|seçilenler|siyaset|Ekonomi|ısparta ilçeleri|ıspartaspor|Türkiye|sdu|Sağlık|Teknoloji|Magazin|Video|Kadın|Dünya
 

Koçun ağaç katliamı,28 şubat,faiz lobisi

başbakanın bahsettigi şu meşhur koç üniversitesinin alanının nasıl tahsis edildigi ,ne dolapların döndügü ,ne gibi yasadışılıkların yapıldıgının hikayesi.bir 28 şubat hikayeside daha ...FAİZ LOBİSİ..

Kategori  Kategori : Dünya
Tarih  Tarih : 08 Haziran 2013 23:18

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto Yazı Boyutu

Başbakan Erdoğan'ın gündeme getirdiği orman katliam nedeniyle 1997 yılında ANAP'lı Bayındırlık ve İskan Bakanı Yaşar Topçu, Yüce Divan'a sevkedilmişti.

Ancak 1997′de Sarıyer'deki ormanlık alanı, Koç Üniversitesi'ne vermek suretiyle imar yolsuzluğu yaptığı gerekçesiyle ANAP'lı Yaşar Topçu'yu sevkedildiği Yüce Divan'dan CHP'nin kurtardığı ortaya çıkmıştı. 

Star'ın haberine göre; 28 Şubat postmodern darbesiyle meşru hükümetin yerine kurulan ANASOL-D Hükümeti'nin ANAP'lı Bayındırlık ve İskan Bakanı Yaşar Topçu, Büyükşehir ve İmar kanunlarına aykırı olarak Sarıyer'deki ormanlık alanı 28 Şubat'ın en güçlü aktörleri arasında yer alan sermaye grubunun kuracağı vakıf üniversitesine tahsis etmişti.

Kapatılan Refah Partisi'nin (RP) İstanbul Milletvekili Mustafa Baş ve 46 arkadaşı, Topçu hakkında Meclis'e bir gensoru önergesi vermişti. Topçu hakkında verilen gensoru önergesi görüşmelerinde yalnızca DYP destek verirken, Meclis'te grubu bulunan diğer partiler red oyu kullanmıştı. Refah-Yol hükümetini düşürmek için eski Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk'un öncülüğünde kurulan ve kamuoyunda 'Şemsiye Partisi' olarak bilinen DTP ve CHP'nin red oylarıyla Topçu, yargılanmaktan kurtulmuştu.
YAĞMANIN HİKAYESİ
Koç Üniversitesi'ne tahsis edilen orman alanla nasıl ağaç katliamı yapıldığını işin tarihçesiyle hatırlayalım.
Sarıyer İlçesi, Rumeli Feneri Köyü hudutları dahilinde bulunan Mavramoloz Devlet Ormanı içerisinde kalan 160 hektarlık bir arazi Özel Üniversite Kampüsü kurulmak üzere Bakanlar Kurulu'nun 26.04.1992 tarihli kararı ile 49 yıl süre ile Koç Üniversitesi'ne tahsis edildi.

Koç Üniversitesi Kampüs Alanı, gerek 1980 onanlı 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Nazım Planı, gerekse de 1994 onanlı 1/50.000 ölçekli İstanbul Büyükşehir Nazım Planında orman alanında kalmaktaydı. Koç Üniversitesi 15.08.1994 tarihli dilekçesinde 24.03.1994 onay tarihli 1/50.000 ölçekli İstanbul Büyükşehir Nazım Planı'na itiraz ederek, Orman Bakanlığı'ndan ön izinle kendisine tahsis edilen alanın, Planda "Üniversite Kampüs Alanı" olarak gösterilmesini istedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Planlama Müdürlüğü'nün söz konusu itirazı değerlendirmesinde şu konular dikkat çekiciydi:
"1/50.000 ölçekli İstanbul Büyükşehir Nazım Planı'nın ana kararı olarak çekicilik oluşturabilecek işlevlerin kentin kuzey yönünde düşünülmesi, özellikle orman alanları, su toplama havza alanları ve kent makroformunun istenmeyen yönde gelişmesi açısından sakıncalar doğurabilecektir. Bu bölgelerdeki planlamalar Nazım Plan ana kararlarını destekleyici, bütünlük sağlayacak biçimde ve doğrusal gelişimi kuvvetlendirici yönde olmalıdır. Geri kazanılması bugünkü koşullarda olanaksız olan bu kaynakların korunması açısından Nazım Plan'da kent makroformu doğu-batı doğrultusunda doğrusal bir form biçiminde düşünülmüş ve bu düşünceyi kuvvetlendirici nitelikte işlevler bu aks doğrultusunda önerilmiştir. Üniversite kampüs alanları, alt merkezleri destekleyen bölgelerde Nazım Plan ana kararlarını destekleyici yönde olmalıdır."

