, saat 6."

................

Aslanla boğa oturmuş içki içiyorlarmış. Sohbetin en güzel anında aslan saatine bakmış: 

"Ooo, saat 11 olmuş, ben gideyim hanım evde bekliyordur" demiş.

Bunun üzerine boğa:

"Yuh kılıbığa bak!" demiş. "Bir de ormanlar kralıyım diye geçiniyor."

Aslan acı acı gülümseyerek: 

"Beni evde dişi bir aslan bekliyor, seninki gibi bir inek değil."

...............
Adamın sigarası bitmiş. Saat de gecenin 22.00'siymiş. Karısına sigara almaya gideceğini ve birazdan döneceğini söyleyerek, köşedeki bakkalın yolunu tutmuş. Köşeye vardığında bir de bakmış, bakkal kapalı. Bakkalın yanında da bir bar varmış. Adam paralı makinelerin birinden sigara almak ümidiyle bara girmiş. Sigarayı tam alıyormuş ki barda çok güzel bir sarışın görmüş. Kadın da adamı kesiyormuş. Adam kadının yanına yaklaşmış, muhabbet etmeye başlamışlar. Bardan çıkıp kadının evine gitmişler. Adam sabah telaşla kalkmış. Kadına biraz un getirmesini söylemiş ve ellerini unlayıp evden telaşla çıkmış. Eve gittiğinde, karısı öfkeyle kapıyı açmış. Adam karısına, "Vallahi sigara almak için çıktım, bakkal kapalıydı. Bara gittim daha sonra barda sarışın bir kadınla tanıştım. Onun evinde sabahladım" demiş. Karısı adama inanmayarak bakmış ve "Bana ellerini göster" demiş. Adam ellerini gösterince kadının tepkisi şöyle olmuş: - Adi herif yine yalan söylüyorsun. Bütün gece bowling oynadın değil mi?
............................

Sürücü dikiz aynasında kendisini izleyen polisi görünce kaçabileceğini düşünüp basmış gaza.

Ancak polisi atlatamayacağını anlayınca, pes edip çekmiş kenara.

Polis arabasından inmiş. Bezgin, kızgın ve de küskün bir sesle:

"Bana bak, çok yorgunum, üstelik keyfim de kaçık. Neden kontrolden kaçtığınla ilgili mantıklı bir bahanen yoksa yaktım çıranı!"

Sürücü bir süre düşündükten sonra:

"Karım geçen ay bir polisle kaçtı. Aynada sizin aracınızı görünce, kaçtığı polis, onu bana geri getiriyor sandım..."

................
.....................

Bir papaz, bir sarhoş ve bir mühendis giyotinle ölüm cezasına çarptırılmışlardır. Sıra öncelikle papazdadır. Cellat papaza sorar:

"İnfaz edilirken yukarı mı aşağı mı bakmayı tercih edersin?"

Papaz cevap verir:

"Yukarı bakmak isterim. En azından ölürken yüzüm tanrıya dönük olur."

Papazın isteği yerine getirilir, giyotin bıçağı havaya kaldırılır ve bırakılır. Bıçağın hızı kesilir kesilir ve tam papazın boynuna santimetreler kala duruverir.

Bu tanrıdan bir işaret olarak görülür ve papaz serbest bırakılır. Sıra sarhoşa gelmiştir. Bir umutla sarhoş da yukarı dönük olmak istediğini söyler. Aynı şekilde giyotin bıçağı tam sarhoşun boynuna yaklaşmışken yavaşlar ve durur. Bu da tanrının bir işareti olarak kabul edilir ve sarhoş da serbest bırakılır.

En son sıra mühendistedir. Mühendis de yukarı dönük infaz edilmek istediğini belirtir. Tam bıçak havaya kalkmışken mühendis bağırır:

"Durun bir dakika, bıçaktaki sorunun nerede olduğunu anladım."

......................
 
Temel Almanya da polis memuruymuş. Birgün bisiklete binen bir papaz kırmızı ışıkta geçmiş
Temel papaza
- Kırmızı ışıkta geçtiniz size ceza keseceğim
demiş.
Papaz
- Sen ne diyorsun benim sağ kolumda isa sol kolumda meryem var demiş.
Temel
- Ya demek bisiklete üç kişi binmişsiniz ha size daha fazla ceza kesmek zorundayım
.................................
Huzurevinin bahçesinde iki tonton yaşlı adam bi banka oturmuş laflıyorlarmış:

"Aaah ah... Yaş oldu 73. Elim ayağım tutmuyor, her tarafım ağrıyor. Benle aynı yaşta değil misin sen? Kendini nasıl hissediyorsun?"

"Yeni doğmuş bir bebek gibi."

"A aa! Nasıl yani?"

"Kafamda saç yok, ağzımda diş yok, galiba az önce de altıma kaçırdım."

.............................................
Akıl hastanesinde hastalar bir araya gelip kaçış planı yaparlar. Elebaşları planı anlatır:  "Büyük bir kütük bulup ilk önce 1.kapiyi, 2.kapıyı ve daha sonra 3.kapıyı kıracağız ve herkes başının çaresine bakıp kaçacak."

Sabah olunca bir kütük bulurlar doğruca 1.kapıyı kırarlar, 2.kapıya koşup onu da kırdıktan sonra 3.kapıya yönelirler 3.kapının açık olduğunu gören elebaşları haykırır: 

"Arkadaşlar plan bozuldu geri dönün!"
......................................

Bir köpek, yolda yürürken gözüne bir iş ilanı takılır. Adresi alır ve koşarak başvurmaya gider.

Ofisten içeri girer, sekretere bakar, iş başvurusu için geldiğini anlatmaya çalışır. Sekreter gülerek yöneticiyi arar ve durumu anlatır. Yönetici köpeği odasına alır, şaşkınlıkla bakar. Köpek kendinden emin, sandalyeye zıplar ve oturur.

Yönetici "Seni işe alamam. Bana daktilo yazabilecek biri gerekiyor" der.

Köpek sandalyeden aşağı atlar, daktilonun başına geçer ve hatasız bir yazı yazar. Sayfayı alır ve yöneticiye uzatır.

Yöneticinin ağzı açık kalır; "Ama bu yetmez, ben iyi bir bilgisayar kullanıcısı arıyorum ."

Köpek bu kez bilgisayarın başına oturur. Beş dakikalık mükemmel gösteriden sonra ilk oturduğu sandalyeye döner.

Yönetici aklını kaçırmak üzeredir.Köpeği tepeden tırnağa inceler; "Anlıyorum birçok özelliğin var ve gerçekten çok akıllı bir köpeksin. Ama sorun şu ki; ben sana bu işi veremem."

Köpek fırlar ve patisini ilanın üzerine koyar. İlanda "Her başvuranın eşit şansı vardır" yazılıdır.

Yönetici; "Evet ama ilanda başvuranın yabancı dil bilmesi gerektiği de yazılı." der.

Köpek sakince yöneticiye bakar ve cevap verir;

"Miyaav!" 

..............................................

Kayseri'de bir ilkokulda matematik dersinde öğretmen öğrenciye sormuş:

"Altı kere altı?"

"Otuz dokuz."

"Otur, sıfır." diye bağırmış öğretmen.

Öğrencinin bir arkadaşı dönüp merakla sormuş:

"Ya bildiğin halde neden otuz dokuz dedin?"

"Pazarlık edecektim, anlamadı."

................................................
Bir diyetisyen, huzurevinde geniş bir kalabalığa konferans vermektedir:
"Midemize indirdiğimiz her şey bizleri her an öldürebilecek kadar tehlikelidir.
kırmızı et kanser yapar, gazlı içecekler midemizin dokusunu tahriş eder, sebzeler öldürücü bakteriler barındırabilir, Çin yemekleri karbonhidrat yüklüdür. Ayrıca hiçbirimiz içme suyunun barındırabileceği mikropların uzun vadedeki etkilerinin farkında bile değiliz.

Fakat bir yiyecek vardır ki içlerinde en tehlikelisidir. Hepimiz onu mutlaka yemişizdir ya da yemek zorunda kalabiliriz. içinizde birisi en ciddi rahatsızlıkları yaratacak ve uzun yıllar bizlere acı verebilecek bu gıdayı tahmin edebilir mi?"

Ön sıralardan 75'lik bir ihtiyar ayağa kalkar ve yanıtlar:

"Düğün pastası!"

....................................
 
Ispanak ilinin maydanoz ilçesine bağlı domates köyünde acı biberlerin pusu kurarak şehit ettiği 17
patlıcan törenle mutfağa verildi.Ayrıca yaralanan 25
dolmalık biber tencere devlet hastanesine kaldırıldı.Köy muhtarı karpuzun verdiği bilgilere
göre 8 uzun namlulu pırasa, üç göz yaşartıcı soğan
ve patlamaya hazır 5 kilogram mısır ele geçirildi.
Gelen bilgiler arasında muhabirimiz hıyarın yoğurdun saldırısına uğrayarak cacık olduğu
öğrenildi.
 
.......................................
 Bir futbol fanatiği birgün arkadaşının ziyaretine gider. Arkadaşı ise ölüm döşeğinde azraille boğuşuyor. Perişan durumda olan arkadaşına rağmen dayanamaz ve sorar:

"Bana bir iyilik yap ve öbür tarafa gittiğinde orda da futbol var mı yok mu diye haber ver."

Arkadaşı tamam der. Adam öldükten iki hafta sonra fanatik arkadaşını ziyaret eder. Fanatik olan, arkadaşının hayaletini görünce saşkınlıkla kalkar. 