Orma.n Bakanlığı tarafından Koç Üniversitesi'ne tahsis olunan alan 1980 ve 1994 onanlı Nazım Planlarda olduğu gibi 15.11.1995 onay tarihli İstanbul Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım Planı Nazım Planında da "Doğal Karakteri Aynen Korunacak Orman" alanında kalmaktaydı.
Söz konusu alan aynı zamanda, İstanbul 3 numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 15.11.1995 tarihli kararıyla "Doğal Sit" olarak tespit, tescil ve ilan edilen alanda kalmaktaydı. Beykoz ve Sarıyer ilçelerine ilişkin söz konusu kararın 5. maddesinde karar gerekçesini "...... gerek ormanlık ve diğer yeşil doku içeren korunması gerekli doğal varlıklarla kaplı, gerekse Karadeniz Kıyı Kuşağı ve buna bağlı değerlerle yine korunması gerekli doğal zenginlikleri içeren ve ekli haritada sınırları belirtilen bölgeleri, yukarıda özetlenen tahribatın daha fazla sürmemesi ve bölgenin doğal ve kültürel değerlerinin korunarak gelecek kuşaklara aktarılması için..... Doğal Sit olarak tespit, tescil ve ilan edilmektedir" şeklinde açıklanmaktaydı.
27.08.1997 tarihinde Koç Üniversitesi'nin de içinde bulunduğu bölge, Bahçeköy Belediye Meclisi ve İstanbul İl İdare Kurulu'nun Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'na yaptıkları teklif üzerine Büyükşehir Belediyesi sınırları dışına çıkarılarak Bahçeköy Belde Belediyesi sınırlarına alındı. Bu şekilde bu alandaki planlama yetkisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden alınarak Belde Belediyesine verildi.
Başbakan Erdoğan'ın işte İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemdeki mücadelesinin en önemli göstergesi buydu.
Metropoliten bir alandaki belde bBüyükşehir Belediyesi sınırları dışına çıkarılarak yağmaya zemin hazırlanmıştı.

Oysa metropoliten alan plan bütünlüğünün sağlanması ve plan uygulamaların, denetimi, eşgüdümü ve iletişimi açılarından ve çevre ile bütünleşmesi yönünden, belde belediye alanlarının Büyükşehir Belediyesi yetki alanı içerisinde olması gerekiyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde, İlçe Belediyeleri dışında kalan Belde Belediyelerine ait imar planlarının da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nce yapılan ve onaylanan her ölçekteki Nazım İmar Planları esaslarına uygun olarak düzenlenmesi gerekmekteydi.
Anayasa Mahkemesi'nin 13.09.2000 gün ve 2000/21 sayılı kararı da yağmanın nasıl yapılamayacağına dair en önemli dayanaktı:
"Anayasa'nın 169. maddesinde, ormanların ülke yönünden taşıdığı büyük önem gözetilerek, korunmaları ve geliştirilmeleri konusunda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Bu özel ve ayrıntılı düzenlemenin ülkemizde orman örtüsünün sürekli yok edilmesi gerçeğinden kaynaklandığı kuşkusuzdur. Anayasa'nın 169. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği gibi maddenin birinci fıkrası doğal kaynaklarımızın en önemlilerinden birisi olan ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için Devlete gereken tedbirleri alıp kanun koymayı ve bütün ormanların gözetimi ödevini getirmektedir.
İkinci fıkrada, Devlet ormanlarının yalnız Devletçe yönetilmesi ve işletmesinin yasayla düzenleneceği, mülkiyeti ve yönetiminin özel kişilere devir edilemeyeceği belirtilmekte, maksatlı olarak yapılan orman tahripleri, ağaçlar ve ormanlara vaki tecavüzlerde ormanların zaman aşımı suretiyle mülk edinilemeyeceği, kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamayacağı kesin olarak hükme bağlanmış bulunmaktadır.
Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği hususu da üçüncü fıkrada Anayasal bir hüküm olarak yer almaktadır.
Orman alanlarının dava konusu kuralda öngörüldüğü biçimde vakıf üniversitelerine tahsisli ormanların korunması ve bütünlüğünün bozulmaması ilkesiyle bağdaşmadığı gibi kamu yararının zorunlu kıldığı durumlar arasında da kabul edilemez" denilerek 28.12.1999 günlü 4498 sayılı 'Yükseköğrenim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun' orman alanlarının Vakıf Üniversitelerine tahsisine ilişkin kısmını iptal etmiştir."
Anayasa Mahkemesinin bu iptal kararı üzerine Danıştay, İstanbul Sarıyer Mavramoloz ormanlarındaki alanın 49 yıllığına Koç Üniversitesi verilmesine ilişkin izin ve tahsis işlemini iptal etti. Başbakan Erdoğan'ın sözünü ettiği gibi davayı devlet kazandı ancak düzenlenen bir protokolle Koç Üniversitesi kiracı yapıldı.
İşte bu ağaç katliamı yaşanırken, Recep Tayyip Erdoğan tek başına mücadele ediyor, basın ise orman talanını görmezden geliyordu.
 