Hayalet:

"Sana bir iyi bir de kötü haberim var, ilk önce hangisini söyleyeyim?"

Fanatik:

"İyi haberden başla."

"İyi haber; her carşamba arkadaşlarla maç yapıyoruz. Kötü haber ise; bu çarşamba kalecimiz sensin!" 
 
....................................
 
Bir şirketin eski genel müdürü kovulmuş, yeni bir genel müdür atanmıştı. Eski müdür görevi devrederken, yenisine tavsiyelerde bulundu ve 3 adet zarf verdi. Her biri numaralanmıştı. Eski müdür yenisine ileride her başı sıkıştığında bir zarfı açmasını söyledi. Ve yeni müdür işe başladı. Altı ay işler yolunda gitti. Fakat sonra satışlar birdenbire düştü. Ne yapacağını bilemeyen yeni müdür, en sonunda 1. zarfı açtı.

Zarfta şöyle yazıyordu: 

"Kendinden önceki müdürü suçla."

Yeni müdür hemen bir basın toplantısı ayarladı ve sorunlar için kendinden önceki müdürün politikalarını suçladı. Basın ve borsa bu açıklamalara olumlu baktı, şirket hisseleri toparlandı, bu arada da satışlar düzeldi. İşler bir süre daha yolunda gitti. Fakat sonra üretim sorunları çıktı. Önceki olaydan tecrübeli yeni müdür gecikmeden 2. zarfı açtı.

Zarfta şu yazıyordu:

"Şirketi yeniden organize et."

Yeni müdür reorganizasyonu uygulamaya koydu, sorun çözüldü. Bir süre sonra işler yine bozuldu. Yeni müdür koşa koşa gitti ve 3. zarfı açtı:

"3 zarf hazırla…" 
 
......................................
 
Adam ile karısı boşanmış ve bir çocukları varmış velayetin kimde kalacağı hakında tartışmış ve mahkemelik olmuşlar.
Duruşma günü gelmiş çatmış.
Hakim anneye sormuş
-Velayeti neden istiyorsun?
Anne
-Onu 9 ay karnım taşıdım,büyütüm...
sıra babada, aynı soru
Baba sakin sakin cevap vermiş.
-şimsi hakim bey demiş.
...önünüzde bir kola makinası var cebinizde de bir jeton,jetonu kola makinasına attınız ve kola çıktı,
o kola makinanınmıdır yoksa jetonu attanınmıdır?
demiş.
ve karar...
Hakim
-çocuğun velayetinin babaya verilmesine.......... 
 
 
..................................
 Kadının biri umutsuz bir şekilde kocasının işyerine telefon eder:

"Bir yap-boz yapmaya başladım ama olmuyor. Moralim çok bozuk kocacım…"

"Sakin ol sevgilim, bir örnek var mı önünde?"

"Evet kutunun üzerinde bir horoz resmi var ama yapamıyorum, bütün parçalar birbirine benziyor!!!"

"Önemli değil hayatım, az sonra eve gelirim beraber deneriz…"

Adam eve döner ve karısını yap-bozun önünde hıçkırıklar içinde bulur:

"Ah sevgilim, ah tatlım benim… Gel mısır gevreklerini kutusuna geri dolduralım ve bundan kimseye bahsetmeyelim…" 
 
.............................................

Temel, bir haftalığına gittiği memleketten, haber vermeden erken dönünce karısını evde baska bir erkekle yatakta bulur. Hemen belinde taşıdığı tabancasına davranan Temel, yatakta yakaladığı adamı alnının ortasından
vurur. Tabancayı tam kendi kafasına doğrultmuşken, karısı avazı çıktığı kadar bağırarak üstüne atlar:

"Dur Temelim, kıyma kendine!"

Temel, sinirden titreyerek haykırır:

"Sus kadın sus, sıra sana da gelecek!" 

..............................
 
Teyyo Dayı uçak pilotu oluyor. Tayyip Erdoğan ve bakanları uçakta yolculuk yapıyorlar. Sayın Hüseyin Çelik diyor ki, 'Elimizde bir demet 100 lira var. Şehrin üzerinden geçerken atalım da insanlar sevinsin.' Birisi ise bölelim 50 lirayı atalım daha fazla insan sevinsin. Bir başkası başka bir teklifte bulunurken Teyyo dayı dayanamayıp kabinin kapısını açıyor. Ben hepinizi atarsam 70 milyon sevinir."
 
 
 
.................................
Tatil köyünde bir Amerikalı ile Türk işadamı adamı sohbet ediyorlarmış. Bizimki başlamış anlatmaya:

"Böyle bir tatil aklımdan bile geçmezdi. Bir yangın fabrikamı kül etti. Sigorta paramı ödeyince, kendime oğlum dedim, bunca yıl eşek gibi çalıştın da ne oldu? Şimdi tatil zamanı dedim ve bu tatile çıktım."

"Tesadüfe bak", demiş Amerikalı. "Benim de çok iyi iş yapan bir restoranım vardı. Bir kasırga taş üstünde taş bırakmadı. Sigorta paramı ödeyince ben de bu tatile karar verdim."

Epey bir zaman geçtikten sonra, sessizliği bizim iş adamı bozmuş:

"Yahu anlatsana, sen kasırgayı nasıl başlattın?"
 
 
 
..............................
Arabanın lastiği tam akıl hastanesinin önünde patlar. Adam arabayı kenara zor yanaştırır.
Hemen dışarı çıkar. Kriko, stepne, bijon anahtarı derken tekeri söker. Tam söktüğü anda 4 adet bijon, yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer. Mazgal açılır gibi değil, bijonlara ulaşmak mümkün değil. Adam bir sağına bakar, bir soluna bakar, çaresiz kaldırıma çöker.

Olayı en başından beri akıl hastanesinin demir parmaklıklı penceresinden izleyen bir akıl hastası adama seslenir:

"Sen ne yapıyorsun orada öyle?"

"Sorma birader, lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm."

"Düşündüğün şeye bak! Diğer lastiklerden birer tane bijon çıkar. Hepsi 3 bijonlu olsun ziyanı yok seni lastikçiye kadar idare eder."

Adam hemen denileni yapar ve akıl hastanesindeki deliye seslenir:

"Senin ne işin var allah aşkına tımarhanede?"

"Soru mu bu şimdi? Biz burada delilikten yatıyoruz kardeşim, salaklıktan değil."
 
..........................................

Nasrettin hoca pazarda dalgın yürüyormuş. Etrafındaki esnafları seyrediyorken, tam bu sırada ensesine bir tokat gelmiş. Hoca tökezlemiş bir kaç adım sendelemiş sonra toparlanıp sinirli bir
şekilde arkasını dönmüş. Bir bakmış ki kendisinin 2 katı insan azmanı gibi bir adam. Hoca durmuş bir yutkunmuş önce, sonra sinirli sinirli: 

"Bana sen mi vurdun?" demiş adama. Adam:

"Ben vurdum ne olacak?" demiş. Hoca:

"Şakadan mı vurdun ciddi mi?" diye sormuş, Adam terslenmeye devam ederek:

"Ciddi vurdum n'apıcan?" deyince bakmış işler sarpa saracak: 

"Aman aman, öyle olsun zaten canım…" demiş, "Çünkü şakadan hiç hoşlanmam."

 ..................................................

Başkanlığını emekli Emniyet Müdürü C. Yusuf Karagedik'in yaptığı 'Emekli Polisler Derneği' tarafından kurulan internet sitesinde polislerin ilginç telsiz konuşmaları ve anonslar yer aldı. 

 
Sitede yer alan komik anoslar şöyle:

* Heyecanlı bir ses: 'Merkez tarandık.
-Merkez: Hayır efendim aranmadınız.

* 4512: Merkez alet kontrol.
- Merkez: Elinizdeki alet değil cihaz.
* 4512: Aletin cihaz olduğu anlaşıldı merkez.

* Şoför: Müdürüm, araç intikal etsin mi?
- Müdür: Etsin, ama içinde şoförü de olsun.

* Merkez: Camide son durum nedir?
- 4536: Cenazeler mezarlığa seyir halinde

* 4536: Merkez, orta kilolu, kara renkli, boynuzlu tosun kaybolmuş.
- Merkez: Anlaşıldı. İstasyonlar not alın. Kaybolan tosunun eşkali veriyorum.

* Merkez: Ananın Yeri'nde (lokanta) kavga ihbarı var. Ekip intikal etsin.
- 7443: Anlaşıldı Merkez. Ananın Yeri'ne ekibimizle seyir halindeyiz.

* Merkez: Anlaşıldı. Mevkiiniz?
- 7553: Kaybolduk merkez.

* Merkez: Mevkiiniz?
- 4566: Cumhuriyet Caddesi.
* Merkez: Tamam mevkiiniz?
- 4566: Arabadayız merkez:

* 5452: Bahse konu aracı aldık inceliyoruz tamam.
- Merkez: Araç alkollü mü?
* 5452: Olumsuz efendim, araç dizelmiş.

* 4512: Merkez hırsız kaçıyor.
- Merkez: Anlaşıldı nereden nereye kaçıyor?
* 4512: Şuradan şuraya kaçıyor.
- Merkez: Biri 4512'den telsiz alsın, adam gibi tarif etsin.

* 3345: Yonca Evcimik konserindeki son durum nedir?
- 6220: Henüz Abone'yi söylemedi amirim.