http://emlak.haber7.com/emlak-gundemi/haber/1036263-iste-kocun-agac-katliaminin-hikayesi
28 Şubat iddianamesinden Levent Kırca da çıktı.... 28 Şubat darbesi iddianamesinde dönemin hükümetini devirmek için izlenen psikolojik harekât ayrıntılarıyla anlatılıyor. İddianamede yer alan ‘Siyasal İslam'la Mücadele Planı'nda Refah Partisi 'ne yönelik iftira ve karalamalara yer veriliyor.
Bu konuda PKK'yla mücadele yöntemlerinin kullanılması gerektiği tavsiye edilerek şunlar kaydediliyor: "TSK, MİT, Parlamento, yargı, eğitim kurumları, medya ve STK'ların yapacakları takvime bağlanmalı. RP daima kendini savunma pozisyonunda hissetmeli. Sürekli taarruz etmeliyiz. Siyasi İslam'ın ırz düşmanlığı gibi motifleri ön plana çıkartılmalı. Eşlerinin, kızlarının ahlaki durumlarına çalışılmalı. İslami hareketin liderleri hakkında dezenformasyon yapılmalı. Halkın İslami hareketten korkup nefret edeceği tanımlamalar kullanılmalı. Erbakan ve Şevki Yılmaz'ın hakaret içeren sözleri Levent Kırca'da hicvedilmeli."
Zaman'da yer alan habere göre iddianamede, Refah-Yol hükümetinin devrilmesi için yürütülen psikolojik harekât ve Karargâh'ta yapılan toplantılarda alınan gizli kararlar da tek tek sıralanıyor. Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Çevik Bir'in başkanlığında, Genelkurmay'da gerçekleştirilen 7 Nisan 1997 tarihli toplantıya kuvvet komutanlıkları ile Jandarma Genel Komutanlığı'na bağlı personelin katıldığı belirtiliyor. Ardından, "Bu şekilde askerî müdahale sürecine Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tüm unsurlarının katılımının amaçlandığı görülmüştür" deniliyor. Bütün araştırmalara rağmen 7 Nisan'daki toplantının resmi bir emir veya davetle gerçekleştiğine dair belgeye ulaşılamadığı aktarılıyor.
İddianamede, "Toplantının içeriği, herhangi bir davet ve yazışma yapılmaması göz önüne alındığında toplantının resmi faaliyet dışı olarak yapıldığı belirlenmiştir. BÇG'nin 10 Nisan 1997 tarihinde kurulmasından önce ‘Kriz Masası Grubu' adı altında faaliyete geçtiği, bu grubun 28 Şubat 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu (MGK ) kararlarının alınmasını sağladığı, anılan kararların oluşturduğu siyasi kaos ve basının hükümete karşı yönlendirmesi sonucu BÇG'nin hiçbir demokratik ülkede kabul edilemeyecek şekilde halkın oyları ile seçilmiş ve Meclis'ten güvenoyu almış hükümeti cebir ve şiddet kullanmak suretiyle emir yazılmasını sağlayıp hükümeti ıskat etme iradelerini resmileştirdikleri anlaşılmıştır" tespiti yapılıyor.
Dönemin Diyanet İşleri başkan banışmanı olan sanık emekli Albay Oğuz Kalelioğlu'nun evinde yapılan aramada ele geçen ve ‘gizli' ibareli 2 sayfadan oluşan ‘Güneş Psikolojik Harp Planı' da dikkat çekiyor. Kalelioğlu'nun ikametinde yapılan aramada bulunan 11 Şubat 2013 tarihli ‘Araştırma Tutanağı' başlıklı bilgisayar çıktısı da iddianameye girdi. Bu çıktıda şok ifadeler yer alıyor. Kalelioğlu imzalı belgede TSK içindeki mezhepçi yapılanmadan söz ediliyor. "Başarılı olan komutanlar takunyalı tarikatçı diye yıpratılarak daha fazla yükselmesi engellenecek. Yakın çevrem, ‘irtica ile savaşı biz yaptık, kendimizi riske attık, artık kimse bizi engelleyemez. 2000'li yıllar bizim olacak.' diyen maceracılarla dolu. Önlem alınmazsa, sadece Sünniler değil, masum Aleviler de zarar görecek" uyarısı yapılarak önlem alınması gerektiği vurgulanıyor.
 FAİZ LOBİCİLERİMİ
AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi ve MÜSİAD eski başkanı Dr. Ömer Bolat, Türkiye'de Gezi Parkı olaylarının arkasındaki 3 lobiden bahsetti. Banka gelirlerinin Yeni Tüketici Yasası ile kesintiye uğrayacak olması ve alkol satış ve reklam düzenlemesi lobileri çıldırttı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Faiz lobisi, şu anda borsada spekülasyonlara girmek üzere bizi tehdit edeceğini zannediyor. Şunu bir defa çok iyi bilmeleri lazım, bu milletin alınterini biz onlara yedirtmeyeceğiz" şeklindeki sözleri kamuoyunda büyük yankı buldu.