* 5433: Caddede şüpheli bir paket var Merkez.
- Merkez: Anlaşıldı, çevre güvenliğini alın, pakete dokunmayın. Uzman
ekip seyir halinde.
* 5433: (Üç dakika sonra) Uzman ekibe gerek yok. Paket boş:
- Merkez: Çevre güvenliğini alın demiştik.
* 5433: Üzerinden kamyon geçti.

* 3370: Bir minibüs at arabasına çarpmış, at arabası vefat etmiş.
- Merkez: Başın sağ olsun evladım."

 
...........................

Kayseri'linin birisi istanbula gitmek üzere trene binmis. Tren kalktiktan sonra yanindaki cantadan pastirma cikarmis, tam yiyecekken karsisindaki adam dikkatini cekmis ve ona uzatarak:
-Hemserim Yir misin ? demis
Karsisindaki adam :
-Sagolasin benim ülserim var. Kayserili:
-Olsun...önce bunu ye sonra onu da yersin..demis.

 
.............................
 
Kedinin biri Tanrı dan bir günlüğüne sahibinin yerine geçmek istemiş. Tanrı kedinin isteğini kabul etmiş. Kedi sabah uyandığında kendini evin erkeği olarak yatakta bulmuş ve günü insan olarak yaşamaya başlamış.

Akşam olduğunda Tanrı kediyi çağırmış:

"Eee günün nasıl geçti? İnsan olmak hoşuna gitti mi?" diye sormuş. Kedi yüzünü buruşturup
başlamış anlatmaya:

"Sabah tam kalkıp hazırlanacaktım ki bir el bir yanlarıma uzanıp şimdi olmaz dedi. Bir baktım biri zorla bana bir şeyler yaptırıyor. Oysa biz istediğimizde olur böyle şeyler. Sonra aynanın karşısında bir bıçakla
hiç gereği yokken elimi yüzümü kestim."

"Bu da yetmezmiş gibi otobüste yer olmadığı için yarım saat ayakta kaldım. Oysa kedi olsa idim bir yerlere sığışabilirdim. Sonra işyerinde patronum beni azarladı. Ama hiçbir şey yapamadım. Kedi olsa idi tırmığım ile haddini bildirirdim."

"Öğle yemeğinde ise haşlanmış sebze vardı. Tuvalete girmek için dakikalarca bekledim. Halbuki köşede işimi hemen halledebilirdim." demiş.

Tanrı şaşırmış. "Pekiyi hiç beğendiğin bir şey olmadı mı?" demiş.

Kedi kötü kötü gülmeye başlamış. "Olmaz mı" demiş "Komşunun köpeğini alıp arabaya attığım gibi kentin öteki ucuna götürüp bıraktım."

 
.................................
Nasa Mars'a insan gönderecekmiş. Sadece bir kişi gidebilecek, giden de geri dönemeyecekmiş. İlk aday olan mühendise bu iş için ne kadar isteyeceğini sormuşlar:

"1 Milyon Dolar." demiş ve eklemiş "Kızılhaç'a bağışlayacağım."

İkinci aday olan doktora da aynı soruyu sormuşlar. Doktor:

"2 Milyon Dolar." demiş. "Bir milyonunu aileme vereceğim bir milyonunu da tıbbi araştırmalara bağışlayacağım."

Üçüncü aday olan Temel aynı soruya:

"3 Milyon Dolar." diye cevap verince yetkililer neden herkesten fazla istediğini sormuşlar. Temel yetkililere doğru eğilmiş, kısık bir sesle:

"1,5 milyonunu ben alırım, 1,5 milyonunu size veririm, mühendisi de Mars a göndeririz."
...................................
Zamanın en büyük Mafya babası çok ağır bir suçtan yargılanmaktadır ve idamı istenmektedir. Jüri üyelerinin içinde Temel de vardır. Mafyanın adamları mahkemeden önce Temeli bir kenara çekerler ve şöyle derler:

"Temel ne yap et Baba için alınacak kararı müebbete çevir yoksa bu senin sonun olur." 

Temel'in içine korku düşmüştür: "Acaba ne yapsam da bu adamı kurtarsam" diye düşünür. Dava başlar günlerce devam eder ve nihayet Jüri üyeleri karar vermek üzere odalarına geçerler. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra jüri geri gelir ve karar okunur: 

"Müebbet hapis."derler. Bunu duyan Babanın adamları ne yapacaklarını şaşırırlar ve doğru Temel'e gidip:

"Helal olsun sana Temel şimdi gözümüze girdin." derler. "Ehh be Temel, iyi güzel de bu işi nasıl başardın?" diye sorarlar. Temel: 

"Sormayın be uşaklar." der "millet beraat beraat diye tutturdu müebbete çevirene kadar akla karayı seçtim."
 
 
.........................
Bir diyetisyen, huzurevinde geniş bir kalabalığa konferans vermektedir:

"Midemize indirdiğimiz her şey bizleri her an öldürebilecek kadar tehlikelidir.
kırmızı et kanser yapar, gazlı içecekler midemizin dokusunu tahriş eder, sebzeler öldürücü bakteriler barındırabilir, Çin yemekleri karbonhidrat yüklüdür. Ayrıca hiçbirimiz içme suyunun barındırabileceği mikropların uzun vadedeki etkilerinin farkında bile değiliz.

Fakat bir yiyecek vardır ki içlerinde en tehlikelisidir. Hepimiz onu mutlaka yemişizdir ya da yemek zorunda kalabiliriz. içinizde birisi en ciddi rahatsızlıkları yaratacak ve uzun yıllar bizlere acı verebilecek bu gıdayı tahmin edebilir mi?"

Ön sıralardan 75'lik bir ihtiyar ayağa kalkar ve yanıtlar:

"Düğün pastası!" 

....................................
Amerika'ya gezmeye giden Papa, otelde sıkılmış ve şoföründen anahtarı alıp, limuziniyle dolaşmaya başlamış. Bir ara kırmızı ışıkta geçince polis durdurmuş. Memur bir bakmış ki arabayı Papa kullanıyor. Yüzü bembeyaz olmuş. Hemen telsizden âmirini aramış:     

"Âmirim çok mühim birisini durdurdum, ne yapayım?"

"Başkan yardımcısı mı?"     

"Hayır."     

"Başkan mı?"     

"Daha mühim efendim çok daha mühim."     

"Daha mühim kim var yahu, Papa yı mı durdurdun artık?"

"Valla âmirim, kim olduğunu bilmiyorum ama, şoförlüğünü Papa yapıyor."
.............................
Brandi adında sarışın bir iş kadınının işleri çok kötü gidiyormuş. İflas edince yardım için Tanrıya başvurmaya karar vermiş. Gece yatmadan başlamış duaya; "Tanrım, iflas ettim ve işyerimi kaybettim. Eğer yakın zamanda elime para geçmezse evimi de laybedeceğim. Lütfen Lotoyu kazanmamı sağla." Ertesi gün o haftanın loto çekilişi yapılmış ve başka biri kazanmış. Yine bir loto çekilişi öncesinde kadın yine dua etmiş;"Tanrım, işyerimi kaybettim, evim, kaybettim, eğer yakın zamanda elime para geçmezse arabamı da kaybedeceğim. Lüften yarınki lotoyu kazanmamı sağla." Ertesi gün lotoyu yine bir başkası kazanmış. Sonraki loto arefesinde kadın yine dua etmeye başlamış;"Tanrım, beni neden unuttun? İşyerimi, evimi, arabamı kaybettim, çok zor durumdayım, lütfen, lütfen bu seferki lotoyu kazanmamı sağla da işlerimi yoluna koyayım." Birdenbire ortalık ilahi bir beyaz ışıkla aydınlanırken gök aralanmış ve Tanrı seslenmiş:
- Brandi kızım, Lotoyu kazanmak için önce Loto bileti alman lazım...
 
 
 
......................................
Rus fizikçiler, yerin 100 metre altında bakır tel bulduklarını, bunun ise atalarının bundan 1000 yıl öncesinde telefon şebekelerinin oldugunu kanıtladığını duyurdular.

Bu olaydan 1 hafta sonra Amerikan gazetelerinden cevap geldi. Amerikan bilim adamları, yerin 200 metre altında 2000 yıl öncesine ait fiber optik hatlar bulduklarını, ve bunun, Amerikan toplumunun,
Ruslardan 1000 yıl önce gelişmiş dijital haberleşme sistemlerini kullandığının kanıtı oldugunu söylediler.

Bir hafta geçmeden Türk gazetelerinden cevap geldi. Türk bilim adamları yerin 500 metre altına kadar kazdıklarını ve hiçbirşey bulamadıklarını, bunun ise atalarının 5000 yıl öncesinde mobil telefon ve kablosuz iletişim sistemlerine sahip olduklarının kanıtı olduğunu söylediler...
 
 
 
................................
Bütün erkekler mahşer yerinde toplanmış, başlarında bir melek, herkes şaşkın şaşkın birbirine bakıyormuş.

Melek herkesi susturup: 

Karısından korkanlar şu tarafa geçsin   diye bağırmış.

Kendisinden geçmiş, bodur, pısırık birisi hariç hepsi meleğin söylediği tarafa geçmiş. Bütün erkekler dönüp geçmeyen adama bakmışlar özenerek.

Melek sormuş: 

Sen korkmuyor musun karından

Adam cevap vermiş:

Yok korkmak korkmamak değil mevzu benim derdim başka. Karım burada kalmamı tembihledi."
 
 
..............................
 
Nasreddin Hoca, bir handa yemek yemek ister. Ancak onunla aynı zamanda başka bir yolcu daha hana girmiştir ve yemek üzere sadece bir balık vardır. Hancı bunu paylaşın der. Balık gelir ve hoca

-"Ben kafasını yemek istiyorum", der.

Diğer yolcu bunun nedenin sorar, Hoca açıklar:

-"Çünkü, balığın kafası zeka yapar, kafanın daha iyi, daha sağlıklı çalışmasını sağlar!"

Bunun üzerine diğer yolcu hemen münakaşa çıkarır ve balığın başını yemek istediğini söyler. Bunun üzerine Hoca balığın gövdesini, diğer adam da başını yer.

Bir süre sonra, balığın başıyla doymayan adam hocaya çıkışır:

-"Hocam, başını ben yedim ama sen bütün gövdeyi yiyip karnını doyurdun, bense aç kaldım."

-"Bak demedim mi ben sana akıllanırsın diye!"
  ...............................
Bir gün bir adam bir papağan almak ister ve bir pet shop'a girer.Gözüne bir papağan kestirir ve bu papağanın fiyatını sorar.
- Afedersiniz, bu papağan kaç para?
Diye sorar. Satıcı..
- 500 Milyon, der. Adam
- Alla alla niye bu kadar pahalı?
- Bu papağan inglizce biliyor efendim.
Diye yanıtlar satıcı.Adam papağanın yanındaki bir başka papağanın fiyatını sorar.Satıcı..
- 1 Milyar, der
Adam..
- Peki bu niye diğerinden daha pahalı?
Satıcı...
- Bu papağan iki dil biliyor efendim, o yüzden
Adam başka bir papağanın fiyatını sorar. Satıcı..
- Bu papağanda iki milyar, der.
Adam..
- Peki bu niye diğerlerinden daha pahalı?
Satıcı...
- Bu papağan beş dil biliyor ve dört işlem biliyor efendim, der
Adam en köşede duran cılız ve bakımsız papağanın fiyatını sorar. Satıcı..
- Bu papağan beş milyar değerinde.
Der ve adam şaşkınlıkla sorar...
- Peki bu papağanın ne özelliği var?
- Bilmiyorum efendim, ötekileri buna müdürüm diye hitap ediyorlar..
 
.......................................
Uluslararası bir konferansta filler tartışılıyormuş. Her ülkeden konuşmacılar filler ile ilgili farklı konuları dile getirmişler.

Fransızlar: "Fillerde cinsel yaşam."

Çinliler: "Fil pişirmenin bin yolu."

Etiyopyalılar: "Bir fille bir kişi nasıl doyar?"

İngilizler: "Safaride fil avlama teknikleri."

Almanlar: "Filler ve fillerin Alman dil ve kültürüne etkileri."

İranlılar: "Filler çarşafa nasıl sokulur?"

Amerikalılar: "Daha büyük ve daha görkemli fil nasıl yetiştirilir?"

Japonlar: "Daha küçük ve daha ucuz fil nasıl yetiştirilir?"

İsrailliler: "Filler en pahalı en karlı nasıl satılır?"

Brezilyalılar: "Fillerle karnavalda samba yapma metodları." ile ilgili konuşmalar yapmışlar. En son Türk konuşmacıya söz verilmiş, konuşmanın konusu;

"Ne olacak bu fillerin hali?"
 
...........................
 
 

Çok şişman bir adam, çok şöhretli bir doktorun muayehanesine gidiyor, konu zayıflamak istemesi.
Doktor, bir hafta kullanmak üzere, isimsiz bir hap veriyor kendisine. İlk kullandığı gece, uyur uyumaz rüya görmeye başlıyor adam. Bir saray içinde, etrafında onlarca cariye, sabaha kadar bir onunla, bir bunula meşgul oluyor sabah uyandığında, kan ter içinde. Her gece aynı sey, bir haftanın sonunda bütün fazla kilolar atılmış durumda.

Günler sonra yolda şişman bir arkadasına rastlıyor ve arkadaşı nasıl kilo verdiğini soruyor. Adam anlatıyor, o da doğru doktorun çalıştığı hastaneye gidiyor ve ona da aynı tedavi.

İlk gece, adam rüyasında bir sarayda. Etrafında onlarca adam, bizim şişman önde, onlarca adam da peşinde… Başlıyor saray içinde bir koşuşturma. Üçüncü gün sonunda adam zayıflıyor ama dayanamıyor ve telefon ediyor doktora.

"Neden arkadaşımla benim rüyalarım farklı?" diyor,

doktor biraz düşündükten sonra soruyor:

"Siz hastaneye mi gelmiştiniz, muayenehaneye mi?"

 
  ..........................

Avusturalya'ya gezmeye giden bir Amerikalı, yerli bir rehber tutmuş. Bir gün dolaşırlarken bir inek gören Amerikalı, "Bu nedir ?" deyince rehber "İnek" demiş.

Bunun üzerine Amerikalı küçümser bir tavırla,

"Siz buna inek mi diyorsunuz ? Bizim kuzularımız bile bundan büyüktür." demiş. Yerli rehber bu olaya çok bozulmuş ama çaktırmamış. Gezmeye devam ederlerken bu sefer de bir tavuk gören Amerikalı

"Ya bu nedir bu?" diye tuhaf tuhaf sormuş, rehber de "tavuk" deyince,

"Siz buna tavuk mu diyorsunuz? Bizim serçelerimiz bile bundan büyüktür." diye yine dalga geçmiş.

Bütün bu olanlar karşısında rehber fena bozulmuş. Tam o sırada zıplayarak geçen bir kanguruyu gören Amerikalı, "Peki bu nedir?" diye sorunca, dersini almış olan rehber yapıştırmış cevabı:

"Çekirge."

 ........................

Yavru tavşan yuvasından ilk kez ayrılır ve ormanda dolaşmaya başlar. Karşılaştıgı ilk hayvana kendini tanıtır:

"Merhaba kardeş ben Tavşan sen kimsin?"

Karşısındaki hayvan:

"Bende katır." der. Tavşanın kafası karışır:

"Nasıl yani?" diye sorar. Katır:

"Benim annem eşek babam da at. Onlar birlikte olmuşlar sonra ben doğmuşum." der.

Tavşan yoluna devam eder. Karşılaştıgı başka bir hayvana kendini tanıtır.

"Merhaba kardeş ben Tavşan sen kimsin?" Hayvan:

"Ben kurtköpeği." der. Tavşan yine şaşırır:

"Nasıl yani?" diye sorar. Kurtköpeği:

"Benim annem köpek babamda kurt onlar birlikte olmuşlar sonra ben doğmuşum." der. Tavşan yine yoluna devam eder.
Karşılaştıgı başka bir hayvana tekrar kendini tanıtır:

"Merhaba kardeş ben Tavşan sen kimsin?" Hayvan:

"Ben Devekuşu." der.

Tavşan bir an afallar sonra gülüp geçer... Biraz daha yol aldıktan sonra; kulağına konan hayvana dönerek:

"Ben tavşan sen kimsin?" der. Hayvan:

"Ben at sineğiyim." deyince tavşan:

 
 
 
 ..................................
 

Temel hastaneye gider. Girişte birinin ağladığını görür. Yaklaşır ve sorar:

"Hayrola hemşerim? Neden ağlıyorsun?"

Adam:

"Kan tahlili yaptırmaya geldim. Parmağımı kestiler." der demez bu sefer de Temel hüngür hüngür ağlamaya başlar. Ne olduğunu anlayamayan adam Temel'e sorar:

"Hayırdır hemşerim. Sen niye ağlamaya başladın şimdi?" Temel cevap verir:

"Ben idrar tahlili yaptırmaya geldim."

 
.........................
 
CINAYET DAVASI

Mahkemede bir cinayet davası görülüyordu. Adamın katil olduğu hemen hemen kesindi, bunu gören avukatın aklına bir şeytanlık geldi. 

"Bayanlar baylar... Hepinize bir sürprizim var." diyerek saatine baktı.

"Tam bir dakika sonra, müvekkilim tarafindan öldürüldüğü iddia edilen kişi bu mahkeme salonundan içeri girecek." 

Bunun üzerine hakim, seyirciler, bütün kafalar mahkeme salonunun kapısına döndü. 1 dakika geçti, hiçbirşey olmadı. Bunun ardından avukat:

"Bakın." dedi." Ortaya bu iddiayı attım ve hepiniz heyecan içinde kapıya bakıp 1 dakika boyunca beklediniz. Bu gösteriyor ki gerçekten ortada bir ölü olduğuna ve dolayısıyla müvekkilimin katil
olduğuna sizler tamamiyle inanmış değilsiniz." 

Bu sözün ardından hakim kararını açıkladı ve davalıyı suçlu buldu. Avukat şok içinde: 

"Ama nasıl olur? Az önceki gösteriden hepiniz etkilendiniz. Hepinizin kapıya baktığını gördüm!" 

Hakim:

"Evet doğru. Hepimiz baktık" dedi, "Ama müvekkiliniz bakmamıştı!"

 
 .............................
 
 
 

Bir gün ekonomiden sorumlu fransız-alman-ve Türk ekonomi bakanları bir araya toplanmışlar.

Söze ilk olarak Fransız başlamış.

-bizim ülkemizde açlık sınırı 1000euro ama biz vatandaşımızı zorda bırakmamak için onlara 1300 euro veriyoruz. ama bu 300 euroyu nerede harcadıklarını bir türlü öğrenemiyoruz. demiş

Daha sonra alman sözlerine devam etmiş.