"FAİZ LOBİSİ ÇILDIRDI"
AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi Dr. Ömer Bolat, faiz lobisi, içki lobisi ve reklam lobisinin hep beraber yüklenerek Gezi Parkı'nın ardından başlayan olayların çıkartıldığını belirterek, "Hükümetin Meclis'e sunduğu Tüketici Haklarını Koruma Kanunu tasarısında bankaların bazı fahiş ücret komisyon gelirlerinin bir miktar tırpanlanacak olması faiz lobisini çıldırttı. Üstüne geçen hafta salı günü içki reklamlarının ortadan kaldırılması kararı, içki lobisini ve reklam lobisini kızdırdı.
Gerek Batılı ülkelerde gerekse bölge ülkelerindeki Türkiye'nin başarı hikayesinin meydana getirdiği kıskançlık ve hasetlik duyguları birleşti ve geçen hafta çarşamba gününden itibaren düğmeye basılarak malum müessif hadiseler çıkarıldı" dedi.
"28 ŞUBAT SÜRECİ FAİZLERİ OLAĞANÜSTÜ YÜKSELTMİŞTİ
Dr. Bolat, Türkiye'nin yüksek enflasyonlu ve yüksek faizli dönemi 20 seneye yakın bir süre yaşadığını, kamu bütçe açıklarının kamu borçlanmasıyla karşılanmaya başlandığını, 1990'lı yılların başından itibaren AK Parti'nin hükümette olduğunu, 2000'li yılların ikinci yarısına kadar yüksek faiz lobisinin Türkiye'de olağan üstü rantlar elde ettiğini belirterek, "Nominal faiz ikili hatta üç rakamlı boyuttaydı, reel faizlerde bazen AK Parti'den önce yüzde 25'lere kadar varabiliyordu. Yani bu enflasyon üstü reel faiz vardı. AK Parti enflasyonu ve faizleri düşürdü buna rağmen 6 yıl süren o 28 Şubat süreci faizleri olağan üstü yükseltmişti. Yani vergi gelirlerinin tamamı bile AK Parti'den önce borç faizlerini ödemeye yetmiyordu" diye konuştu.
TÜRKİYE EKSİ FAİZE GEÇTİ OLAYLAR BAŞLADI
Dr. Bolat, günümüz Türkiye'sinde bütçe açığı milli gelirin yüzde 1,5'una, kamu borçlarının milli gelire oranı yüzde 36'ya, tahvil gösterge faizinin de iki hafta öncesine kadar yüzde 4,90'a düştüğünü ifade ederek, "Türkiye eksi faize geçmişti. Enflasyon oranı yüzde 6 civarında olduğu için Türkiye eksi faize geçmişti. Bu nedenle her ne kadar bugün de 375 milyarlık devlet bütçesinin yaklaşık 50 milyarı hâlâ o 28 Şubat'ın ve özel ve kamu bankalarının hortumlamasının şişirdiği borç faizlerini ödemeye gitmektedir" şeklinde konuştu.
Gösterge faizlerinin yüzde 4,90'a düşmesinin faiz lobisini çılgına çevirdiğini ifade eden Dr. Ömer Bolat, "Hükümetin meclise sunduğu Tüketici Haklarını Koruma Kanunu tasarısında bankaların bazı fahiş ücret komisyon gelirlerinin bir miktar tırpanlanacak olması faiz lobisini çıldırttı.
Üstüne geçen hafta salı günü içki reklamlarının ortadan kaldırılması kararı içki lobisini ve reklam lobisini kızdırdı. Gerek batılı ülkelerde gerekse bölge ülkelerindeki Türkiye'nin başarı hikayesinin meydana getirdiği kıskançlık ve hasetlik duyguları birleşti ve geçen hafta çarşamba gününden itibaren düğmeye basılarak malûm müessif hadiseler çıkarıldı" dedi.
10 SENEDİR HAZMEDEMEYEN BEYAZ TÜRKLER TAHRİK ETMİŞTİR
Olayların ardında lobilerin olduğuna dikkat çeken Bolat, "Gezi Parkı'ndaki ağaçların sökülmesini engellemek isteyenler bu lobiler tarafından kullanılmıştır. Şiddet ve gösterileri tahrik edenler faiz lobisi, içki lobisi, reklam lobisi, AK Parti'nin iktidarından rahatsız olan Beyaz Türkler, AK Parti iktidarını 10 senedir hazmedeyen CHP muhalefeti ve Türkiye'nin başarısını kıskanan hazmedemeyen batılı ülkeler ve bölge ülkeleri bu olaylardan büyük memnuniyet duymuşlardır. Basın yayın organları vasıtasıyla da abartarak yaymışlardır, kışkırtmışlardır" diye konuştu.
Kaynak: Yeni Akit
CEM BOYNER OLAYI