- bizim ülkemizde açlık sınırı 880 euro ama biz ülkemizde işçileri maruz bırakmamak için onlara 1500 euro veriyoruz. ama 620 euroyu nerede harcadıklarını tespit edemiyoruz.demiş

Sıra bizim ekonomi bakanı yavaş adımlarla kürsüye yaklaşmış.

- bizim ülkemizde açlık sınırı 850 YTL. biz işçileimize 450 YTL veriyoruz. ama kalan 400 YTL yi nereden bulduklarını bir türlü bulamıyoruz...

 
 
 ..................................
 
 

Birini döven bir adam hakimin karşısına çıkarılmış,
Hakim sormus :
- Nerede yasiyorsun?
- Orda burda...
- Ne is yaparsin?
- Onu bunu...
- Barda dövdügün adami önceden taniyor musun?
- Söyle böyle...
- Ne demek yani nerden taniyorsun?
- Ordan burdan...
Hakim artik dayanamamis :
- Anlasildi
, götürün bu adami tikin iceri!..
2 jandarma adamin koluna girmis gotürürlerken adam hakime seslenmis:
- Heeeey bi dakika!.. Ne zaman çikicam ben burdan!..
Hakim de ona seslenmis:
- BUGÜN YARIN!..

 
  .........................

karadenizli,kayserili ve diyarbakırlının cehennemde yanma cezaları bittiğinden cennete gidecekler..

fakat bir şart var..
cennete giriş 500 ytl.
karadenizli basmış parayı girmiş cennete..
kayserili melekle pazarlık ediyomuş.abi 300 olmaz mı?..
diyarbakırlı ise ben para mara vermem benimkini devlet ödesin demiş:)
.......................
 

tacettin diye bir devlet başkanının iki oğlu varmış
bunlardan birincisi imama giderek ben devletin
hazinesinden 10 altın çaldım günahımı af etmek istiyorum imam da yolu vardır der düz meydanın
etrafında 20 tur atacaksın der bir süre sonra ikinci oğlu imama gider imam efendi ben babamın devlet hazinesinden 100 altın çaldım günahımı af etmek istiyorum imamda yolu vardır der
düz meydanın etrafında 50 tur atacaksın der
devlet başkanı tacettin bir akşam yemeğinde
benim devlet hazinesinde açığım var günahımı af etmek için imam efendiye gideceğim büyük çocuk hemen atılır baba en iyisi bir yarış arabası al
ondan sonra git

 
.................................
 
 

iki eski arkadaş yıllar sonra sokakta karşılaşmıştı.iyi giyimli olanı arkadaşınınpejmürde halini hiç beğenmemiştibu ne hal dedi.herkes bir baltaya sap oldu.sen ise halen yerinde sayıyorsunhalbuki ben de öyle fikirler var ki,bir kaç hafta içinde insanı zengin eder .arkadaşı gülerek sordu:orasını anladık kaç yıl hapis yatılacak sen onu söyle...

 

 
 
 .......................................
 
bir gün bi admın cocugu olur.
bu adamın cocugu daha 2 aylıkken konusur her şeyi gorür bilir.
bir gun derki yarın abim olcek abisi olur.
oburu gun annem olcek der olur.obursu gun kardesim olcek der olur
en sonunda bi tek babası kalır. derki yarın babam olcek der
 adam herşeyini hazırlar yarın olcek nede olsa.
neyse obur gun olur adam bakar yasıyo şaşırır
 hemen odasına hizmetçi girer ve derki beyfendi aşşa inmeniz lazim aşşagıya bi iner ki BAHÇIVAN ölmüş .
 
.......................... 

birgün bir iş yeri muhasebe elemanı almak için gazeteye ilan vermiş.ilana sırasıyla insanlar gelmeye başlamış.birinci gelen muhasebeciye sormuşlar 2 kere 2 kaç demişler.
_cevap vermiş 4 demiş.tamam demişler biz sizi ararız.daha sonra bir finansçı gelmiş onada sormuşlar 2 kere 2 kaç diye
_cevap vermiş 5 diye.tamam demişler yine biz sizi ararız.en son 3. kişi gelmiş ve onada aynı soruyu sormuşlar 2 kere 2 kaçtır demişler.
_cevap vermiş 'siz kaç isterseniz o olur demiş ve işe alınmış..

 
..........
 
 

Donald Ramsfeld ölmüş ve cennete gitmiş .. Aziz Pederin karşısında cennetin kapısında dururken arkasında saatlerle dolu çok büyük bir kapı görmüş, ve sormuş :
- Bu saatler ne böyle?
Aziz Peder cevap vermiş :
- Bunlar yalan saatleri. Dünyadaki herkesin bir yalan saati vardır.. Her yalan söyleyişinde saatteki ibre hareket eder..
Ramsfeld :
- OO, peki bu kimin saati?
- Bu Azize Teresa'nın saati.. İbre hiçbir zaman oynamadı, yani hiç yalan söylememiş..
- İnanılmaz, demiş Ramsfeld. Peki bu kimin saati? Aziz Peder cevap vermiş :
- Bu Abraham Lincoln'ün saati. İbre iki kez hareket etti, yani Abe tüm yaşamında sadece iki kez yalan söyledi..
En sonunda Ramsfeld dayanamamış ve sormuş :
- Peki Bush'un saati nerede?
- Bush'un saati İsa'nın ofisinde, İsa onu vantilatör olarak kullanıyor...

 
 
 
.................................
 
Trafik polisi arabayı durdurmuş ve eğilip “ehliyet ruhsat lütfen” demiş. Şoför “Tabi buyurun” demiş ve ehliyet ve ruhsatını polise uzatmış. Polis bakmış bir problem yok.
- Peki demiş polis, çevre vergisi pulunu sormuş.
- Burada, buyurun demiş adam.
- İlk yardım çantanız var mı? demiş polis.
- Tabi deyip bagajı açmış adam. Polis bakmış içinde eksik yok.
- Yangın söndürücü?
- Burada buyurun.
- Zincir?
- Derhal çıkarayım buyurun.
Polis daha sonra tekrar sormuş :
- Mezdeke kaseti var mı?
Şoför çok şaşırmış.
- Evet var buyurun demiş.
Polis : Tamam siz onu takın teybe, sesini de açın demiş ve başlamış oynamaya.
Şoförün şaşkınlığı daha da artmış ve dayanamamış sormuş.
- Hayrola memur bey?
Polis cevap vermiş :
- Ee eşek değilsin ya artık takarsın bir 20 milyon...
 
 
...................................... 

adamın biri bir gün ölmüş.Ahirette bunu sorgulamaya almışlar.

Bakmışlar hiç sevabı yok.Bunu cehenneme atmaya karar vermişler.Tam atacaklarken adam:

-''durun!ben yıllar önce bir dilenciye 250 bin lira vermiştim''demiş.
Melekler düşünmüş düşünmüş bişey bulamamış.
 
Sonra bunu baş meleğe götürmüşler.Baş melek bakmış olacak gibi değil hemen işin çözümünü bulmuş ve şöyle demiş.
- Verin 250 bin lira'sını atın cehenneme......
 
 
 .................................

bir gün bi deli ölmüş
hesaba çekildikten sonra günahlarıyla sevapları eşit çıkmış deliye sormuşlarki cennetemi gitmek istersin cehennnememi deli:
- bi bakıyım! demiş
sonra cehenneme gitmişler orda dansözler oynuyomuş daha sonra cennete gitmişler orası bom boşmuş deli cehennemi tercih etmiş oraya gitmişlerki alevler ateşler varmış deli:
- demin burada dansözler vardı şimdi alevler var neden demiş

melek: demin reklam arasiydi demiş...
 
 ...............................
 

Bir gün tanrılar oturmuş sohbet ediyorlarmış


meleklerden biri:yüce tanrım fransada isyan çıktı ne yapalım demiş

tanrı:sen karışma onlar kendi baslarının çarelerine bakar sonra melek tekrar gelmiş

melek:tanrım amerikada savas çıktı ne yapalım demiş
 
tanrı:karısma onlarda baslarının çarelerine bakarlar demiş
 
melek biraz sonra yeniden gelmiş ve :tanrım türkler kavga etmiş ne yapalım demiş
tanrı:kalk gidelim türkler her işini bize bırakır demiş.
 
 
........................................
 
 
 
ülkenin birinde demokrasi fazla gelince,
 
İçip kafayı bulan bir sarhoş, sokakta 'öküz başbakan öküz başbakan' diye sayıklıyormuş.
 
İki polis adamı karakola götürmüşler. Sonra adam mahkemeye çıkmış. İdam cezası
 
almış. İdam edilmeden önce cezasının nedenini sormuş:
-Bu ülkede demokrasi vardı hani? Herkes istediğini söylerdi
-Senin suçun o değil ki..Devlet sırlarını açıklamak...
 
 
 .......................................
 

bi gemide türkler italyanlar ve amerikalılar varmış kaptan geminin batıcanı anlıyınca hemen koşup herkeze denize atlayıp gemiyi boşaltmalarını söylemiş ama kimse kaptanı tınlamamış kaptan bi sinirle köşküne geri dönmüş ordan bi çoçuğu çağırıp sinirli bi şekilde oğlum git şunlara söyle hemen gemiyi boşaltsınlar demiş çoçuk gitmiş ve hemen gelmiş tamam kaptan gemi boş demiş kaptan ama nasıl olur azönce ben gittim kimse beni dinlemedi bile sen nasıl hemen boşaltıp geldin çoçuk şöyle cavap verir italyanlara dedimki sizin gibi asil insanların bu gemide boğularak ölmesi hiç yakışıkalmaz denize atladılar,amerikalılara dedim ki deniz suyunun insan vucüduna çok yararı var onlarda atladır kaptan bi merakla sorar eee peki türklere ne dedin DENİZE GİRMEK YASAKTIR dedim


 
 
 ......................................
 
abdullatif şener parti binalarının açılışında konuşurken başlamış iktidarı eleştirmeye.
 
aşagıdan yukarıdan dereden tepeden derken verip veriştirirken kalabalıgın içinden biri demişki şener bey siz daha önce onlarla birlikte degilmiydiniz ne olduda herşey degişti diye sormuş
 
önce şener duymamazlıktan gelmiş.konuşmasına devam etmiş.eleştirilerine devam etmiş fakat adam tekrar bir boşlugunu bulup şenere tekrar beyefendi siz daha önce beraber degilmiydiniz şimdi fark ne diye sormuş.
 
bakmış şener adamdan kurtuluş yok  evet hemşerim şimdi gelelim sana demiş
 
şener:sen bu hafta pazara gittin mi diye sormuş
adam: evet gittim neden soruyorsunki demiş
şener:pazarda kavun varmıydı diye sormuş
adam: evet vardı
şener:kavun aldın mı diye sormuş
adam : evet aldım demiş
şener:kelek çıkmadımı be kardeşim demiş
 
 
...............................
 
 
akp nin dogudaki bir ilçedeki belde belediye başkan adayına seçim meydanında okuması için bir metin verilir ve bu kürsüye çıkınca oku derler.
milletvekilleri il başkanı ilçe başkanı derken sıra belediye başkan adayına gelir.
ellerini havaya kaldırarak ve alkışlar içerisinde kürsüye gelen başkan adayı kagıdı cebinden çıkarır ve okumaya başlar.
 
sevgili hemşehrilerim merhaba nokta
sizlerin ve partimin teveccühü ile birçengel bir nokta aday oldum
başbakanımızın dedigi gibi iki nokta üst üstte biri altta biri üstte
 
salonun önünden biri bagırır abi noktalama işaretlerini okuma diye bagırır
 
başkan adayı ben öncekilergibi çevresinin dediklerini yapmıyacagım der ve konuşmaya devametmek ister kurnazın biri hemen mikrofonun kablosunu keser.
 
 
 ..............................

erdogan başbakanlıkta makamında otururken azrail gelmiş tayyip vakit tamam şeker komasından ve kalp krizinden işinin bitirip canını alacagım demiş.

erdogan aglamış sızlamış yapma azrail yapılacak çok iş var demiş.azrailde bugüne kadar neredeydin neden yapmadın derken.erdogan ya azrail bak hem

ben cumbaba olacagım,biliyon açılım meseleside var beni götürürsen bu iş biter yapma sen biraz idare ediver demiş.azrailde allahın huzuruna çıkmış

yarabbi bu tayyip kulun aglıyor sızlıyor açılım diyor yok cumhurbaşkanlıgı diyor isterseniz bir beş sene daha verelim ömrünü uzatalım diyor.allah tamam azrail bak tam beş sene ver beş sene sonra aynı gün aynı saat aynı dakika ve aynı saniyede işini bitir diyor.

azrail hemen erdogana haberi veriyor allah istegini kabul etti hadi beş senen var beş sene sonra aynıgün aynı saniyede yanındayım.

tayyip düşünüyor taşınıyor ben beş sene sonra ne yapacagım.cumbabalık ve açılımı allahın izniyle hallederizde bu beş sene sonra nasıl yırtacagız diye düşünmeye başlamış.

demişki kendi kendine ben uçak pilotu olursam aynı saattede uçagı kullanıyor olursam allah yolculara acır bana ilave bir süre daha verir demiş.pilotluk kursu derken uçuş belgesini almış ve vakit tamam olacak zamandaki ankara newyork uçagını ben kullanacagım diye thy na talimat vermiş.

ve azrailin tayyibe verdigi süre dolmuş tayyip uçakta uçagı kullanıyor.azrail pencereden vurmuş tayyip beş senelik süre tamam. yapma azrail falan derken. azrail bak tayyip aynı gün aynı saat ve aynıdakika aynı saniye süren bitti hadi demiş.

tayyip azraile ya azrail bak arkada 350 yolcu var yapma bari onlara acı demiş.

azrail tayyip artislik yapma ben sizin hepinizi bir araya getirecegim diye anamdan emdigim süt burnumdan geldi hadi gidiyoruz ananıda al gel demiş.

 
 
......................
 
 
obama,putin ve Erdogan şeytanın huzuruna çıkarlar. Hepsi şeytana dileklerini söyleyeceklerdir o da onlara ne zaman gerçekleşeceğini söyleyecektir.
İlk önce obama sorar;
-Amerika ne zaman her yönden tam olarak dünyanın hakimi olacak?, der. Şeytan da;
-50 yıl sonra, der. obama ağlamaya başlar
-Ben göremicem, ben göremicem... Sıra putine gelmiştir.O da sorar
-Rusya ne zaman eski gücüne kavuşacak? Şeytan cevap verir
-100 yıl sonra. putin de başlar ağlamaya
-Ben göremicem, ben göremicem... Sıra erdogana gelmiştir, O da sorusunu sorar
-Ne zaman türkiye kalkınacak?
Bu sefer şeytan ağlamaya başlar
-Ben göremicem, ben göremicem!
 
........................ 
 
Masal bu ya, Demirel ölmüş, öbür dünyaya gidince kendisine ceza olarak çok çok çirkin bir kadın vermişler ve bu dünyada hayatını bununla geçireceksin demişler. O da kaderine boyun eğmiş. Ama birde gezerken ne görsün, karşıda Ecevit yanında Demi Moorela beraber değil mi?. Çok sinirlenmiş ve Şeytana çıkıp bunun bir haksızlık olduğunu söylemiş. Şeytanda Eh ! ne yapalım senin cezan böyle, Ecevite gelince o da Demi Mooreın cezası
 
.....................
 
 
Ciftci, kumesine genc bir horoz almis. Fakat kumesteki yasli horoz kumesteki tavuklardan Fatma'yi cok sevdigi icin genc horozdan Fatma'yi kendisine birakmasini rica etmis. Genc horoz da: Olmaz kumesteki butun tavuklar benim, demis.
Bunun uzerine yasli horoz Bak, seninle bir yaris yapacaz, su karsidaki agaca kadar kosucaz, eger ben kazanirsam Fatma'yi alirim, yok eger sen kazanirsan Fatma'yla birlikte butun tavuklar senin olur, demis. Genc horoz da bu teklifi kabul etmis. Tam kosmaya baslayacaklari sirada yasli horoz durarak Bak, ben cok yasliyim bana biraz avans verir misin, demis Genc horoz da kabul edince yasli horoz baslamis kosmaya. Yasli horoz biraz uzaklastiktan sonra genc horoz da pesinden ona yetismek icin hizli bir sekilde kosmaya baslamis ve birkac adim attiktan sonra ciftci, genc horozu vurmus:
Ulan 1 ay icinde aldigim 3.horoz. Bu da TOP cikti..
 
 
.........................................
çocuk bir gün babasina sorar.
- Baba POLITIKA nedir?
- Yavrum der, anlatacaklarimi iyi dinle, sonra söyledigim kelimeleri ezberle der.
Simdi ben para kazandigim için KAPITALIZMIM, Annen harcamalari yapip evi idare ettigi için HÜKÜMET. Dadi ev islerini yaptigi için ISÇI. Sen HALK. Kardesin VATANDAS der.baba çocuga ayrıntılarını Yarin sabah açiklayacagini söyler. Gece çocuk tuvalete kalkar ve kardesinin agladigini duyar. Dadisinin odasina gider görür ki babasi dadisiyla yataktadir.Annesine seslenir horul horul uyumaktadir duymaz. Sabah kahvaltida sorar,oglum aksam anlattiklarimi hatirliyormusun? der. Babacigim ben politikanin ne demek oldugunu anladim der. KAPITALIZM, ISÇIYI götürüyor. HÜKÜMET uyuyor. HALKI duyan yok .
VATANDASI bok götürüyor."
 