Gezi Parkı'nda "çapulcuyum" pankartıyla dolaşan Cem Boyner'in 10 yılda borsadan zengin olduğu ortaya çıktı. Şirketlerinin değerindeki artış dudak uçuklattı.
Gezi Parkı eylemlerine "Ne sağcıyım, ne solcu, çapulcuyum çapulcu" pankartıyla katılan Boyner Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cem Boyner'in şirketlerinin borsadaki performansı dudak uçuklatıyor. 10 yılda borsayı 10 bin seviyesinden 90 bine çıkaran ekonomik istikrar, en çok Boyner'e yaradı.
ENDEKSİ BİLE KATLADI
Endeks bu süreçte yüzde 629 arttı. Cem Boyner'in başkanlığını yaptığı şirketlerden Boyner Holding yüzde 791, Altınyıldız Mensucat ve Konfeksiyon ise yüzde 4.744 arttı.
Boyner Holding'in borsadaki piyasa değeri 61.3 milyon liradan 546.8 milyon liraya ulaştı. Altınyıldız Mensucat'ın piyasa değeri ise 41.6 milyondan 2 milyar 20 milyona çıktı. Cem Boyner'in Gezi Parkı eylemlerinde çektirdiği pankartlı fotoğraf çok konuşulmuştu.
Kaynak: Sabah
 Türkiye, 12 gündür Gezi Parkı'yla yatıp Gezi Parkı'yla kalkıyor. Olaylara yabancı basının ilgisi de yoğun. Bu gerginliğin bir de ekonomik etkisi var. BAŞBAKAN'A göre arkasında 'faiz lobisi' var. Peki "nedir, kimdir, ne ister nasıl çalışır?" faiz lobisi.
Faiz lobisi bir kez daha ülke gündeminde... Ekonomist Deniz Gökçe, "Faiz lobisi tatlı kazanç peşinde koşar. Bu kazancı sağlamak için yüksek faiz-yüksek döviz kuru arzular. Kendisi kazanırken ülkeyi fakirleştimeyi umursamaz" dedi ve ekledi: Şu an suni bir kriz yaşıyoruz. İyi niyetli yabancı yatırımcı zararı göze alarak çıkmak isteyebilir. Bu da suni krizi reel bir krize dönüştürebilir
Türkiye, 12 gündür Gezi Parkı'yla yatıp Gezi Parkı'yla kalkıyor. Olaylara yabancı basının ilgisi de yoğun. Hemen hemen her gün Türkiye manşetlerde... Bu gerginliğin bir de ekonomik etkisi var.  Borsa düşüyor, dolar ve euro değer kazanıyor. Tahvil faizleri ise almış başını gitmiş vaziyette...
BAŞBAKAN'A göre ise piyasalardaki bu hareketliliğin arkasında 'faiz lobisi' var. 2001 kriziyle beraber Türkiye'nin gündemine oturan faiz lobisi'nin kim olduğunu Deniz Hoca'ya sorduk... Nedir, kimdir, ne ister nasıl çalışır? Şunları anlattı:
- Türkiye'de gerçekten bir faiz lobisi var mı?
Başbakan Erdoğan 'faiz lobisi' diyerek topluma önemli mesajlar vermek istiyor. Başbakan, faiz kelimesi ile lobi kelimesini de hep bir arada kullanmakta ve bir "faiz lobisinden" bahsetmekte. Ancak kim faiz lobisi sayılır sorusunun cevabı da açık değil, üstelik zor.
- Peki kim bu lobi dediğimiz kurumlar?
Doğal olarak bunlar yabancı finans kuruluşlar: Bankalar, fonlar... Bunların Türkiye ayağı da buradaki banka ve finans kuruluşları.
- Türkiye'de nasıl hareket ediyorlar?