 
............
Genç adam evlenmeye karar verir. Güzel bir bayanla nişanlanır. Adamın arkadaşı nişanlandığı bayanın kız olmadığını ve daha önce 4 defa evlendiğini söylemiş. Adam büyük bir öfke ile genç bayana. Neden bana bakireyim dedin daha önce 4 defa evlenmişsin.
Güzel bayan evet bakireyim der ve anlatmaya devam eder:
1.kocam doktordu. Gece miker gündüz dikerdi.
2.Kocam Avukattı. Diliyle hallederdi.
3.Kocam CHP liydi. İktidarsızdı.
4.Kocam ise AKP liydi. Gericiydi,açılım maçılım derdi bir türlü açamadı
kaynak:canim.net
 
.............................
Bir mühendis ölmüş ve büyük bir yalnışlık sonucunda cehenneme atılmış. Cehennemin konforundan hoşnut kalmayan mühendis bir takım
iyileştirmeler yapmaya başlamış. Kısa bir süre sonra cehennem, klimalı odaları, otomatik tuvaletleri, asansörleri, içecek otomatları ve diğer lüksleri ile bayağı rahat bir yer haline gelmiş. Bu arada mühendisin de iyice tanınıp sevildiğini söylemeye gerek yok.
Derken, günün birinde Cennet Meleği, şeytanı aramış:
-"Selam, cehennemde işler nasıl gidiyor? Neler yapıyorsunuz?"
Şeytan, memnun mesut gülümsemiş:
-"Ohoo.. Biz burada çok iyiyiz. Bir mühendis düştü buraya ki sorma gitsin. İnanılmaz lüks ve konforlu bir yer yaptı bizim orayı. Bir görsen, tuvaletlerimiz otomatik, kola makinemiz bile var."
Melek şaşırır:
-"Nee! Mühendis mi dedin? O adamin burada olmasi lazimdi. Çabuk onu buraya gönderin!"
Seytan: "Mümkünü yok! Kadromda bir mühendisin olmasindan çok memnunum ve onu burada tutacagim!" diye çıkışmış.
Cennet Melegi sinirle bağırmış:
"Onu çabuk buraya gönder, yoksa seni dava ederim!"
Şeytan katıla katıla gülerken şunları söylemiş:
"Yok yaa! Nasıl yapacaksın bunu? Bütün avukatlar bizim tarafta!"...
......................
 
 
Köyün birinde bir mezar soyguncusu varmış. Cenaze gömüldükten bir gün sonra mezara bir gidilirmişki, mezar soyulmuş. Bütün ziynet eşyaları çalınmış. Köylü bu mezar
soyguncusunu bilirmiş bilmesine de bir türlü yakalayamazmış. Gel zaman git zaman bu böyle sürüp giderken mezar soyguncusu ölüm döşeğine düşmüş ve oğlunu çağırarak:
-Bak oğlum. Ben bu güne kadar sizin rızkınızı mezar soyarak çıkardım. Şimdi ölüp gidiyorum. Arkamdan tüm köylü bayram yapacak. Bir kişi bile 'Allah rahmet eylesin' demeyecek. 'ohbee öldü de kurtulduk' diyecekler, diye itirafta bulunmuş. Bu olay oğlanın çok gücüne gitmiş. Babasına:
-Baba sana söz veriyorum herkes arkandan rahmet okuyacak demiş. Ve derken mezarcı ölmüş. Bütün köylü bayramda. Birkaç gün sonra köyde gene bir cenaze. Ama köylünün içi rahat. Cenaze tüm ziynetiyle beraber gömülmüş. Bir gün sonra mezarlığa gidildiğinde odane!!! Mezar gene soyulmuş ve eskisinden farklı olarak cenazenin kıçına koca bir kazık çakılmış. Köylüler bunu görünce:
-Yahu Allah Rahmet eylesin A.. efendide mezar soyardı ama hiç olmazsa kazık çakmazdı. Demişler.

Şimdiki siyasetçilere duyurulurr!!
 
....................
 
Bir gün doktorlar, tımarhanede yaptıkları araştırmada en akıllı deliyi seçeceklermiş. Bir gün delilerden biri bahçede bulunan havuza düşmüş ve boğulmak üzereymiş. Delilerden biri havuza düşen arkadaşını kurtarmaya çalışmış. Bunu gören doktorlar arkadaşını kurtaran deliyi yanlarına çağırmışlar ve "seni en akıllı seçiyoruz" demişler. Doktorlardan biri: "Peki kurtardığın arkadaşını çağır da sana teşekkür etsin" demiş. Deli: "Gelemez ki!" Doktor: "Neden gelemezmiş?" Deli: "Çünkü kuruması için onu astım!"
 
 
 
.................................
 
 
 
Üç zengin yahudi kardeş annelerine doğum gününde birer hediye almaya karar vemişler. Hediyelerini yolladıktan sonra aralarında sohbet etmeye başlamışlar. Birincisi demiş ki;
-' Ben anneme kocaman bir ev aldım'. İkincisi
-'Ben bir limuzin aldım ve bir de şöför tutum.' Üçüncüsü
-' Benim hediyem hepinizinkinden güzel. Annemin Tevratı okumayı ne kadar sevdiğini ve gözlerinin iyi görmediği için artık eskisi gibi okuyamadığını biliyorsunuz. Ona bütün Tevratı ezbere bilen büyük kahverengi bir papağan gönderdim. Onu eğitmek için 12 Haham 12 yıl boyunca uğraşmış. Tevratı ezberletmişler. Bu papağan için havraya 20 yıl boyunca 1 milyon dolar bağışlayacağım., ama buna değer. Annem sadece bölümün adını söyleyecek ve papağan ona ezbere okuyacak.' Öbür kardeşler biz niye bunu düşünemedik diye hayıflanmışlar ve kıskanmışlarsa da bir şey dememişler. Kısa bir süre sonra anneleri üçüne de birer teşekkür mektubu yazmış. Birinciye,
-' Abraham, bu ev bana çok büyük geliyor. Tek bir odası yetiyor ama hepsini temizlemek zorunda kalıyorum.' İkinciye
-' Mişon, yolculuk etmek için çok yaşlıyım, arabayı hiç kullanmıyorum ve şöför çok kaba.
-' Üçüncüye 'Solomoncuğum, annesini mutlu etmeyi bilen tek evladım sensın. Herşeyin büyük maddi hediyeler olmadığını gösterdin. Gönderdiğin tavuk çok lezzetliydi. Teşekkür ederim!'
 
 
 ...................................
 
 
Genç ve güzel sekreter son günlerde iyice açik saçik giyinmeye baslamis.

Özellikle yürüdügü zaman ortaya çikan görüntü genç patronun aklini çelecek

duruma gelmis. Birgün yine bu ortam olusunca, patron kapiyi kilitlemis ve

sekretere karsisindaki koltuga oturmasini söylemis. Sekreter koltuga öyle bir

oturmus ki, genç patronun gözleri yuvasindan oynamis. Sekreterin dizlerine

ellerini koyarak sormus :

- Bu satilik mi?

Sekreter tokati indirmis ve buz gibi öfke dolu bir sesle:

- Elbette hayir. Siz beni ne saniyorsunuz?

Patron hiç istifini bozmamis :

- Eger satmayi düsünmüyorsan reklamini da yapma..
 
..................
 
Bir mahkeme salonu düsünün... Bir davada tanIklIk etmesi için kürsüye yaslI bir teyzeyi çagırırlar.. KadIn yerine oturur ve davalInIn avukatı kadına yaklasır...
- "Bayan Jones.. Beni tanıyor musunuz?" Yaslı teyze cevap verir:
- "Ah evet Bay WiLLiams sizi çocukLugunuzdan beri tanıyorum.. siz taa o zamanLar bile aileniz için tam bir bas beLasıydınız.. sürekLi yalan söyLüyorsunuz, karınızı komsunuzla aldatıyorsunuz, en yakınım dediginiz insanLarIn arkasIndan konusuyorsunuz, 2 dolar fazla kazanmak için herkesi satarsınız..."
DavaLInIn avukatI basta oLmak üzere bütün saLon sok oLur.. Adam ne yapacagını biLemez bir halde kadIna tekrar sorar:
- "Peki Bayan WiLLiams, ya karşI tarafIn avukatInI tanıyor musunuz?" Kadın yine cevapLar:
- "Elbette tanıyorum.. çocuklugunda ona dadilik yapmıstIm.. Tembel, ödLek ve alkolik adamın tekidir.. etrafInda bir tek dostu yoktur ve herkes onun hala geceleri altına kaçırdıgını söylüyor.."
Yine herkes sokta.. bütün salonu bir gürültü kaplar.. hakim kürsüye tak tak tak vurup herkesi susturur ve her iki tarafın avukatını da kürsüye çagırır.. Ve ikisine de egilmelerini söylerek kulaklarına sunu fIsILdar...
- "Eger bu kadIna beni tanIyIp tanımadıgını sorarsanız ikinizi de harcarım.


 
 
 
.................
 
 
 
2 rahibe ormanda geziyormuş.Rahibelerden biri mantıksal diğeri matematiksel düşünürmüş. Peşlerine onlara tecavüz etmek isteyen bi adam düşmüş, rahibeler durumu farketmişler adamdan kaçmak için koşmaya başlamışlar. Yol iki ayrı yola ayrılıyormuş mantıksal düşünen rahibe "bari birimiz kurtulsun ikimiz de ayrı yollara sapalım bu yolların sonu zaten manastıra varıyo demiş. Diğeri de mecburen kabul etmiş. Adam mantıksal düşünen rahibenin peşine düşmüş aradan yarım saat geçmiş mantıksal düşünen rahiba üstü başı perişan saçı darmadağan bir şekilde dönmüş manastra. Diğeri sormuş "ne oldu arkadaşım? adam sana ne yaptı demiş" mantıksal rahibe anlatmaya başlamış "çok koştum fakat çok yoruldum baktım bana yetişiyo kaldırdım eteğimi o da indirdi pantolonunu" diğeri "eeee" demiş " ee'si şu mantıksal olarak eteğini kaldırmış bir rahibe pantolonunu indirmiş olan bi adamdan daha hızlı koşar.

 

.........................

İriyarı kabadayı tipli bir adam kahvede otururken birden ayağa kalkmış ve gürlemiş; -Ulan bu sağ taraftaki masalarda oturan herkes İNBE, sol tarafta'ki masalarda oturanlar ise ZEVEPENK tir. Varmı itirazı olan. Kahvede çıt yok. Herkesin başı önünde. Derken sol taraftan ufak tefek biri kalkmış yavaşca sağ tarafa yürümeye başlamış. Kabadayı gürlemiş; -Nereye lan. Adam ıkınmış sıkınmış yavaşca; -Şey ben yanlışlıkla yanlış yere oturmuşumda
 
......................
Birgün MOSSAD,CIA VE MIT i bir ormana götürüler bu 3 istihbarat örgütüne bu ormanda zürafa bulmalari istenir ilk zürafayi getiren yarışı kazanacaktir.
Cok gec olmadan MOSSAD ve CIA zürafayi bulup getiriler fakat bizim MIT den ses seda yoktur .Nihayet en sonunda görülür yanlarinda bir Fil ile beraber tabi filin agzi burnu dagilmış kafa göz yarilmis ve devamli su laflari sayiklayarak
- Abi valla ben zürafayım
 
................
 Yıl 2050. AB Komisyonu Başkanı odasında otururken, yardımcısı içeriye heyecanla girer:

-Efendim, Türkiye tüm isteklerimizi yerine getirdi. Onları AB'ye alacak mıyız?

AB Başkanı:

-Yok canım, henüz olmaz. Git, duyur, Tüm Türkiye İngilizce konuşacak, Türkçe'yi yasaklıyorum.
-Efendim onu 5 sene önce yaptılar. Hatırlamıyor musunuz?
-O zaman söyle, kokoreç yasaklansın.
-Aman efendim, onu yemeyi 2005'te bıraktılar.
-Ya ne bileyim? Kınayı yasaklayın.
-Ooooo. Beyefendi.Onu çoktan bıraktılar.
AB Başkanı düşünüp taşınmış ve;
-DAĞITIN LAN AVRUPA BİRLİĞİ'Nİ...
...............
 
Cebrail Allahu tealaya günlük brifing verirken  ankara çok karışık isterseniz çagırıp bir görüşseniz demiş.
Cebrail baykalı, sarıgülü,şeneri,pamukoglu paşayı,ahmet türkü ,erdoganı aldıgı gibi huzura çıkarmak için almış götürmüş.bahçeli nerde diye Cebrailin arkadaşları sormuş ona gerek yok bagırır çagırır vurur kırarlar onlar işini halleder demiş.
 
ve Cebrail sırayla önce baykalı huzura almış.Allahu teala :sevgili kulum baykal seni ben bile kurtaramam demiş ve kavesini içtikten sonra göndermiş.
 
sonra sarıgülle şeneri birlikte içeri buyur etmişler.Allahu teala:sevgili kullarım taş atın kolunuz açılsın, iktidarınız döneminde dışarda onurlu içerde gururlu olun demiş ve göndermiş.
 
pamukogluna Cebrail buyurun paşam demiş ve huzura almışlar.Allahu teala: bir emriniz varmı paşa kulum demiş ve göndermiş
 
ahmet türkü içeri almışlar.Allahu teala: ya senin başına bişey gelecek ama ben bile kestiremiyorum kendine dikkat et, fazla açılım maçılım deme senin biyerini açmasınlar sonra demiş ve göndermiş .
 
son olarak erdoganı huzura almışlar.Allahu teala: GEL ERDOGAN GEL
SENİN İŞİN BANA KALDI OTUR  demiş..
 
 
 
 ...............................
ingiltere de bir üniversitenin türkoloji bölümünde 30 ögrencilik bir sınıfta hoca ögrencilerine türkiye gündemini takip ediyormusunuz diye sormuş.ehh aşagı yukarı hocam takip ediyoruz demişler.
bu açılım olayını destekliyormusunuz sonuç ne olur derken ,hoca kaçınız destekliyor demiş.ve destekliyenler parmak kaldırsın demiş.
 
ögrencilerden 29 tanesi deskliyoruz demişler fakat bir tanesi ben desteklemiyorum demiş. herkes merak etmiş .ya neden desteklemiyon demişler.
 
valla demiş annem ve babam desteklemiyor onun için bende desteklemiyorum demiş.
 
hoca bu defa demişki,evladım annen-baban saf ve salak olsaydı ne yapacaktın demiş?
 
ögrenci cevap vermiş: o zaman desteklerdim tabii ki demiş.
 
 
 
 
 ...............................
 
 
 
 
Bir gün Kayserilinin biri İstanbula iş aramaya gider ve gezerken fabrikanın birinde iş ilanı görür güvenliğe gider oda müdürün yanına gönderir. Selamınaleyküm der ve müdürün odasına girer müdürde Aaleykümselam der buyur nasıl yardımcı olabilirim diye adama sorar.
Adam;
-Ben iş müracaatı için geldim der.
Müdür adamın konuşmasından Kayserili olduğunu anlar ne iş yaparsın diye sorar. Adamda ne iş olursa yaparım yeterki iş olsun der.Müdür gülmeye başlar, adam müdür gülünce acaba yanlış bir şey mi söyledim der. Kendi kendine müdür hemşerim sen nerelisin der, adam Gayseriliyim deyince müdür yine güler adam niye gülüyorsunuz deyince müdür bende Gayseriliyimde ondan gülüyorum. Adam dayanamaz sorar müdürüm sen kaç senedir burda müdürsün?
Müdür 3 senedir niye sordun?
Adam daha bu fabrikayı 3 senedir üstüne yürütemedin mi sen nasıl Gayserilisin deyince müdür yürütmeye yürütecektim de fabrikanın sahibi de Gayserili..
 ...................................

Bir gün doktorlar, tımarhanede yaptıkları araştırmada en akıllı deliyi seçeceklermiş. Bir gün delilerden biri bahçede bulunan havuza düşmüş ve boğulmak üzereymiş. Delilerden biri havuza düşen arkadaşını kurtarmaya çalışmış. Bunu gören doktorlar arkadaşını kurtaran deliyi yanlarına çağırmışlar ve "seni en akıllı seçiyoruz" demişler. Doktorlardan biri: "Peki kurtardığın arkadaşını çağır da sana teşekkür etsin" demiş. Deli: "Gelemez ki!" Doktor: "Neden gelemezmiş?" Deli: "Çünkü kuruması için onu astım!"

 
 
 
...........................
Bir gün Haydar isimli bir adam kız arkadaşıyla buluşmak için restorana gitmiş oturup kızı beklemeye başlamış bi bakmış ki 2-3 masa ileride Kadir İnanır gitmiş yanına
- Kadir ağabey bir imza alabilir miyim? demiş
Kadir İnanır:
- Tabi. demiş vermiş imzayı adam gitmiş oturmuş yerine bi kaç dakika geçmiş Haydar kalkmış yerinde
- Kadir ağabey birazdan kız arkadaşım gelecek geçerken bir selam verirmisin ya karizma olur. demiş
Kadir İnanır:
- Tamam olur.demiş
ardından adam dayanamamış kalkmış yerinden yine
- Kadir ağabey be yanımızdan geçerken selam verip iki muhabbet edermisin ya çok sağlam karizma yaparız demiş
Kadir İnanır:
- İyi tamam hadi geç otur yerine ben giderken uğrarım sizin masaya demiş.
Adamın kız arkadaşı gelmiş oturmuşlar muhabbet ederken Kadir İnanır gelmiş
- Haydar naber abi? demiş
Haydar:
- Kadir bi s*kt*r git ya....
 
 
...........
 
 
Başbakan saç tirasi olmak için berbere gitmis. Berber sormus:
Başbakanım laiklik hakkinda ne düsünüyorsunuz??
Başbakan duymazdan gelmis.
Berber beş dakika sonra tekrar sormus:
?Laiklik hakkında ne düşünüyorsunuz??
Başbakan sinirlenmiş ve “ Sana ne ulan laiklikten, Artistlik
yapma, isine bak” diye azarlamış adamcagizi... O da gülerek
karşilik vermis:
Öyle demeyin Basbakanim... Laiklik sözünü duyunca saçlarınız
diken, diken oluyor da daha kolay kesiyorum
 
 
..................
 

Kapıda kimlik kontrolü

Abdullah Yılmaz göndermiş fıkrayı; Bir çiftlik evine davet edilen Kenan Evren, Orhan Gencebay ve Tayyip Erdoğan aynı anda kapıya gelirler. Kapıda bekçi karşılar. Ama bekçi güvenlik konusunda sıkıca tembihlendiği için gelenlere kimliklerini sorar. Gencebay, "Beni herkes tanır. Bak sazım elimde. Bu kimliğimdir" der. Bekçi, "Tamam sizi sazınızdan tanıdım. Geçin" diye yol verir. Kenan Evren "Ben de Marmaris"te resim yapıyorum. Herkes beni tanır. Bak paletlerimi de getirdim" der. Bekçi, "Tamam sizi de tanıdım. Güzel hanımların resimlerini yapıyorsun, geçebilirsiniz" diye açar kapıyı. Sıra Tayyip Erdoğan"a gelince, Erdoğan, "Ne kimliği, artistlik yapma lann!" der. Bekçi korkarak kapıyı açar: "Tamam Başbakanım. Kimlik göstermenize gerek yok bu beyanınız yeter."

 

      HABERİ PAYLAŞ Bookmark and Share
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

 
 

SON YORUMLANANLAR

     
     
     
     

    SON HABERLER

     

    Kullanım Şartları | Reklam Verin | Künye | RSS | Bize Ulaşın |

    Tüm Hakları Saklıdır & ispartanews.com
     

    isparta haberleri Rss Haber, ısparta haber,ısparta haberler,ısparta news,haber ısparta,ısparta secim,ısparta siyaset,akp aday,haber32,manset32,