Türkiye'ye yatırıma gelen fon ya da banka, döviziyle önce Türk Lirası alıyor. Bu Türk Lirası'nı hisse senedi ya da iç borçlanma senedine yatırıyor. Çıkarken de Türk Lirası'nı döviz yapıp evine dönüyor. Türkiye'de de bazı yerli aracı kuruluşlar ve bankalarla beraber hareket ediyorlar.
NASIL KAZANIYORLAR?
- Faiz ya da dövizin artmsından çıkarları ne?
DIŞ ülkelerden Türkiye'ye gelen yabancı yatırımcılar sıklıkla yerel faizi artırmamız için bazen nasihatlar verirler. Çünkü faiz yükselirse Türk Lirası'nın dövize karşı değeri yükselir. Bu da dış yatırımcının işine yarar. Çünkü ülkemize yüksek getiriyi izleyerek gelen dış yatırımcı , ülkemizin parası değer kaybettikçe yüksek getiriden kazandığını, TL'nin dövize karşı değer kaybetmesi nedeniyle kaybetmek durumunda kalır. İşte getirisi kur değişmesine kurban gitmesin diye parazit yapan dış yatırımcıya 'faiz lobisi' diyebiliriz.
Tek amaç tatlı para kazanmak
- Faiz bu işin neresinde?
Nominal veya reel faiz yükseldiği zaman, yabancı yatırımcı kur  değişimi nedeniyle zarar etmekten kurtulur. Fakat ülkeye finans yatırımına gelen her kuruluşa faiz lobisi diyemeyiz. İster istemez bu kuruluşlar kolay para peşinde. Fakat ülkenin geleceğini düşünmeyen kötü niyetli kuruluşlarına bu benzetmeyi yapabiliriz.
Güçlü TL'yi kim istemiyor?
- TL'nin değerinin düşmesini istemeyen kimler?
TL'nin değer kaybetmesi elinde döviz birikimi olan kimseye veya kuruma yarar. Dövizin değerinin artması en çok ihracatçılara da yarar, çünkü onlar da döviz kazanmaktadırlar. Ama ülkenin ithalatçılarına ve döviz borcu olan kişi ve kuruluşlara dövizdeki yükseliş hiç ama hiç yaramaz.
Faiz lobisi ne kadar güçlü?
- Şu an kim daha güçlü? Faiz lobisi mi, MB mı?
Merkez Bankası son yıllarda hem nominal hem de reel faizi düşürmekte başarılı oldu. Döviz kurunun TL aleyhine gelişmesini de kontrol altına aldı. Merkez Bankası son dönemde kullandığı ve "koridor sistemi" adı ile geçen politika yaklaşımında faizleri hem nominal hem de reel olarak rekor düzeyde düşürebildi. Diğer taraftan da ülkemize gelen yabancı sermaye  akımı nedeni ile paramız da değer kaybetmek yerine değer kazanmak yönünde sık sık değişim yaşamaktadır. Yani şu an için işler Merkez Bankası'nın istediği şekilde yürüyor.
TL'deki kayıpların bir sorumlusu da küresel gelişmeler
- İyi de Merkez Bankası TL'nin değerinin düşmesini istemedi mi?
Son haftalarda TL'nin değer kaybetmesi küresel ekonomideki değişimden kaynaklanıyordu. Fakat biz de hem nisan ayında 0.25 puan  ve hem de mayıs ayında 0.50 puan faiz indirimi yaptığımızdan  biz de kendi paramızın değerini Merkez Bankası politikasıyla düşürüyorduk. Çünkü büyüme başlarken dış denge yani cari açık da yükselmeye başlamıştı ve çok yükselmesini istemiyorduk. Faiz indirmek  yerel paranın değerini de düşürür.
LOBİ'DEN KURTULMA YOLLARI!
- Türkiye faiz lobisinden kurtulmak için ne yapmalı?
İlk olarak tasarrufları artırmalıyız. Biz ülke olarak tasarruflarımızı artırırsak faiz lobisinin bir anlamı da kalmaz. Kendi yatırımlarımızı kendi tasarruflarımızla finanse eder hale geliriz. Bakın Almanya'ya, tasarruflar yüksek lobi falan da yok...
DİĞERLERİNE BENZEMEYİZ
- Yabancı basında Türkiye, İspanya ya da Portekiz olur mu diye yazılar çıktı? Bunlar ne kadar gerçekçi?
Türkiye 2001 sonrasında bankaları ve kamu maliyesini tamir etti. İspanya, Portekiz olmaz. Ama gerilim Güneydoğu sorununun çözümünü ve büyümeyi etkileyecek düzeye götürülmemeli.
Risk: İyi niyetli yatırımcıyı ürkütmektir!
- Ekonomi için asıl risk ne?
Asıl risk, Türkiye'ye yatırım yapmış iyi niyetli yabancıların endişelenip ülkeden çıkma riskidir. Bunu yapabilmeleri için satmaya çalıştıkları hisse senedi ve bonolara alıcı bulmak zorundalar. Ancak bugünkü ortamda alıcı bulmaları zor. Ama eğer gerilim panik düzeyine gelirse, o zaman zararı sineye çeker, kaçabilirler. Bu da kurları 1994 ve 2001'deki gibi yukarıya zıplattırır. Ama şu anda böyle bir durum yok!
1 dolar=2 TL olabilir mi?
Merkez Bankası geçen hafta cuma günü likiditeyi azalttığını ve durumu izleyip, geretiğinde politikasını kuvetlendirip kuvvetlendirmemesi konusunda karar vereceğini söyledi. Bir dolar 2 TL düzeyine çıkmak Merkez Bankası'nın hemen müdahale etmesini getirir.
Yüksek faizi sadece bu lobi istemez...
- Yüksek faizi isteyen herkes faiz lobisine mi hizmet eder?
Faiz lobisine dahil edilemeyecek birçok insan da bankalarda mevduat şeklinde fon tutmaktadırlar. Faizin enflasyona oldukça paralel olmasına rağmen milyarlarca risk sevmeyen yatırımcı , hisse senedi yerine kamu borç senetlerine veya çoklukla mevduata yatırım yaparlar. Yaşlı ve emeklilerin tasarruflarını tuttuğu en önemli araç mevduattır. Bu tür insanlar faizin düşmesinden şikayet etseler de, onlara faiz lobisi denemez. Çünkü onlar uzun vadeli tasarrufçu ve yatırımcıdır, kısa vadeci  spekülatör değil.
 
 

 

      HABERİ PAYLAŞ Bookmark and Share
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

 
 

SON YORUMLANANLAR

     
     
     
     

    SON HABERLER

     

    Kullanım Şartları | Reklam Verin | Künye | RSS | Bize Ulaşın |

    Tüm Hakları Saklıdır & ispartanews.com
     

    isparta haberleri Rss Haber, ısparta haber,ısparta haberler,ısparta news,haber ısparta,ısparta secim,ısparta siyaset,akp aday,haber32,manset32,